Andersen'den Masallar!
Abdullah Ergün
Türk futbolunda bir sezon daha geride kaldı. Ancak değişen hiçbir şey olmadı. Yine başarı hikâyeleri anlatıldı, yine pembe tablolar çizildi, yine gerçekler halının altına süpürüldü. Futbolun doğrularının konuşulması gerekirken söylemler, algılar ve günü kurtarmaya yönelik açıklamalar gündemi belirledi.
Yıllardır kulüplerin geleceği olarak gösterilen alt yapılar ise büyük ölçüde bir vitrin malzemesine dönüştürüldü. Açılış törenleri yapıldı, projeler tanıtıldı, fotoğraflar verildi. Ancak iş sahaya geldiğinde ortaya çıkan tablo iç açıcı olmadı. Göstermelik alt yapı yatırımlarıyla kamuoyunun gözünü boyayan anlayış, bugün kulüplerin içinde bulunduğu çıkmazın en önemli nedenlerinden biri haline geldi. Ne yazık ki bunun hesabını soran da yok, gündeme taşıyan da.
Türkiye Futbol Federasyonu’nun yıllardır uyguladığı plansız ve istikrarsız yapılanmalar da bu tablonun oluşmasında önemli pay sahibi. Her sezon değişen statüler, sürekli yenilenen lig formatları ve bitmek bilmeyen sistem arayışları futbolun temel taşlarını yerinden oynatırken, en büyük bedeli yine alt yapı kulüpleri ve antrenörler ödedi. Yıllar önce “Deplasmanlı Amatör Lig” adıyla başlayan süreç, farklı isimler ve farklı modellerle devam etti. Ancak değişen isimler oldu, çözülen sorunlar değil.
Federasyonun masa başında aldığı kararların sahadaki karşılığını görmek isteyen olmadı. Alt yapıda görev yapan antrenörler her sezon yeni bir sistemle karşı karşıya bırakıldı. Uzun vadeli plan yapma imkânı ortadan kalkarken, genç oyuncuların gelişim süreçleri de sürekli değişen uygulamalar nedeniyle sekteye uğradı.
Bölgesel Amatör Lig’de yaşanan değişiklikler ise ayrı bir sorun alanı oluşturdu. Zaten ekonomik darboğaz içindeki kulüpler, artan ulaşım ve organizasyon maliyetleri nedeniyle ayakta kalma mücadelesi vermeye başladı. Bugün birçok kulüp sportif başarıyı değil, sezonu tamamlayabilmeyi hedefler hale geldi. Bu durum Türk futbolu adına utanç verici bir tablo olmasına rağmen gereken sorgulama yapılmıyor.
Gerçek şu ki belediye destekleri çekildiği gün alt liglerin önemli bir bölümü ciddi bir krizle karşı karşıya kalacaktır. Çünkü oluşturulan sistem kulüplerin kendi ayakları üzerinde durmasına değil, dış kaynaklarla hayatta kalmasına dayanıyor. Bu da sürdürülebilir bir futbol düzeninden ne kadar uzak olduğumuzu açıkça gösteriyor.
Federasyon ise tüm dikkatini ve enerjisini Süper Lig’e yönlendirmiş durumda. Milyonların konuştuğu üst lig organizasyonu için saatlerce toplantılar yapılırken, Türk futbolunun temelini oluşturan alt ligler ve alt yapılar adeta kaderine terk ediliyor. Her yıl aynı sorunlar yaşanıyor, aynı şikâyetler dile getiriliyor, ancak çözüm konusunda somut bir adım atılmıyor.
Sonuç olarak geride kalan sezon, Türk futbolunun geleceğinin yine ihmal edildiği bir sezon olarak kayıtlara geçti. Alt yapıyı önemsemeyen, amatör futbolu yük olarak gören ve günü kurtarmaya çalışan anlayış sürdükçe ne kulüpler ekonomik olarak ayağa kalkabilir ne de Türk futbolu gerçek anlamda bir gelişim gösterebilir. Çünkü güçlü bir futbolun yolu sadece Süper Lig’den değil, sağlam temeller üzerine inşa edilmiş alt yapıdan geçer. O temeller ise her geçen gün biraz daha aşınıyor.
Andersen’den masallara bu sezon bir yenisi daha eklendi. Gerçeklerin üzeri süslü cümlelerle örtülürken, Türk futbolunun kanayan yaraları bir kez daha görmezden gelindi.