Nesibe Aldemir

Birey ve evlilik

Nesibe Aldemir

Kaygan bir zeminde yaşar kişiliği ve kimliği oluşmamış insanlar. Büyürler, yaş alırlar fakat ruhları zerre kadar yol almaz, alamaz. Bağımlı ve tutsaktırlar. Kendi kararlarını kendileri veremezler. Bir gölge ararlar her daim. Kendileri adına konuşan birleri olsun isterler. 

Prangalara bağlı geçen koca bir ömür… Yaş olmuş otuz, kırk, elli… Nefes alırken izin alma ihtiyacı duyanlar… Yaşanır mı yaşlanılır mı böyle? 

İnsanın birey olmadan aldığı her vasıf, üzerine uymayan elbiseyi giymesine benzer. Ya dar ya geniş… Karakteri oturmamış, kimliği oluşmamış kişiler, evlilik gibi büyük sorumluluk gerektiren bir yükün altına girmemelidir. Çünkü bundan sonraki adımlar daha büyük sorumluluklar yükler insana. 

Anne olmak, baba olmak daha sonrasında kayınvalide, kayınpeder ve en nihayetinde dede, babaanne ve anneanne olmak… Çorap söküğü misali hızla akan bir döngü… Bu döngünün başında yer alır evlilik. 

Ömür boyu mutluluk duası ve dilekleriyle uğurlanır çiftler, dünya evinin kapısına. Ama bu kapıdan girenler birey olamamış ve kişilik kazanmamış ise orada iki kişinin evliliği söz konusu olamaz. Yani onlar adına karar veren onlara sürekli etki eden ailelerde evliliğin içine dâhil olur. 

Bu dâhil olma süreci evliliği yıprattığı gibi çiftleri de yıpratır. Ayrıca o dünya evinde süren hayata “evlilik” de denmez denemez. Bir arada olan fakat iki ayrı dünyada yaşayan insanlardan söz edilir. İstişare etmeden, birbirini anlama gayreti göstermeden, birlikte zaman geçirmeden yaşanan bir hayat evliliğin mutluluğa akan damarlarını tıkar onu kangren eder. Kangren olan bir hayatın içinde yaşamayanlar ise yaşayan ölülerden farksız olurlar. 

Evliliğin içine sızan aile büyükleri evlatlarının huzurunu ve mutluluğunu en çok isteyen kişilerdir tartışmasız. Fakat ne çare ki onların iyi niyetleriyle istemeden verdikleri zararlar neticesinde kadın da erkek de evliliğini zedeler. Kişilik sahibi bireyler buna izin vermez ve adımlarını Hak’tan yana atarlar. Neticesinde Hakkı bilen kendini bilir. Kendini bilen de haddini ve hududunu bilir.

İzahatını yapmak istediğim şey büyüklerden arınmış bir hayat değil elbette ki. Onlar bizim başımızın tacı, gözümüzün nuru ve gönlümüzün bereketidir. Burada anlatmak istediğim onların da yanılabileceği ve hataya düşebileceği gerçeğini göz ardı etmemektir.

Bilinçli hareket etmeli, kırmadan dökmeden ısrarda bulundukları yanlışların yanlış olduğunu onlara ifade etmeliyiz. İster anlasın ister anlamasınlar doğru ve mantıklı adımlarımızdan vazgeçip onları memnun etmek adına karakterimizden ödün vermemeliyiz. Aksi halde kimliğimiz oluşamaz ve birey olarak hareket edemeyiz. 

Birey olmadan, kişilik oluşmadan kurulan evlilikler yıkılmaya ve yok olmaya mahkûmdur. Bu gerçeği göz önünde bulundurulmalı ve davranışlarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Kendi hayatımıza veremediğimiz şekil, düzen ve ışık başka hayatları da karartır ve yok eder. Bu nedenle gençler evlilik için adım atarken alacakları sorumluluklara yeterli olup olmadığını iyi düşünmeli ve o minvalde hareket etmelidir. Hem erkek hem de kadın evlilik için yeterli donanıma sahip değilse bu yola girmemeli ve başka insanların günahını da sırtına yüklenmemelidir. 

Eğer düşünmeden taşınmadan bu yola girilmişse o vakit insan, içinde bulunduğu karanlığın farkına varmalı ve mutluluğa akan damarların yolunu açmalıdır. Unutmayalım ki haneler ancak ve ancak sevgi, saygı ve anlayış üçgeninde huzur bulur. Huzurun olmadığı evler hem eşlerin hem de çocukların koşarak vardıkları yerden ziyade koşarak kaçtıkları yerlere dönüşür. Sonrası yıkık dökük harabeler…. Gel de bu enkazı beraber kaldıralım dedi meczup, onu kaldırmaya tek başına insanın yüreği dayanmaz, akıl karışır vesselam…

Yazarın Diğer Yazıları