Vahdettin Yiğitcan

Malatya'nın 'Mahfil' Mahrumiyeti

Vahdettin Yiğitcan

Değerli okurlar,

İnsanoğlunu diğer canlılardan farklı kılan yegâne özelliği doğuştan akletme melekesine sahip olmasıdır diyebiliriz.

İnsanlığı uyarmak üzere görevlendirilmiş Peygamberimize nazil olan kitabımızın ilk emri 'OKU' emriyle başlıyor.

Akletmenin doğuştan gelen bir özellik olması, demek ki, insan için tek başına 'yeterlilik' anlamında mükemmelliği ifade etmiyor.

Bilmediğini öğrenmek için okumanın gerekliliği vurgulanıyor.

O halde, aklı kullanmanın ve harekete geçirmenin yöntemlerinin başında okumak fiili ilk sırada zikredilirken gözümüzü açtığımız aile ortamında da ilk eğitimimizi bilinç altına şöyle ya da böyle almaya başlıyoruz.

Yaşımız ilerledikçe aile çevresinin dışında akraba, arkadaş, okul ve diğer sosyal ve kültürel çevrelerle içli dışlı oluyoruz... 

Kişisel özellik ve erdemlerimiz karşılıklı etkileşim çerçevesinde içinde yer aldığımız ortamlarda şekilleniyor. 

Bilinç düzeyimiz ölçeği ile gözümüzü içinde açtığımız sosyal ve kültürel çevreyi başkalarına istinaden gözden geçirme ihtiyacını ister istemez duyuyoruz. Ulaştığımız memnuniyet veya memnuniyetsizlik durumu karşısında yeniden kendi konumumuzu belirleme gayreti içerisine giriyoruz.  

İnsanın doğumundan ölümüne kadar bu iç devinim devam ediyor. 

Adına hayat dediğimiz maddi mücadeleden ibaret olan yaşam savaşının tamamı kanter içerisinde koşuşturmadan müteşekkil değil elbet. İnsanın maddi gereksinimlerinin ötesinde ve daha da önemli olan manevi ve moral değer ihtiyaçlarının tatminidir.

Kültür ve sanat faaliyetleri insanın incelmiş, arı duru ruh hallerini yansıtan, insanın altıncı duyusuna hitap eden faaliyetlerdir. 

İstanbul'da 'Mahfil'ler

Değerli okurlar,

Mahfil kelimesinin bizdeki özel karşılığı toplanılan yer, mekân anlamındadır. Selatin camilerdeki mahfille karıştırmayalım...

Benim İstanbul’da rastladığım dört edebiyat ve sanat mahfili vardı.

Bunlardan birincisi, 1974 yılında Tepebaşı Deneme Sahnesinde ayda bir kez Şiir Geceleri yapılırdı.

Bu fakir de özel çağırılı olarak Bostancı'dan Taksim'e oradan da Tarlabaşında bulunan Tepebaşı Deneme Sahnesine giderdim. 

O gecede edebiyat ve sanat anlamında güncel bir konu etrafında serbest katılımlı özgür bir tartışma ve sohbetler yapılır şairlerse yazmış oldukları son şiirlerini okurlardı...

Şiir Gecelerinin müdavim şairlerinden başta Rahmetli Behçet Necatigil olmak üzere, Hilmi Yavuz'u, Ercüment Behzat Lav'ı, Arif Damar'ı, Ataol Behramoğlu'nu ve daha birçok şairi orada tanıdım ve dinleme imkânı buldum.

İkinci mahfil olarak İstiklal Caddesi'nin demlenme mekânı olan Çiçek Pasajındaki bilumum meyhanelerdi. 

Dönemin sol entelijansiyasındaki şair, yazar ve sanatçılarının buluşup konuşma yeriydi Çiçek pasajı.

Üçüncü mahfil olarak Bayazıt'taki Küllük Kıraathanesi. 

Rahmetli Sezai Karakoç'u ilk bu kıraathanede tanıdım. İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin uğrak mekânı olan Küllük çok hareketli bir trafiğe sahipti.

