Yılbaşı rüzgârı
Nesibe Aldemir
Gittikçe yabancılaşıyorum şehrimin caddelerine. G/özümüze dayatılan yılbaşı sembolleri her yeri süsler oldu. Adı zaten dilimize yabancı sözcüklerden oluşan mağazalar, yılbaşı kutlamlarını hayli benimsemiş durumdalar.
Gerek kapitalist düzenin zorlaması gerekse batıya özen esnafın vitrini yılbaşına hazırlar olmuş. Bu durumun yıllar geçtikçe normalleşmesi dinimizden, kültürümüzden ve değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı gözler önüne seriyor. Bizler de payımıza düşen sözde indirimlerin kucağına koşarken dönüştüğümüz halleri göremez olduk. Sosyal medyalarımız yeni yıl paylaşımlarıyla dolup taşıyor. Dahası o güne özel kutlamalar, yemek sofraları, özel hazırlıklar ve süslemeler...
Çam ağacı önünde verdiğimiz pozlar... Sahi kimin kimliğini bu kadar benimsiyoruz? Sahip olduğumuz kimlikleri neden beğenmiyoruz? Bu denli şaşalı kutlamaların içinde yer almaktan rahatsız olmuyor muyuz? Noel’i bu kadar benimsemek çocuklarımızdan neleri alıp götürüyor? İç huzurumuzdan neler götürüyor yeni yıl kutlamaları?
Ah bu sorular yığını... Rüzgârın önünde oradan oraya savrulan yaprak misali sorgusuz sualsiz yaşamak dedikleri bu olsa gerek. Nereden geldiğini bilmeden, nereye gideceğini düşünmeden hayatın damarlarında akmak. Yoksulluğu içinde günbegün büyüten, dünyaya karasevdalı biz garipler. Ne güzel de bize ait olmayan değerleri benimsiyoruz. Dini bayramlarımızı tatil beldelerinde geçirmeyi kendimize mubah görüp yılbaşını bağrımıza basarak çocuklarımıza değerler eğitimi verdirme çabasına giriyoruz. Oysa çocuk, ailesinden ve yaşadığı toplumdan alır değerler eğitimini. Özellikle de ailesinin ayak izlerini sürer yaşamı boyunca. Bizler yeni yıl kutlamalarını masumlaştırıp normalleştirdikçe onlar da böyle düşünüp böyle yaşayacaklar. Bugün mağazalar biraz daha kâr elde etmek adına vitrinlerini yılbaşına hazırlaya dursun. Bol kazanç hedeflerinin dışında kalan "bereketli kazanç" hedefini unutadursunlar. Bu duruşlarıyla bilinçli veya bilinçsiz batı toplumlarına benzeşmenin önünü açıyorlar. Gitgide yabancılaştığımız memleketimizin caddelerinde yılbaşı için süslemeyen mağazalar göze batar oldu.
Geldiğimiz bu noktalar zamanında "Ne olacak canım bu kadar da abartmayın" diye atılan virgüllerin eseri. Batıdan esen rüzgârların önünde durmayı bilmeyen bizlerin kaçınılmaz sonu. Sahi neydi aradığımız yeni yeni yıllarda? Günler öncesinden yapılan bu hazırlıklar kim ve ne içindi? Kimin sofrasını şenlendiriyoruz? Kimin ekmeğine yağ sürüyoruz? Efendimiz(S.A.V)’in; “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031) hadisini raflara mı kaldırdık.
Bugün düşman karış karış topraklarımızı fethetmiyor diye mi bu rahatlığımız? Acaba bitti mi fetihler, savaşlar ve mücadeleler? Kalbimizin sınırlarını aşan düşmanlar kaleyi içerden fethetmiş kıymetli dostlar. Yüreğimizi parsellere ayırıp bölge bölge paylaşıyorlar. Değerlerimizi, benliğimizi ve dahası bizi biz yapan kimliğimizi kendi rızamızla teslim ediyoruz. Buyurun biraz merhamet edelim kendimize. Olur da yeniden hürriyete erer kalplerimiz vesselâm...