Değerli okurlar,
Güzelim ülkemiz Cumhuriyet yönetimindeki ikinci yeni yüzyılının başında ilk seçimini önümüzdeki 14 Mayıs Pazar günü hayırlısıyla gerçekleştirecek.
İnsanlık tarihinin akışı itibariyle yok olmamak pahasına can vererek kazandığımız ve vatan kıldığımız bu coğrafyamızda daha önce var olan diğer milletlerle aynı zemin üzerinde konu komşu olmuş, ekmeğimizi paylaşmış yegâne bir milletiz.
Yüz yıl öncesinin tarih sahnesinde parçalanarak yok edilip ufalanan Osmanlı Devleti'nin sıkıştırıldığı "Anadolu" toprakları, batılı egemen devletlerce kendi aralarında pay edilmişti.
Altı yüz yıllık koca çınar Osmanlı Devleti yok edilirken çaresizlik içinde çırpınan milletimiz kadını ve erkeğiyle son bir silkiniş mücadelesine girişti. Büyük yoksulluk, içinde dişiyle, tırnağıyla yaptığı korkusuz ve kahramanca ortaya koyduğu savunmasıyla, ülkesini istilacılardan kurtararak kurtuluş bayrağını Ankara'da burçlara dikmeyi başardı.
O gün bu gündür "Batı" diye tanımladığımız gelişmiş Dünya'nın egemen devletlerinin ülkemiz üzerindeki emel ve niyetleri halâ aynı kararlılıkla devam etmekte. Bizim bu coğrafyada yaşamamızı hazmedebilmiş değiller.
Oysa bugün yüz yıl önce göz kestirdikleri çaresiz ve bitap düşmüş bir Türkiye yok karşılarında.
Diyebilirsiniz ki, bu anlattıklarının yapacağımız kendi içimizdeki 14 Mayıs seçimleriyle ne alakası var?
Çok alakası var, hem de sanıldığından da çok! Dünya pür dikkat Türkiye'yi izliyor!
Yunanistan, hop oturup hop kalkıyor, Adalar Denizi (Ege)'de, Akdeniz'de, Libya'da, Trakya sınırımız Dedeağaç'ta teyakkuz halindeler. Her hareketimizi gözlemliyorlar, savunma sanayi atılımlarımızı panik halinde takip ediyorlar. Adalar Denizi'nde ve dibimizdeki Meis adasında karasuları sınırını 12 mile çıkaracağını söylüyor.
Amerika'sı, parasını ödediğimiz yapımında ortağı bulunduğumuz F-35 savaş uçaklarını alenen gasp etmiş durumda vermiyor. Suriye’nin kuzey sınırı, Türkiye'nin güney sınırında uyduruk bir PKK devleti kurma çabası içerisinde. Aynı Amerika Türkiye'deki mevcut iktidarı istemiyor ve yerine muhalefeti iktidar yapmak için destek vereceğini başkanı ağzıyla söyleme cüretinde bulunuyor. Binlerce tır silah, mühimmat ve milyarlarca dolar para desteğinde bulunuyor.
Fransa'sı, ülkemizin Suriye sınırımızdaki devletleşme hesapları yapan PKK'ya güçlendirilmiş betondan gizlenme tünelleri yapıyor ve maddi destek veriyor.
Almanya'sı, İngiltere'si, İsveç'i, İsviçre'si, Belçika'sı hepsi Türkiye'nin aleyhine ne varsa destek konusunda ellerinden geleni ardına koymuyorlar.
Üstelik politik ve siyasi tavırlarını yansıtan dergilerinde açık açık Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidardan düşürülmesini yazdıkları gibi sayın Cumhurbaşkanına yapmadıkları hakarette kendilerine küsüyor!
Evet değerli okurlar,
Küstah Batılı Devletlerin takındıkları böylesine pervasız ve düşmanca tavırları bu fakiri iki yol ayrımında bir tercihe zorlamış bulunuyorlar.
Yüz yıl öncesinden tanıdığımız istilacı Batı Dünyası bugün sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı istemiyorsa bunun anlamı, biricik ülkesini, mazlum milletini seven herkesin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın etrafında kenetlenmesi manasına gelmektedir.
Bu fakir Cumhurbaşkanlığı seçiminde oyunu göğsünü gere gere Recep Tayyip Erdoğan'dan yana kullanacaktır.
Milletvekili seçimlerinde ise oyumun rengi bana kalsın.
Ancak şunu belirtmeliyim ki, "Talep Dosyası Olmayanlar" ne yüzle oy isterler?
Liyakat denilen mihengin nirengi noktasını kaybedenlerin acaba milletimizin birlik ve bütünlüğüne saygısı var mıdır ki, saygınlık beklerler? Tüm çabaları nafile!
Sayın CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve ortağı olan yedi kişilik ekibinin yukarıda saydığım ülkemiz üzerine yapılan hesap ve tezgâhlardan bihaber olmaları düşünülemez.
O halde "Harp Hiledir" mantığıyla mı hareket etmekteler...
Her neyse, "Millet İttifakının" burada tahlil ve eleştirisini yapacak değilim.
Ancak Millet İttifakının katılımcı ve destekçileri (kamuoyu hariç) çok ama çok düşündürücü!
Seçimlerde Millet İttifakının seçmen kitlesine gelince onların beklentileri olan liyakat ve adalet taleplerine canı gönülden katıldığım ve gerçekleşmesini en az onlar kadar istediğimi bilmelerini isterim.