Sonbahar ve Vazgeçişler
Nesibe Aldemir
Sonsuzluk mevsiminin esintisidir sonbahar. Dökülen her yaprak, esen her rüzgâr insanı ölmeden ölmeye sürükleyen bir tefekkür aynasıdır. Toprağın geniş bağrında çürüyüp giden yapraklar bize yaşadığımız hayatın döngüsünü hatırlatıyor. Buna bağlı olarak da ölümü.
Mevsimlerin de bir ruhu vardır esasen. Sonbaharı fazlalıklardan arındığımız bir dönemece benzetirim çoğunlukla. İnsan kalbinde ne çok yük taşır. Düşündünüz mü hiç, sizin kalbinizi ağırlaştıran yükler nelerdir? Kin, haset, dedikodu, zihnimizde kurduğumuz senaryolar, çekişmeler, kavgalar… Değer mi sonsuzluk yolundaki yolculuğumuzu zorlaştırmaya? Bir sonbahar mevsimi gelse içimize dökse işe yaramayan yaprakları, yükleri neler değişirdi acaba hayatımızda? Belki zor olacak ama yine de esmesi gerek o hoyrat rüzgârın içimize doğru. Döküldükçe yapraklarımız derin nefesler alacağız tazeden. Ardından sağanak yağmurlar temizleyecek gönlümüzün karasını.
Bir kararda durmak zor dedi meczup mevsimler bile değişiyorken. Maksadımız bu değil ki. İnsanın ruh hali, yaşadıkları itibariyle değişmeye ve dalgalanmaya müsait. Mühim olan pergelin ayağını sabitlediğimiz yerdir. Gerisi düşe kalka öğrenilecek uzun bir yol. Öyle değil midir ki her yaşımızda ayrı bakarız dünyaya ve ayrı yorumlarız olayları. Yaş aldıkça değişir dünyanın rengi gözümüzde. Ve özümüzde olana daha çok yaklaşma hayretinde oluruz. Bu halimizde sonbaharı andırır. Yaş aldıkça değişmeyenler kervanı da vardır elbet. Hep kış mevsimi gibi sert ve soğuk. Değişmeye, yaprak dökmeye kışın ortasında direnen ayaz misali kapalı olanlar var. Ama gel görelim ki farklı mevsimlerin penceresinden hayata bakmayı bilmeyenler hayatı doğru okumakta zorlanırlar. Örneğin kötü bir haslet olan cimriliği bırakamazlar. Ne kendilerine ne de etrafındaki insanlara cömert olmayı beceremezler. İnsanın gönlünü daraltıp karartan bu haslet maalesef insanı benciliğe sürükler. Ötekini hesaba katmadan yaşanan hayat, dökülmeyen yapraklar insanı ruhsal bunalımlara sürükler.
Sonbaharın hatırlattığı bir başka güzellik de insana gerektiği vakit vazgeçmeyi öğretmesidir. Elimizde sıkıca tuttuğumuz ne arsa düşünelim beraber? Hayatımızın merkezine neyi, kimi koyuyorsak oradan imtihan olduğumuzu da hatırlayalım. Bazen küçük bir veda ya da vazgeçiş kim bilir nasıl da değiştirecek yaşamımızı. Hayatımızda olan veya hayatımıza aldığımız insanları avucumuzun içinde sıkı sıkı tutmaktan vazgeçtiğimiz an onlarla kurduğumuz ünsiyet daha da gerçekçi bir şekle bürünüyor. Başkalarının hayatı üzerindeki kontrol etme ihtiyacımızı da bırakmayı deneyelim bir yaprak misali… Bu herkesi kendi haline bırakalım demek değil. Aksine elimizden geleni yaptıktan sonrasını Rabbimize bırakmaktır. Anneliğimize, babalığımıza, evlatlığımıza, arkadaşlığımıza nerede hangi rolün sahibi olursak olalım hayatımıza sonbaharın penceresinden bakmayı unutmayalım.
Ne diyordu şair Turgut Uyar; Her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği… Bazı insanları, bazı durumları değiştiremeyeceğimizi kabul edelim. Deli bir rüzgâr essin alnımızın ortasına, biraz yağmur ıslatsın yanaklarımızı gözyaşımızın yerine bırakalım sonbaharın kollarına kendimizi… Sonsuzluk mevsimine değmeden ruhumuzun teni değsin sonbahara… Bir yığın yaprak dolsun eteklerimize, vazgeçelim vazgeçmeye değer oldukları için. İçimizi karartan, ruhumuzu ağırlaştıran, bizleri sonsuzluk mevsimine hazırlıktan geri koyan ne varsa, kim varsa hepsinden vazgeçelim vesselam…