Nesibe Aldemir

Anlayış Sanatından Hayata

Nesibe Aldemir

 Üzerimize sinen tembellik kokusu her halimize şikâyet etme konusunda her birimizi birer uzman kılıyor. Kolay kazanç elde etme yolunun tek hedefimiz haline gelmesi yaptığımız işlerden lezzet yerine usanç duymamızın nedeni de bu şikâyet hallerimizdir. İnsan kazanmak yerine insan kaybetmeyi marifet olarak benimsememiz çağın onulmaz bir vebası gibi zihnimizi kuşatmış vaziyette.

 İnsanoğlu, şükür halinden kolayca sıyrılıp şikâyet haline doğru hızlıca kayıyor. Nedenini tam anlamıyla sorgulamadığımız durumlar sabrımızı çok çabuk tüketiyor. Günübirlik yaşadığımız durumların önünde ve arkasında gerçekleşen sebepleri düşünmeden hareket etmek insanı sık sık hataya doğru sürüklüyor.

 Yanlış anlamalar, yanlış anlaşılmalar birbirimizi anlamaktan yoksun geçen anlarımızdan kaynaklanıyor. Yargılamak, kınamak, tabiri caizse yerle bir etmek ve hepsinden daha kötüsü suizanda bulunmak işin kolay kısmı olduğu için ilk tercihlerimiz genelde bu minvalde oluyor.

 Yıllarca emek verilmiş ilişkiler, dostluklar, arkadaşlıklar bir anda yıkılıyor. Oysa yapılan onca güzelliği ve fedakârlığı hiç düşünmeden her şeyi yok sayarcasına unutmak insanlığa ters düşer. Tüm bağımızı keskin bir bıçakla kesip atmayı özgüven olarak yorumlamak ne kadar doğru? İnsanı sosyal bir varlık olarak yaratan Yüce Allah, yine Kendi koyduğu yasalar içericisinde onun insani ilişkilerinin ölçüsünü de belirlemiştir. Bu ölçüyü görmezden gelerek yaşamak ilişkilerimizde yıpranmaya ve yok olmaya sebebiyet verir. İnsan unutkan bir varlık olması nedeniyle bildiği sandığı ölçüleri çoğunlukla unutur. Velev ki hatırladı nefsine söz geçirmek noktasında zorluk yaşadığı için ölçüye uygun hareket etmeyi hayata yansıtamaz. Bu yüzden sözü yerine sesini yükseltir, içinden çıkamadığı geçmişin çöpünü sürekli deşer ve oradan yayılan kokuları etrafına saçar. Sürekli olumsuzu çağıran halleri içinde bulunduğu bu karanlığı daha da zifiri hale getirir. Öyle ki zamanla baktığı her yeri siyah beyaz şekilde görür. Kendisine yapılan iyilikleri göremez. Gözünü, gönlünü saran dünya hırsı nedeniyle vefa duygusundan yoksun yaşar. Suiistimal edilmiş iyi niyetlerini bahane ederek iyilikten ve iyi olmaktan vazgeçer. Sürekli haksızlığa uğrayan taraf olduğunu söyler ve fırsat buldukça kendini metheder. Ve olduğu yerde sayar. Aylar geçer, mevsimler değişir, yıllar birbirini kovalar fakat üşengeçlik hastalığına düşen insanların bakış açısında bir milim dahi olsun değişme olmaz.

 Kendine sunulmuş muhakeme yeteneğini kullanmayan insan, anlayışlı olmak konusunda noksan kalır. Etrafına verdiği zarardan bihaberdir. Egosunu tatmin etmekle meşgul olduğundan hayat aynasına yansıyan sîretini göremez veya görme gayretinde bulunmaz. Yaptığı işten sürekli şikâyet eder. Örneğin ekmeğini kazanmaya vesile olan kapıyı sürekli tekmeler. Dilinde dolaşan bestelerde sürekli bir yakınma tınısı duyulur.

 Bizi bize getirecek bir irade ile içinde bulunduğumuz hayatımıza çekidüzen vermek çok mu zor değerli dostlar? Sanırım en zor ve esaslı olan da insanın kendine hükmetmesidir. “İnsanın kendini fethetmesi sanatında en önemli unsur, düşüncelerle davranışlar arasında sağlam alışkanlıklar bağları kurmaktır.” Der Jules Payot, İrade Terbiyesi adlı kitabında.  Sanırım düşüncelerimiz ve davranışlarımız arasındaki kopukluk nedeniyle dünyaya güzel izler bırakma gayretimiz yok. İrademizi bu yönde sağlamlaştırmıyoruz. Bu sebeplerden ötürü üzerimize sinen tembellik kokusuyla yaşamayı en doğru yaşama biçimi olarak görüyoruz. Oysa biraz düşünce, biraz anlayış, biraz eylem ve bunların yansıması olarak kurduğumuz sağlıklı ilişkiler, insanlık bağındaki çiçeklerin kokusunu üzerimize çekmeye yarayacaktır. Olur ya kimimiz menekşe kokusunu taşırız bulunduğumuz mekânlara kimimiz ise zambak… Yeter ki sağlam bir iradeyle olmaya niyet ve gayret edelim.

 Vesselam. 

Yorumlar 1
Tuba Pekşen 24 Kasım 2022 08:35

Tamda günümüzün gerçekleri çok teşekkür ederim yüreğinize sağlık

Yazarın Diğer Yazıları