Son olarak dördüncü mahfil, İstanbul Üniversitesi'nin tam karşısında bulunan Marmara Kıraathanesi idi. Burada en verimli bir sivil akademi örneği verilmiştir. Dönemin İstanbul Üniversitesi hocaları bir masa etrafında toplanıp güncel meseleleri kendi aralarında tartışır, konuşurlar, etraflarında meraklı insanlar da konuya müdahil olmadan onları dinlerler ve böylece en yetkin ağızlardan olan biteni dinler anlamlandırırlardı...

Bu mahfilleri sıralarken muradımız, konuya yabancı olmayan hatta yolun henüz başında olan gencecik insanların yeteneklerini, ufuklarını geliştirmek anlamında en mümbit, sivil, özgür yetişme ortamlarının varlığına vurgu yapmaktı...

Ne acı ki sıraladığımız bu mahfillerin tamamı bugün bir hatıra olarak sadece hafızamızda yaşamaktadırlar... 

Kendileri gittiler adları kaldı yadigâr... 

Malatya Sanat Şehri Olmalı

Değerli okurlar,

Malatya 6 Şubat 2023 tarihinde yaşadığı depremlerle tabir yerindeyse hallaç pamuğu gibi atıldı, yer ile yeksan oldu.

Yaklaşık yüz elli yıldır yaşamakta olduğu, hıyanete eşdeğer yönetimler eliyle Malatya biçimden biçime sokulan plansızlık nedeniyle yaşanmaz olmuştu... 

Bu kez deprem sonrası akıllıca yeniden tertip edilirse yaşanabilir bir şehir oluruz ümidini de aradan geçen bir buçuk yılın gidişatına bakarak, yitirmek üzereyiz.  

Henüz çok geç değil, bir şehri inşa eden o şehrin insanlarıdır, inşa edilen o şehirse içerisinde gözünü açan genç nesilleri inşa edecektir.

İlimizin karar verme noktasındaki yetkilendirdiğimiz insanlar, bu gerçeği göz önünde tutarak adlarının dünya durdukça hayırla anılmasını istiyorlarsa çok dikkatli olmak zorundadırlar.

Her şeyden önce insan cevherinizi en üst seviyeye yükseltmek ve değerlendirmek mecburiyeti ile karşı karşıyasınız.

Malatya'da kültür ve sanat adına elle tutulur gözle görülür bir faaliyet maalesef yoktur.

Sözde "Sanat Sokağı" yapmışız içerisini sanatla uzaktan yakından alakası olmayan ticari işletmelerle doldurmuşuz.

Benim tanımlamamla Kültür Hazinedarımız değerli Nezir Kızılkaya, 16 Mart tarihinde Malatya Haber Sitesinde yazmış olduğu 

"Sanat Sokağından Sanat Kentine, MALATYA" başlıklı yazısında bir şehrin asıl kimliğini kültür ve sanata verdiği değerle kazanabileceğini söylüyordu. 

Malatya'nın acilen, kültür ve sanatla hemhal olan insanlarının, üniversite hocaları ve öğrencilerinin ve ayrıca her yaştan ve seviyeden konuya ilgi duyan vatandaşlarının bir araya gelebilecekleri bir mahfile, oturup çay içebilecekleri, sohbet edebilecekleri bir tam anlamıyla "KIRAATHANEYE" ihtiyacı var... Hangi belediyemiz bu konuda adım atmaya niyetlenirse ön almış olur...

Yorumlar 1
Bahattin 22 Mayıs 2024 16:35

Diyanet Yayınlarının muhtelif illerde açmış olduğu mekânlar var. Önceden Malatya'da da vardı. Hem kitap evi olarak hem de böylesi bir mekân olarak Malatya'nın buna ihtiyacı var. Diyanetin ilgili birimleri ile belediyeler müşterek bir mekân tasarlayabilirler. Malatya'nın böylesi mekânlara ivedilikle kavuşması gerekmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları