Vahdettin Yiğitcan

Milleti Dışlayan Müzmin Marazi İlletin Kökeni...

Vahdettin Yiğitcan

Değerli okurlar,
Yüzlerce yıldır İslam Dünyasının yerinde sayıyor olmasının, hatta gerilemiş olmasının altında yatan sebepler hiç değişmeksizin devam etmesinde yatıyor.

İslam Dünyası dün hangi sebeple yerinde sayıyor idiyse bugün de aynı sebeple yerinde sayıyor. Zerrece bir farkındalık ne yazık ki, yaşanmıyor, içe dönük bir muhasebe yapılmıyor.

Dün Karar Gazetesi yazarlarından Yusuf Ziya Cömert "Kabahat Abdullah İbn Sebe’nin" başlıklı bir yazı kaleme alarak günümüzde de süregelen müslümanlar arasındaki ihtilafların en dibinde o günkü tartışmanın izlerini açık bir dille okuyucularıyla paylaştı. Müslümanlar olarak Asr-ı Saadet dönemine dair hiçbir kritik yapmaksızın herşeyi olduğu gibi kabül edişimizin sancılarını bugün de çekmekteyiz.

Yusuf Ziya Cömert, Prof.Dr. Ahmet Yaşar Ocak'ın İletişim Yayınlarından çıkan, Siyasal, Toplumsal, Kültürel Kırılmalar ve Dönüşümler Işığında "Farklı Bir İslâm Tarihi" adlı eserinden hareketle yazsını temellendirmiş.

İşte o yazıdan bazı bölümler:
"Peygamberimiz’in irtihalinden sonra sahabe arasında iyi, kötü bazı hadiseler meydana gelmiş.
Henüz Peygamberimiz kabrine konulmadan -Beni Saide gölgeliğinde- hilafet tartışması çıkmış. O günkü tartışma bugün bile bitmiş sayılmaz.

Müslümanlar arasındaki ihtilafların en dibinde o günkü tartışmanın izlerini bulabilirsiniz.

Milleti Dışlayan Müzmin Marazi İlletin Kökeni...
Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak Siyasal, Toplumsal, Kültürel Kırılmalar ve Dönüşümler Işığında "Farklı Bir İslâm Tarihi"

Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak İslam Tarihi’ndeki ‘kırılma’ları mercek altına aldığı ‘Farklı Bir İslam Tarihi’ne tarihin bu noktasından başlamamış. (İletişim.) Hz. Osman’ın şehit edilmesinden başlamayı tercih etmiş.

Ocak, konuya girerken şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Hz. Osman’ın icraatının çoğu Medine’den uzak eyaletlerde yaşayan Müslümanlar içinde yarattığı hoşnutsuzluk ve tepkiyi görmeli ve anlamalıdır. Bu tepkinin sebebiyet verdiği hadiselerin analiz ve izahından ‘bais-i fitne’ olacağı gibi yüzyıllardır tekrarlana gelen naif ve yersiz mazerete sığınmak katiyetle doğru değildir. Aksi halde müteakip gelişmeleri anlamak ve erken İslam tarihinin neden bu istikamette seyrettiğini kavramak mümkün olamayacağı gibi tersini yapmak İslam toplumunun sağlıklı bir tarih şuuru edinmesine de mâni olur.”

Hz. Ömer vefatından hemen önce şura üyelerini aralarından birini halife seçmekle görevlendiriyor. (Ayrıntılara şu an için ihtiyacımız yok.) Şura üyeleri Hz. Osman’ı seçiyor.

“Hz. Osman’ın halifeliğe seçilişinin mizacının yumuşaklığı ve çekingenliği sebebiyle bir şaşkınlık yarattığını söylememiz lazım gelir. Ümeyyeoğulları dışında pek çok kimse bu seçimden hoşlanmadı. Hoşlanmayanlar Ümeyyeoğullarının kaybettikleri iktidarı ele geçirmek için Hz. Osman’ın halifeliğini istismar edeceklerini çok iyi biliyorlardı. Halife kısa zamanda sülalesinin ileri gelenlerinin tesir ve nüfuzu altında hareket etmeye başladı. En önemli devlet makamlarını taşra eyalet valiliklerini onlara verdi.”

