Geçtiğimiz Perşembe günü değerli arkadaşım Mehmet Zeki Dinçarslan Net Haber'deki köşesinde zengin kapitalist batılı devletlerin ilgili örgütlerince dünya genelinde sık sık gündeme getirilen çok önemli bir konuya dikkat çekerek, işin aslının sanıldığı gibi olmadığını yazdı.
Yazının başlığı "Yoksullukla Mücadele"
İlk bakışta "yoksullukla mücadele" ifadesi ve fikri ne kadar da sevimli ve sıcak geliyor insanın kulağına, yoksulluk mahrumiyet anlamına geldiği içindir ki, onun ortadan kaldırılması refaha açılan kapı, müreffeh bir hayata atılan ilk adım anlamını içeriyor.
Oysa kapitalist egemen zengin devletlerin "Yoksullukla Mücadele" adı altında ortaya koydukları icraatlar tam anlamıyla tiyatro sahnesinden farksız, gösteri mahiyetinde illüzyonist bir oyundan farklı değil. Gözle görülen elle tutulan sadra şifa hiç bir gayret ve ciddiyeti yok bunların yoksullukla mücadelesinin.
Bunların yaptıkları Dünya Bankası tarafından görevlendirilen sözümona kimi araştırmacı ve akademisyenlerce kaleme alınan rapor ya da makaleler vasıtasıyla açıklamalar yapmak, hepi topu bu.
BBC Dünya Servisince hazırlanan 17 Ekim 2019 tarihli haberde sadece uzman kişilerce ileri sürülen görüşlere yer verilmiş.
Bu görüşlere göre güya 2030 yılında dünyadaki yoksulluk oranı yüzde 10'a gerileyecekmiş. Duy da inanma.
Aynı zamanda sözünü ettiğim haberin sonunda yoksulluğun neden aşılamadığı gerçeğine bir pencere aralanmış gibi. Okuyalım: - Nobel Ekonomi Ödülü küresel yoksulluğu azaltmak için çalışan üç ekonomiste verildi.
V.Y'nin notu: Alfred Nobel ilk kitle imha silahlarını üreten kişi...
-Dünyanın en zengin 26 kişisinin serveti dünya nüfusunun yarısınınkine eşit.
-Dünyanın en zengin yüzde 1'lik kesimi küresel servetin yüzde 82'sine sahip.
-Dünyada en çok milyarderin bulunduğu 20 şehir arasında İstanbul'da yer alıyor.
Kaynak:https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50062398
Söz konusu ettiğim Dinçarslan'ın yazısındaki şu cümleleri olayı tüm çıplaklığıyla zihinlere nakşediyor.
"Batının bugünkü halini almasının altında yatan temel sebep dünya kaynaklarını ihtiyaçlarının çok ötesinde biriktirmiş olmaları ve biriktirmeye devam etmeleri. Madalyonun arka tarafına bakıldığı zaman yoksulluğun da temel sebebi bu biriktirme saplantısı. Dünya kaynakları bütün insanlar için yeterli ve belki bir bu kadar insan daha olsa yetecek durumda. Kapitalizmin sürekli üretmeye ve biriktirmeye dayalı olan felsefesi ise büyük yoksul kitlelerin varlığına ihtiyaç duyduğu için bir yandan kaynak üretiyor diğer yandan yoksulluk. Sürekli üretim olsun, sürekli para kazanalım fakat bize mal üreten büyük kitleler ne tam olarak yaşasınlar ne de tam olarak ölsünler diyorlar. Yoksulların varlıklarını sürdürmeleri gerekiyor ki üretsinler, fazla akıllanmamaları gerekiyor ki içerisinde bulundukları durumu anlamasınlar."
Yoksulluk Çığı Altında Kaldık
Siz bakmayın ihracat patlaması yaptığımıza. Gelir dağılımındaki adaletsizlik had safhada, fırsat eşitliği diye birşey yok.
Korona belasının yol açtığı ekonomik daralma dünyayı kasıp kavururken birdenbire başlatılan Rusya - Ukrayna savaşı dünya ekonomisini altüst etti.
Bu durumu fırsat bilen içimizdeki aç gözlü muhterisler var olan gerçek daralma ve enflasyon oranını ikiye üçe katlayarak hayat pahalılığını katbekat arttırdılar.
