Ne ile besleniyoruz?
Nesibe Aldemir
Besin, insanoğlunun hayatını sürdürmesi için vazgeçilmez bir öğedir. Bu bakımdan insanoğlu ne ile beslendiğine oldukça özen gösterir. Sağlıklı besinler yemeğe dikkat eder. Organik gıdaları tercih eder. Sağlıklı bir hayat sürdürmek için bu tercihlerin büyük önemi vardır tartışmasız.
Buraya kadar doğru. Sağlığımıza yediğimize içtiğimize önem göstermek emanet edilen bedenimizin sağlığını korumak hepimizin görevidir. Bu görevi aksatmamak için elimizden geleni yapmakla mükellefiz. Hayat denilen döngünün içinde yer almak da bunu gerektirir.
Sağlıklı yaşam sırlarının peşinden koşuyoruz. Yeri geliyor aktar aktar dolaşıp şifa arıyoruz bedenimize. Organik süt, organik yumurta ve envai çeşit sağlıklı yiyeceklerle beslenmeye olabildiğince dikkat ediyoruz. Hatta yumurtasını aldığımız tavuğun gezip gezmediğini araştırma gereği duyuyoruz.
Fakat bu kadar hassas davranıp oldukça dikkat etmemize rağmen “huzuru ve mutluluğu” bulamıyoruz. Dedikodu, fitne, fesat, haset, kin, nefret ile beslenen kalbin damarları tıkanıyor. Hekimlerin verdiği reçeteye dikkat ettiğimiz kadar Rabbimin bize vermiş olduğu en büyük şifa kaynağı olan reçeteyi göz ardı ediyoruz.
Gün boyunca izlediklerimiz, dinlediklerimiz ve bunların neticesinde hayatımıza yansıyan hallerimiz gösteriyor ki kalbimiz ve ruhumuz gerekli besin almadığı gibi gereksiz ve zararlı besinlerle tıka basa besleniyor. İlahi kelam ile hemhal olmayıp dünyalık metalara bağlanan gönüller katılaşmış durumda. Bu katılık bir insanın iyi yönünü görmeyi, güzel huylarını sevmeyi unutturuyor bize. Bu minvalde insanları kafamızdaki koymaya çalıştığımız şekilde görmek istiyoruz. Bizim doğrularımız tek ve yekmiş gibi hareket ediyoruz. Bu hareket halinde girdiğimiz kul haklarını da hesaba katmıyoruz.
İyi beslenmemiş bir beden nasıl ki hastalıklara karşı direnci düşük oluyorsa aynı şekilde iyi beslenmemiş bir kalp de çabuk hastalanmaya müsait oluyor. Onu dinç ve sağlıklı tutmak için besin kaynaklarını iyi seçmeliyiz. Gözümüzle, kulağımızla ve kalbimizle batın dünyamıza girenleri arıtma cihazından geçirmeden gönlümüze almamalıyız. Aksi halde gönlümüz bulanır ve bunalır.
Rahman ve Rahim olan Yüceler Yücesi Rabbimin gönlümüze şifa kaynağı olarak sunduğu vahiy pınarından ne kadar istifade ediyoruz? Arıtma cihazından geçmeden içemediğimiz sulara gösterdiğimiz özeni kalbimize sızan sulara gösteriyor muyuz? Haset, kin, kıskançlık ve ölü kardeş etiyle doyurduğumuz kalbimize huzur girer mi, ışık sızar mı? Karanlık dünyalarımızda sızlanıp duruyoruz şimdilerde. İyiliği ve güzelliği hep karşıdan bekleyerek… Yapılan iyilikleri bir çırpıda silmeyi de gayet iyi biliyoruz. Sevgiyle bakmayı unutan gözlerimiz dünyaya b/akarken hep olumsuzu görüyor. Vefayı bilmeyen yüreğimiz hep daha fazlasını istiyor.
Beslenmesine dikkat etmediğimiz batın dünyamız yeri geliyor bir çöp yığınına dönüyor yeri geliyor pazar sonrası karışan bir sokağa dönüşüyor. Tüm karışıklar içinde düşüp kalan yürek kir pas içinde kalıyor. Muhabbet bağımız ayaz yemişçesine kuruyor. Neticede sevginin ve muhabbetin gösterişte kaldığı bir dünyada yaşamak zorunda kalıyoruz. Sahte gülüşlerin ayyuka çıktığı, yüzümüze gülenin çok olduğu fakat kalbimize gülümseyenin az olduğu zahir bir dünyada yaşayıp gidiyoruz. Mavi gökyüzünün genişliğinden nasip almadan, bir yüreğe dokunmanın mutluluğunu tatmadan, birbirimizi Rabbimizin rızası için sevmenin batın dünyamıza yaydığı kokuya mazhar olmadan…
Hatırlayıp hatırlatmalı her daim “ölümlüdür insan”. Batın dünyasını olmadık besinlerle doldurup sonrada onu temizleyecek kadar vakti geniş olmayabilir. Belki İki ezan arası kadar yaşayacak ömrü dahi kalmamıştır. O halde neyin kavgasını veriyoruz değerli dostlar? Kimin rızası uğruna hem zahir dünyamızı hem de batın dünyamızı karartıyoruz. Vesselam….