Cengiz Dere / Manevi Danışman

Öleceksin, Niye Bu Kadar Zorluyorsun!!

Cengiz Dere / Manevi Danışman

İnsan çoğu zaman hayatı dışarıda öğrenmeye çalışır; oysa hayatın en derin dersleri, bir insanla aynı yastığa baş koyduğunda başlar. Çünkü insan, en çok sevdiği kişinin aynasında kendini tanır. Ve bazen bir ömür boyunca fark edemediği eksiklerini, bir tek cümlenin sessizliğinde görür.

Para ile satın alınan sadakatin, daha fazla para ile satılabileceği gibi; çıkar üzerine kurulan ilişkiler de ilk fırtınada dağılır. Eşler arasında bağı güçlü kılan şey imkân değil, gönüldür. Çünkü bir evin duvarlarını taş değil, güven ayakta tutar. Sevginin olmadığı yerde zenginlik sadece süslü bir yalnızlığa dönüşür. Büyük servetlerin içinde küçülen nice kalpler vardır; ama küçük sofralarda büyüyen nice huzurlar da vardır. Çünkü aslında fakirlik, aza sahip olmak değil; kalbi doymadan sürekli daha fazlasını istemektir.

İnsan evliliğinde şunu öğrenir: Başlayan her şey biter. Gençlik biter, güzellik solar, öfke diner, kırgınlık unutulur, ömür eksilir. Ama iki insan birbirine merhametle bakmayı öğrenirse, biten şeylerin içinden yeniden başlayan güzellikler doğar. Çünkü evlilikte sevgi kadar önemli olan şey, sevgiyi her gün yeniden seçebilmektir.

Birlikte yaşarken en büyük hatalardan biri, insanın eşinin geçmişini bugünün önüne koymasıdır. Oysa bir insanın dününü kurcalamak, yarınını sessizce yıkmaktır. Her insanın Allah ile arasında kalmış yaraları vardır. Eş olmak, geçmişin hesabını sormak değil; geleceğin duasını birlikte kurabilmektir. ÖLÜM VAR. FAZLA ZORLAMA… sevgi bazen bilmek değil, bazı şeyleri bilmemeyi tercih edecek kadar zarif olabilmektir.

Evlilikte kırgınlık kaçınılmazdır. İnsan bazen en derin yarayı en sevdiği kişiden alır. Fakat unutulmamalıdır ki unutmazsan senin, affetmezsen onun canı acır. Affetmek, karşı tarafı serbest bırakmak değil; kendi kalbini esaretten kurtarmaktır. Bazı insanlar haklı olmayı seçer; bazı insanlar huzurlu olmayı. Oysa bir yuvada her tartışmayı kazanmak, bazen evliliği kaybetmektir.

İnsanlar birbirini ancak zamanla tanır. Aynı evde yaşamak, bir insanın gerçek karakterini ortaya çıkarır. Bu yüzden eşler birbirini değiştirmeye çalışmadan önce anlamaya çalışmalıdır. Çünkü derin acılar konuşmaz. Bazen bir insanın sert sesi, aslında duyulmayan yorgunluğudur. Bazen suskunluğu sevgisizlik değil, içinde kelimelere dökemediği bir kırgınlıktır. Eşler birbirinin kelimelerini değil, sessizliklerini de okuyabildiğinde gerçek yakınlık başlar.

Hayatın kendisi insana ölümü hatırlatarak anlam kazanır. Eğer ölüm olmasaydı, sarılmalar bu kadar kıymetli olmazdı. Vedalaşmalar bu kadar ağır gelmezdi. Kırgınlıklar bu kadar anlamsız görünmezdi. İnsan sevdiği kişiye her gün son kez bakıyormuş gibi bakabilse, birçok tartışma daha başlamadan biterdi. Çünkü ölüm her şeyi eşit kılar; gururu da susturur, öfkeyi de küçültür, geçici olan her şeyi anlamsızlaştırır.

Bir evlilikte asıl mesele birlikte yaşamak değil, birlikte anlam kurabilmektir. Aynı çatı altında iki yabancı gibi yaşamak mümkündür; ama aynı kalpte iki dost gibi kalabilmek emek ister. Çünkü hayatı sadece günlük telaş sananlar, son espriyi iyi düşünmelidir. Ömür geçer, çocuklar büyür, saçlar beyazlar ve bir gün geriye sadece birbirine nasıl davranıldığı kalır.

Ve insan sonunda şunu anlar: Hayatı kaybetmekten daha acı olan şey, yaşamın anlamını kaybetmektir. Evlilik ise doğru yaşandığında hayatın anlamını iki kişilik bir duaya dönüştürür. Çünkü yaşıyorsak, hâlâ umut var demektir. Ve aynı evin içinde umut bitmemişse, hiçbir şey gerçekten bitmiş değildir.

Yazarın Diğer Yazıları