Karanlığın Ortasında
Nesibe Aldemir
Modern dünya çıkmazında geçen ömrümüzün kulağına fısıldanan sesler, her ne kadar aydın yarınları vadetse de içimizde anlam veremediğimiz karanlık çığlıklar yükseliyor. Din, inanç, iman, tevhid, teslimiyet, tevekkül gibi kavramlardan uzak yaşanan hayatlar, insanı sınırsız bir dünya arzusunun içine çekiyor. Bu çekime kayıtsız kalamayanlarımız özünden uzakta bir hayat yaşıyor.
Özünden kopan insan, sadece maddi olan isteklerine yöneliyor. Bu yönelişin etkisiyle insan sınırlarını kendi eliyle çizdiği bir hayatı en doğru hayat olarak kabul ediyor. İnsanı Kur'an ve Sünnetten kopuk hale getiren bu kabulleniş onu karanlık bir dünyanın içine sürüklüyor. Sözde aydınlığın kol gezdiği bu karanlık alemde, modern dünyanın dikte ettiği kaideler, en doğru ve vazgeçilmez olarak süslenip altın tepside önümüze sunuluyor.
Sormadan, sorgulamadan kaşığı daldırıp iştahla giriştiğimiz bu sofrada yediklerimizi nasıl sindireceğimizi de düşünmüyoruz. Düşünmeden hareket eden insan, midesine yaptığı bu zulmün karşılığını bir ömür boyunca ödediğinin farkında da değil. Ne zaman ki aklına "Bize ne oldu" şeklinde bir soru geliyor o zaman fark ediyor ki izini sürdüğü hayatlar kendi değerlerinden oldukça kopuk ve Yaradanın kaidelerinden uzak. Evet insanın kendine yabancı kalması dedikleri tam da bu olsa gerek. Bizim isteklerimizmiş gibi bize empoze edilen ne varsa sorgusuz, sualsiz ve kaidesiz bir şekilde onlara hayatımıza dahil ediyorsak Rabbimizin verdiği aklı kullanmıyoruz demektir. Akıl denen bu nimeti manevi zenginliğimizi arttırmak yolunda kullanmak bizi güzel ahlaklı yapar. Manevi zenginlik kalbimizi olgunlaştırır. Bize mana kapılarını aralayan bu yolculuk bizi kemale doğru götürür. Bu yola girmek için nefsin istek ve arzularını dizginlemek gerekir. İsrafın ayyuka çıktığı bu çağda insan ihtiyaçlarını ve ihtiyacı olmayanları iyi değerlendirmelidir. Aksi halde zamanı, kazancı, ömrü, ayları, yılları hızlıca tükenir de gider. Bu gidişin farkında dahi olamaz. Gaflet içinde yaşamak dedikleri de bu farkında olmayayış hallerimiz olsa gerek.
Sınırları çizene dayamak varken gönlü onca çıkmaz sokağın içinde beyhude gezer durur insan. Her gördüğümüz hayatı ölçü bilmek, iki sayfa kitap okumaktan uzak kalmak, Kur'an'ın bereketinden nasip alamamak, yaşamımızı inşa eden tuğlaları Efendimizin iziyle şekillendirememek... Tüm bunların yansımasıyla gönül boşluğumuz bir türlü dolmuyor azizim. Yüreğimize temaşa eden tablolarımız rengini yitirmiş. İçimizdeki güneş her daim tutulmuş. Ve biz hala kendi söküğümüzden habersiz bir hayat yaşıyoruz. Üzerimizde yeni kıyafetler, parıltılı ve bakımlı ciltler, nice bizi oldurmayan bir yığın diplomayla iyi görünüp mutsuzca yaşıyoruz karanlığın ortasında...
Vesselam...