Vuslat mı Hasret mi?
Nesibe Aldemir
Bir vuslat telâşıdır hayat. Farkında olmayıp zaman zaman unutsak da fani yolculuğumuz hızla ve hazla devam ediyor. Saniyeler hızını düşürmeye gücümüz yok. Ne günlere ne de aylara hüküm edebiliriz.
Baharı özledik, yeter artık bahar gelsin diye serzenişlerde bulunuyoruz. Z/amansız göçümüzü hesaba katmadan güneşli günlerin düşünü kuruyor insan.
Ramazana Ayına sayılı günler kaldı. Duamız ona erişmek ve onu hakkıyla yaşamak. Onun bereketinden ve feyzinden nasiplenmek, hepimizin gönül duası. Fakat ebedî hayata göçümüzün ne saatini ne de gününü biliyoruz. İşte bu belirsizliğin içinde yaşayıp giderken aldım Selma Atalan ablamızın vefat haberini. Yüzündeki gülüşü, bitmek bilmeyen gayreti ve güzel yüreğiyle dokunduğu herkesin kalbini kazanmıştı Selma ablam. O bu dünyanın faniliğini kalbine gayet güzel kazımıştı ki hiç durmadan Rabbimin rızası yolunda çalışmayı hayatına şiar edinmişti. Hasta yatağında yatarken diline düşen son cümleler "ah vah" değildi. Çalışmaları aksayacak endişesiyle "İşlerimi yarım bırakmayın, gruplarıma sahip çıkın!" diye telkinde bulunuyordu dostlarına. Ölüm döşeğinde taşıdığı kaygıları bunlardı Selma ablanın. Kalbindeki emel Allah (c.c) için yaşayıp Allah (c.c)için ölmek olan biri ancak yaşar bu kaygılarla son anlarını.
Cenazesinde katılan akraba, eş, dost, öğrenci kim varsa hepsinin yüreğinde ayrı bir iz bırakmıştı. Gidişinin güzelliğinden bahsediyorlardı. Şehadet parmağı Hakkın birliğini işaret ediyormuş. Elif gibi duruşu ve yaşayışına şahitlik eden dostlarının dilinde güzel anılar dolaşıyordu. İki yıl beraber okuduğumuz okulda bizler de onun yüreğindeki samimiyete ve güzelliğe şahit olduk. Kendi deyimiyle düldül diye tabir ettiği direksiyonu zorla dönen aracıyla bizi evlerimize bırakır. Dört çocuğuyla mücadele içinde devam eden hayatına dönerdi. Ama bir gün dilinde şikâyet cümleleri duymazdık. Onun insanlara verdiği ayrı bir samimiyet vardı. Bu samimiyet Selma ablamın İslam’a olan yakınlığından ve bilinçli bir Müslüman oluşundan kaynaklanıyordu. Mavi gözlerinde içten gülüşüyle onlarca çocuğun ve gencin kalbine dokundu. Yeri geldi kendinden fedakârlık etti yeri geldi fazlasıyla yoruldu. Ama o hiç gayretini bırakmadı.
Vefat ettiği günün akşamı kitap kritiğimiz olacaktı. Ağrılarına rağmen öğrenmekten ve öğretmekten asla vazgeçmedi. Cenazede bir teyze onun çocuklarla olan muhabbetini anlatıyor. Kur'an-ı Kerim okuma derslerinden değerler eğitimine kadar ömrü boyunca Allah (c.c) yolunda verdiği mücadeleyi söylüyor ve ardından içli içli ağlıyordu. Selma başkaydı diyor dostları. Cömertliği, samimiyeti, mücadelesi, gayreti, güler yüzü, çocuklarla olan güzel iletişimi, yaşlılara ve büyüklere karşı saygısı... Toprağını örtüler üzerine Selma ablamın. O vuslata erdi. Bu dünya ki süresinin kısalığı kalbine doğmuş gibi her günü koşturma ve gayret içinde geçirdi. Yorulmak nedir bilmedi Allah (c.c)'nın yolunda koşarken. Kim bilir belki de kabirde dinlerim hesabı yapıyordu kalbinde. Velhasıl bir Selma abla geçti bu dünyadan. İçimize büyük bir hüznü bıraktı. Ve bir daha hatırlattı bize ölüme ne kadar yakın olduğumuzu. Toprağına dokundum ve nemini hissetim yüreğimde. O en sevdiğine kavuştu ve vuslata erdi. Bizim payımıza yine hasret düştü yaşamak gibi. Bu hasretin kıymetini ne kadar biliyoruz diye sordum kendime. Rabbimin rızasını kazanmak için ne kadar ter döküp gayret ediyoruz? O'nun rahmetini ve mağfiretini dilerken dünyalık menfaatlerimizi neden bir kenara bırakamıyoruz? Gözümüze inen perdeleri neden aralamaz ki bu ölümler? Sahi neye güveniyordu insan aciz bir kul olduğunu unutarak yaşarken? Vesselâm.
(Allah rahmet eylesin, mekânın cennet olsun Selma Atalan ablam. Biz razıyız ve şahidiz ablam. Rabbim de senden razı olsun. Allah (c.c) ailene ve sevdiklerine bol sabırlar versin. (Amin))