Mesafeler
Nesibe Aldemir
Neye ne kadar yakın, neyden ne kadar uzak geçiyor zamanımız? Hayat yolculuğumuzda hangi gözlükler eşlik ediyor gönül gözümüze? Gözümüze yansıyan sığ tablolardan mı ibaret hayata bakış açımız?
Soru yığınlarını arttıkça bir gözümüzü kapatmak çözüm oluyor mu arayışlarımıza? At gözlüklerini takmanın verdiği düz bakış açısıyla yaşamak bitkilerden ayırt ediyor mu bizi?
Dümdüz bakarken dümdüz olmayan şeyleri eleştiriyoruz. Baktığımız yerin verdiği konfor içinde başka hayatlar üzerine konuşmak ve yorum yapmak kadar kolay bir iş yok sanırım. Uçurumun eşiğinde dolaşan adımları dürbünle izleyip kahvelerimizi yudumlarken dilimiz olmadık kelimeleri olmadık şekilde kullanıp duruyor. Üstelik bunu sonunu düşünmeden yapıyor. Kınıyor, kınadığıyla sınanacağından habersiz. Dilinden kalbine akan kelimeleri, cümleleri seçmiyor, seçmekte özen göstermiyor insan. Bu özensizliğin neticesinde kalbinde sönen lambalardan ise bihaber.
Karanlıktı bu dünya; gönül bağıyla arasına mesafeler koyanlara, bir insanın derdiyle dertlenmeyene, sorunlara çözüm aramak yerine “şikâyet etmeyi” diline pelesenk edenlere, menfaat dışında yakın bir mesafe kuramayanlara, selamı sabahı kesenlere, hayata sırtını dönenlere…
Yeni doğan günden, güneşten nasibini almak için ne kadar gayret ediyor insan? Günle güneşle arasına koyduğu mesafeler onu ne kadar aydın kılıyor? Farkı varsa “kalpten kalbin” bu fark nedir hiç düşündük mü? Kalp devre dışı bırakılarak yaşanan bir ömür, insanı ne denli “insan” kılar? Mesafeli durduğumuz bu sorular huzursuzluğumuzun temelinde yatan nedenlerdir. Madde ile doyurmaya ve doldurmaya çalıştığımız gönül evimizden sarkan örümcek ağlarını daha ne kadar gizleyeceğiz? Haset, kin ve kıskançlıktan tozlanmış gönül odalarımızı temizlemeyi bahar temizliği kadar dert edindik mi? “İşte geldik işte gidiyoruz” derken faniliğimizi ne kadar kazıdık kalbimize?
Farkında değildi insan. Gönül gözü köreldikçe huzursuzluğu ayyuka çıkıyordu. O nedenle zaman zaman diline, gözüne ve gönlüne hâkim olamıyordu. Kalbiyle olan mesafesi artıkça görüş alanı da daralıyordu. Baharın müjdecisi renk renk açan çiçekleri görmüyordu. Bir insanın gönlüne dokunmanın verdiği lezzeti belki de hiç tatmamıştı. Hayatı bu kadar karmaşık hale getirmenin bir açıklaması var mıydı? Yoldaki taşı kaldırmanın sevabına nail olmak gibi kaygı taşımanın yerine nedendir insanların yoluna taş koymanın zihniyeti?
Bakıyor ama görmüyor olmayışımızdan gönlümüzle aramızdaki mesafeler. Çoğumuz, gözümüzdeki at gözlüklerinin verdiği bakış açısının kurbanıyız. Evet, net görüyoruz ama düz bakıyoruz. Oysa biraz başımızı çevirsek neler değişecek gönlümüze yansıyan tabloda. Kendi derdiyle boğuşan insanların içlerindeki savaşın dışa yansıyan hallerini. Egosunu pekiştirmek adına bir insana olmadık ithamlarda bulunup olmadık davranışlarda bulunmaların asıl sorunlarının kendileriyle olduğunu… Yanlış davranışlar nedeniyle çamurlu kirli yollarda yürüyenlerin de hayatına dokununca değişebileceklerini…
Tüm bu bakış açılarını yakalamak neler değiştirirdi hayatımızda hiç düşündük mü? Biraz sağa(hayatımızı kuşatan iyiliklere) biraz sola( bizi zorlayan kötülüklere) biraz toprağa(ölüme) biraz da göğe(Rabbimizin tüm arşı saran Yüceliğine) bakabilsek acaba gönül gözümüz sağılığına kavuşur muydu? Kuş bakışından ziyade üst bakış açısını kuşansak dünyanın rengi değişir miydi g/özümüzde? Faniliğimizi gönlümüzün bir duvarına derince kazısak kime kin tutmayı ve haset etmeyi değerli bulacak kadar zaman ayırırdık ki? Madem gönlümüzle olan mesafemiz hayata karşı duruşumuzu ve bakışımızı belirliyor o vakit yaklaşalım bize şah damarımızdan yakın olan Rabbimize, yakın olup kaldıralım aradaki mesafeleri gönlümüzle… Bakalım genişçe, tefekkür edelim derince. Belki dünya değişmez ama onun rengi değişir gönlümüzde… Vesselam.