Astronomik kira artışlarının önüne geçebilmek için üç bakanlık harekete geçti, sonuç çıkar mı, hiç sanmıyorum.
Bir yandan hükümet "vatandaşımı enflasyona ezdirmem" diyor, diğer yanda dur durak bilmeyen zamların ardı arkası kesilmiyor.
İşin açıkçası ekonomik bir kasırgaya yakalanmışız ki, alınan hiçbir önlem fayda etmiyor.
Akıllara ziyan bir hızla yükselen ev fiyatları orta sınıf insanlarımızın da alım güçlerini sıfıra indirmiş durumda.
İnsanın en temel ihtiyacı olan barınma hakkı ne acı ki sosyal devletimizin öngörüsüzlüğü nedeniyle ayaklar altında...
Devlet şimdi hem Toplu Konut İdaresi hem de Belediyeler eliyle kiralık ev üretme hesapları yapıyor. Çığ gibi artan hayat pahalılığı karşısında her gün giderek yoksullaşan insanlarımızın başlarını sokabilecekleri bir ev hayalleri, hayal ötesi mahrumiyete dönüşmüş durumda.
Mevcut şartlar içerisinde orta gelir grubuna mensup bir insanımızın otomobil alması ise, temel ihtiyacı olan beslenme, giyim kuşam ve barınma gereksinimlerini giderdikten sonra gelen yıldızlar kadar uzak bir ihtimal.
Beni asıl şaşırtan, hükümetin ekonomi yönetiminin yerlerde süründüğü, sosyal desteğinin zayıfladığı, milleti ikna etmede yetersiz kaldığı bu dönemde muhalefetin onlarca alanda hiçbir proje üretememiş olması inanılmaz bir basiretsizlik, beceriksizlik ve öngörüsüzlük örneğidir.
Tuzu Kuruların Cenneti TÜRKİYE
Ülkemizin yaşamakta olduğu bu hayat pahalılığı altında ezici bir çoğunluğun inim inim inlediği bu dönemde ister iktidar kanadından isterse de muhalefet tarafından olsun, durumun vehametine ilişkin ya da iyileşeceğine dair kim ne derse desin, dedikleri inandırıcı gelmiyor. Çünkü onlar halkın yaşadığı sıkıntılardan uzak bir hayat standardına sahipler, açıkçası tuzu kurular safında yerlerini almışlar.
Herşey bu çağda gözler önünde sergileniyor. Kimsenin gizli kapaklı işler çevirmesi eskisi kadar kolay değil.
Bir sosyal hadise saniyeler içerisinde uydu ve internet aracılığıyla dünyanın en ücra köşelerine ulaşmakta ve ilgili ilgisiz milyonlarca insan bu sosyal hadiseden haberdar olmakta.
Benim Avustralya'da yaşayan oğlum Türkiye'de olan biten kimi hadiseleri benden önce haber alıyor veya takip ediyor, zaman zaman ben bazı haberleri oğlumdan öğreniyorum.
İster iktidar mensupları olsun isterse de muhalefet, sürekli bu millete efendi değil hizmetkâr olduklarını söyleye dursunlar bir an kabul edelim ki, doğru söylüyorlar; ellerini vicdanlarına koyarak bir milletin yaşantısına, çektikleri sıkıntılara baksınlar bir de hizmetkâr olarak tevazu gösterdikleri kendilerinin oturdukları sofralara ve sürdükleri sefaya baksınlar... O zaman millet ile kendileri arasındaki farkı görürler.
Millet kiralık ev bulabilmek için mermere saplanırken, milyon dolarlara satılan daireler izledikleri televizyonlarda göz kamaştıran reklamlarla pazarlanıyor.
Bir yanda ekmeğe, ete muhtaç insanlar diğer yanda debdebe süren milyon dolarları har vurup harman savuran tuzu kurular.
"Adalet Mülkün Temelidir" demiş atalarımız. Yani mülkü, yani Devleti ayakta tutan güç "temel" adalettir.
Eğer adalet terazisi şaşarsa mülkün, yani temelin sarsılır ve Devletin yıkılır...
Saltanatın sona erer.