Çivisi Çıkmış Dünyaya Rağmen
Nesibe Aldemir
Toplumca yaşadığımız olaylar, dünyaca gördüğümüz günler, hayata dair umudumuzu baltalamakta. Sokakta, hastanede, çay ocaklarında, lokantalarda, iş yerlerinde, sosyal yaşamda bulunduğumuz yerlerdeki insanların, vardığı ortak kanı dünyanın iyiye gitmediğidir. Bu nedenle günümüz insanın yaşama ve geleceğe dair umutları yok denecek kadar az miktarda. Buna hakkımız olduğunu düşünebiliriz. Savaşlar, afetler, salgınlar, katliamlar, soykırımlar… Hangimizin canını yakmaz, hangimizin umudunu gölgelemez ki…
Dünyada oynan kirli oyunlar, insan eti yiyen insan dışı varlıklar, masum bebeklerin kanını yudumlayan katiller, sömürgeciler, Siyonistler… Kâinatın düzenini bozmaya çalışıp kendi gücünü her şeyin ötesinde görenler ile aynı yeryüzünde yaşıyor olmak elbette tarifi zor olan bir vaziyet. Fakat insan olarak hepimiz kendi gücümüzün yettiği kadarınca sorumluyuz olanlardan. Bu bilinci kuşanınca “dünyanın çivisi çıkmış” söylemi yerine “dünyanın çıkmış çivilerini nasıl sağlamlaştırırım” kaygısı sarıyor insanı. Nerede bulunuyorsak oranın hakkını vermek, hangi işte çalışıyorsak işimizi hakkıyla yapmaktır bize düşen. Yeri gelince yoldaki taşı alıp kenara kaldırmak, yeri geldiğinde bir ağlayan bir çocuğun başını okşamak… Tatlı bir selam bir sabah ile insanların gününü güzelleştirmek…
İyi olmak, iyiliği çoğaltmak bu kadar zor olmasa gerek. İnsan olmak, insan kalmak kendini insan vasfına dahil edenler için yük olmasa gerek. Çeşitli STK’lar tarafından organize edilen ve mazlumlar yararına yapılan kermeslerde gönülce görev alanlar, kermeslere yaptığı yemek ve tatlılarla destek verenler, yine kanayan yaramız olan Gazze yararına kermesten alışveriş yapanlar. Evet çivisi çıkmış dünyaya rağmen açtığı hamurla umudunu taze tutup safını iyilikten ve insanlıktan yana tutanlar… İşte böyle güzide insanların yüreğinde tazelenir, umut bahçemiz. Ve insan, yalnızca bir kere geçeceği şu fani dünyanın yoluna çiçekler ekince güzelleşir. Yol çamur, taş ve yokuş olsa dahi tohum saçmaktan kaçınmayanlardan olmak ne güzel bir erdemdir.
Cehaletin gölgesinde nice ziyan olur, ömür denilen hazine. Oturur hep bir ağızdan dünyanın çıkan çivisinden yakınırız. Her şeyin kötüye gittiğini söyler dururuz. Eylemden ziyade söylemlerimizi çoğaltırız. Kötüye yorulan rüya misali her hali kötüye yorarız. Elimizde bulunan nice nimetin hakkını vermekten aciz düşeriz. Kendi dünyamızın çıkan çivilerini de göz ardı ederiz. Ahvalimiz bu olunca ruhumuzu mesken tutar kara geceler. Bir zaman sonra dünyanın her yanını kara göremeye başlarız. Bunca karanlık içinde kıvranırken umut denilen ışık da bizi terk eder.
Kötüye giden bu dünyaya nasıl bir katkı sağlıyoruz? Karanlığı mesken tutan ruhlarımızı saran bu dikenli tellerden kurtulmak için nasıl bir çaba sarf ediyoruz? Sürekli olumsuzlukları konuşarak hangi olumlu dünyanın düşünü kuruyoruz? Kendimize karşı bu kadar kör olarak yaşarken karşımızdaki insanları körlükle suçlamak ne kadar yerinde bir davranış? Birbirimizi sevmek yerine fitne ateşini yakmayı tercih edip ortada sevilecek insan kalmadığı serzenişinde bulunmak ne kadar yerinde bir tespit? Kendi davranışlarımızı görmeden sürekli olarak başkalarının davranışlarını mercekle incelemek ne kadar sağlıklı bir gözlem? Mazlumun yanında olmak yerine menfaatimizce yol almak ne denli güvenli bir yolculuk? Uzayıp giden sorular yığını… Dünyanın bir çivisini daha çıkaran cevaplarımız…
Belki de dünyanın değil insanın çivisiydi çıkan. Bu yüzden çare bulamadık dertlerimize. Tükenen umutlarımız değil bizdik belki de. Suçu başkalarına atarak üzerimizdeki sorumluluktan kurtulmayı düşledik. Ama olmadı. Yapıp ettiklerimiz bir şekilde dönüp dolaşıp bizi buluyor. Bunu hesaba katmadan yaşamamak gerek. Zerre kadar da olsa iyilik yapanlardan olmak, insanlığa katkı sağlayacak eylemlerde bulunmak boynumuzun borcu. Çivisi çıkmış dünyaya rağmen insan olarak yaratılmayı şeref ve onur bilip, bu şerefi ve onuru yüceltecek filler gerek bize vesselam…