Nesibe Aldemir

Asrın Felaketinden Aslımıza

Nesibe Aldemir

Söylenecek sözün tükendiği, kalemin durakladığı, kelimelerin kifayetsiz kaldığı, cümlelerin boğazda düğüm olup noktaya varamadığı acı dolu günlerden geçiyoruz. 11 ilimizi etkileyen depremlerde yaşanan yıkımı ve acıyı anlatmaya kelime bulmakta zorlanıyorum.

O kadar hikâye yarım kaldı ki biz hayatta kalanların hikâyesini gölgede bırakacak. Yetim, öksüz ve kimsesiz kalan yavrular, kalan ömrünü bir bacağı veya kolu olmadan geçirecek olan yaralı kardeşlerim, sabahın planını yapmış ölüme uykuda yakalanan binlerce insanımız...

İçinden geçtiğimiz bu Şubat ayı hem çok soğuk hem çok uzun. İçinde taşıdığı binlerce acı hikâyeler nedeniyle boynu bükük, beli kambur. Nasıl olsun Şubat'ın başı dik ve mağrur. Şen ve kalabalık Akpınar'ım yıkıkken, Malatya'mın simgesi Camii'm yerle bir olmuşken, Dörtyol, Temelli, Emeksiz, Fuzuli viran olmuşken. Hangisine yansın virane gönül, Yeşilyurt'a mı, Gündüzbey'e mi Doğanşehir'e mi... Memleketimiz, Malatya'mız, anılarımız... Dolaşırken enkaz yığınlarının içinde, boğazımda koca bir düğüm oluyor ve nefes almakta zorlanıyorum. Malatya'm fotoğraflarda, videolarda kaldı. Binlerce kaybettiğimiz canlar, onların yarım kalan hikayesi de eklenince yaşadığımıza sevinecek halimiz kalmıyor.

Şimdi herkes çıkmış bir yorum yapıyor. Kimisi olanların hepsini kaderin sırtına yüklüyor, kimisi bilim de bilim diyor. Yeni hatta inşaat halindeki binaların yıkılması veya kullanılmaz hale gelmesi gösteriyor ki bu işi sadece kadere yüklemek vicdansızlıktır. Evet deprem kaderimiz, fakat ona karşı alacağımız önlemler kaderimiz değildir. İnşaat yapımında kullanılan malzemeler vicdanımızın ve yüreğimizin kalitesini de ortaya koyuyor dostlar. Yıllardır söylenen ve beklenen depreme karşı devlet eliyle neden acil bir kentsel dönüşüm planı uygulanmadı? Ah ki ah! O kadar sorular var ki cevapsız kalan hepsini toplasak yığın yığın enkaz eder.

Bunlar eksik ve hatalı olarak bıraktığımız işin fiziki boyutu kıymetli dostlar. Bir de yetim bıraktığımız manevi dünyamız var. Dünyaya öyle bir dalmıştık ki maneviyatımızın tüm dallarını budamıştık. Kendimize, evimize, malımıza ve mülkümüze o kadar güveniyorduk ki dünyada baki kalacağımız gibi bir yanlışa gömülmüştük. Herkes kendince bir hayat belirlemiş ve onun en doğru hayat olduğuna inanarak yaşıyordu. Helal haram birbirine karışmış, faiz herkesçe hoş görülmüş, insan ise sadece midesine hizmet eden bir zavallıya dönüşmüştü. Herşeye gücünün yeteceği inancıyla kibrini, hasedini beslemiş ve kendini daima çevresinden üstün görmüştü. Tüm bu inandığımız ve hiç bitmeyecek sandığımız rüyadan büyük bir sarsıntı ile uyandık. Ve kendimizi ekmek, su kuyruğunda bulduk. İnsan acizliğini kabul edince içinde bulunduğu durumu da kabulleniyor. Bizim bir Rabbimiz var. Tek sahibimiz, başka memleketlerin suyu ile susuzluğumuzu gideren, rızkımızı umulmadık yerlerden tayin eden bir Rab. Gönlümüze sekinet, bedenimize güç kuvvet ver Allah'ım. Depremde kaybettiğimiz canları Rahmetine eriştir, yaralı kardeşlerime acil şifalar ihsan eyle. Muheymin isminle bizleri muhafaza eyle. Asrın Felaketini aslımıza dönüşe vesile kıl Allah'ım. (Amin)
 

Yazarın Diğer Yazıları