“Atadığı kişilere mesela Mervan b. Hakem’e Mısır eyaletini ve eyaletin humsunu verdiği gibi beytülmalden yüklü miktarda para da tahsis etmişti. Bu hususta dikkat çeken icraatından biri Benu Kelb kabilesinden Naile bintu’l Ferafisa isimli kadınla evlenip ona beytülmalden yüz bin dirhem vermesi diğer hanımlarına da ellişer bin dirhem vermesi olmuştu. Ayrıca halifenin büyük bir serveti, bin kadar kölesinin olduğu da dikkat çekiyordu.”

“Hz. Osman beytülmalden akrabasına ve eşlerine harcama yapmasını eleştirenlere oturduğu yerden aynen “Bu Allah’ın malıdır, istediğıime veririm” diye cevap vermekten çekinmemişti. Buna cemaat içinde bulunan Ammar bin Yasir itiraz edince Ümeyyeoğulları hemen üstüne çullanarak onu dövmüşlerdi.”

Milleti Dışlayan Müzmin Marazi İlletin Kökeni...
Prof. Dr. Ocak eski kaynaklara istinaden bu ve benzeri icraatı sıralıyor.

Medine’de, Irak, Mısır, Yemen gibi bölgelerde Hz. Osman’ın hilafetinden şikayetler artıyor. Bazı insanlar Hz. Ali’ye müracaat ederek Hz. Osman’a nasihat etmesini istiyorlar.

Hz. Ali: “Benim bildiklerimin senin meçhulün olduğunu sanmıyorum ve senin bilmediğin bir şeyi sana söyleyecek değilim.”

Hz. Osman: “Sen benim yerimde olsan ne yapardın? Ben akrabaya riayetten başka bir şey yapmıyorum. Ömer’in Muğire b. Şube’yi valiliğe atadığını sen de biliyorsun.”

Hz. Ali: “Ömer bir vali yanlış yaptı mı en ufak bir şikâyet geldi mi onu derhal görevden alıyor yerine ehil bir başkasını atıyordu. Sen aynı şeyi yapmıyorsun, daima akrabanı kayırıyorsun.”

Hz. Osman: “Unutma, onlar senin de akraban.”

Sonunda isyan başlıyor. İsyancılar, -onlara isterseniz darbeciler deyin- Hz. Osman’ın evinin etrafını sarıyorlar.

Tarih kitaplarında uzun uzun anlatılan Abdullah İbn Sebe adlı Yahudi asıllı bir fitneci var. Bazıları Hz. Osman dönemindeki fitnenin tamamının onun başının altından çıktığını anlatıyor. Ahmet Yaşar Ocak bu rivayetlere şüpheyle yaklaşıyor.

Tarih kitaplarından Abdullah ibn Sebe’nin maymuncuk gibi her ihtilafta kullanıldığını hatırlıyorum. Gerçekse büyük bir iletişimci, büyük bir algı operasyoncusu! İcatsa başarılı bir icat. Organizasyonun tamamını İbn Sebe’nin üstüne yıkarak sahabe-i kiramın eksiğini fazlasını araştırma ya da tarihi gerçekliğin kendisini tartışma zahmetinden kurtuluyorsun.

Hem bir kolaylık hem bir alışkanlık. Şimdi de devam ediyor.

“Kim yaptı?”

“Bazıları.”

“Kim yaptı?”

“Dış güçler.”

Gerekçeler dün olduğu gibi bugün de kabahat hep dışarıda, biz sütten çıkmış ak kaşık örneğiyiz.

Değil mi ama!…

Yorumlar 1
Ahmet 06 Nisan 2026 10:56

ALLAH c.c ümmeti Muhammed e selim bir kalp versin.

Yazarın Diğer Yazıları