Nevzat Kaya

İçimizdeki Sessiz Çığlık

Nevzat Kaya

İnsan garip bir varlık…

Bir yanıyla görünmek ister, bir yanıyla gizlenir. Kalabalıkların içinde yürür ama çoğu zaman yalnızlığını içinde taşır. Çünkü insan sadece yaşamak istemez. Bilinmek, anlaşılmak, değer görmek ister.

Belki de bu yüzden içimizde hiç susmayan bir ses vardır:
“Ben de buradayım.”

Bu her zaman kibir değildir. Bazen sadece insan olmanın bir tarafıdır. Birinin bizi fark etmesini, emeğimizi görmesini, içimizden geçenleri anlamasını isteriz.

Fakat hayat herkese aynı yerden başlamaz.

Kimi sevgiyle, güvenle, imkanların içinde büyür. Kiminin çocukluğu yoklukla geçer. Kimi daha ilk günden güçlü bir ailenin, sıcak bir yuvanın içine doğar. Kimi daha çocuk yaşta anne sevgisine, baba şefkatine hasret kalır. Kimi sağlığıyla, kimi geçim sıkıntısıyla, kimi yalnızlıkla, kimi de kimsenin görmediği başka bir yükle sınanır.

Hayatın garip tarafı da budur.

Herkesin sırtındaki yük farklıdır.

Ama bazen insanı en çok yoran şey, sahip olmadığı bir şey değil, sahip olduğu halde kimsenin görmediği bir şeydir.

Nice insan vardır içinde büyük bir cevher taşır ama bunu gösterecek imkanı bulamaz. Nice insan vardır çok güzel düşünür, çok güzel hisseder ama kendisini anlatacak bir kapı bulamaz.

Yıllarca emek verir, fark edilmez.

Konuşur, anlaşılmaz.

İyilik yapar, bilinmez.

Bir şeyler üretir, kimse görmez.

Ve zamanla insan kendisine şu soruyu sormaya başlar:
“Ben gerçekten değerli miyim, yoksa kimsenin görmediği bir yerde yavaş yavaş kayboluyor muyum?”

Belki de bugün birçok insanın içinde taşıdığı sessiz çığlık tam olarak budur.

Dışarıdan bakarsınız sıradan bir insan görürsünüz. Oysa kim bilir içinde nasıl bir hayat taşıyordur.

Otobüste sessizce camdan dışarı bakan adamın belki yıllardır kimseye anlatamadığı bir hikayesi vardır. Mahallede sessizce yürüyen kadının belki geceleri kimseye göstermediği gözyaşları vardır. Her gün işine gidip gelen genç, belki içinde büyük hayaller taşıyordur. Yanınızdan geçen yaşlı adam, belki bir ömür boyunca verdiği mücadelenin hiç bilinmemesinden yorulmuştur.

İnsanların gördüğü yüz ile insanın içinde yaşadığı dünya aynı değildir.

Bazen bir insan dışarıdan çok güçlü görünür ama içinde yalnızca bir cümleye ihtiyaç duyar:
“Seni anlıyorum.”

Sosyal medya da bu “görülme” arzusunu daha görünür hale getirdi. Artık sadece yaşamak değil, yaşadığımızı göstermek istiyoruz. Beğenilmek, takip edilmek, fark edilmek istiyoruz.

Ama binlerce insanın seni görmesi, gerçekten anlaşıldığın anlamına gelmiyor.

Çünkü insanın ruhu sadece görünmek istemez.

Anlaşılmak ister.

Belki seni bugüne kadar kimse yeterince anlamadı. Belki yaptığın iyiliklerin çoğu bilinmedi. Belki yıllarca verdiğin emek karşılıksız kaldı. Belki içinde taşıdığın bir hikayeyi anlatacak kimseyi bulamadın.

Ama insanların seni görmemesi, seni değersiz yapmaz.

Bir mücevher karanlık bir kutuda kaldı diye değerini kaybetmez. Seni görmeyen gözlerin kusuru, senin ışığının suçu değildir.

Üstelik insan sadece insanların bakışına göre yaşamamalıdır.

Çünkü insanların görmediğini Allah görür.

Kimsenin bilmediği iyiliğini, kimseye anlatamadığın derdini, geceleri içinde taşıdığın kırgınlığını Allah bilir. Kimsenin fark etmediği sabrını, kimsenin alkışlamadığı mücadeleni O bilir.

Belki de insanın en büyük imtihanlarından biri budur:

Görülmeden de iyi kalabilmek.

Alkış almadan devam edebilmek.

Anlaşılmadan da doğru bildiğinden vazgeçmemek.

Çünkü insanın gerçek değeri kaç kişinin onu tanıdığıyla değil, Allah’ın onu nasıl bildiğiyle ölçülür.

Ve belki de içimizde yıllardır susmayan o ses, dünyaya kendimizi ispatlama çabası değil, Rabbimize yönelen sessiz bir duadır.

“Allah’ım, beni insanlar görmese de Sen görüyorsun.

Beni insanlar anlamasa da Sen biliyorsun.

Benim kimseye anlatamadığımı Sen biliyorsun.

Bana bu yeter.”

Yazarın Diğer Yazıları