Sevgili Resülümüz, bir grup sahâbîden "İnsanlardan hiçbir şey istemeyeceksiniz." diye söz aldı. Hatta bu sözü veren sahâbîlerden biri, bineğinden düşen kırbacını bile başkasına uzattırmaz, kendisi inip alırdı. (Müslim, Zekât, 1043; Ebû Dâvûd, Zekât, 28)
Yine Resûlullah şöyle buyurdu:
Kim bana insanlardan hiçbir şey istememeye söz verirse, ben de Allah'ın vaadine dayanarak onun cennete erişeceğine dair müjde veririm."
Hz. Sevbân bu sözü verdi ve ömrü boyunca insanlardan bir şey istememeye gayret etti. (Ebû Dâvûd, Zekât, 28; Ahmed b. Hanbel, Müsned)
Bu hadisleri okurken maksadın, insanların birbirine yardım etmesini yasaklamak olmadığını iyi anlamalıyız. Resûlullah, dilencilik ruhunu değil; başkalarını kendisine hizmet ettirme alışkanlığını ortadan kaldırmak istiyordu. Kendi işini görebilen, başkasını yormayan, kimseye yük olmayan, onurlu ve üretken bir toplum inşa ediyordu.
Bence bugün bu sünnete en çok ihtiyaç duyduğumuz yer ailelerimizdir.
Evlerimizde sevgi kadar emir cümleleri de çoğaldı. "Getir...", "Yap...", "Kaldır...", "Hazırla..." diye başlayan cümleler, zamanla eşleri birbirine yaklaştırmıyor; görünmez duvarlar örüyor. Çünkü psikoloji bize şunu söylüyor: İnsan, sürekli emir alan değil; değer verilen olmak ister. Emir, görevi yaptırabilir; fakat gönlü kazandıramaz. Rica ise hem işi yaptırır hem sevgiyi büyütür.
Kur'ân-ı Kerîm bu yüzden şöyle buyurur:
"Onlarla maruf üzere, güzellikle geçinin." (Nisâ, 4/19)
"Maruf" yalnızca nafaka vermek değildir; güzel konuşmak, incitmeyen bir üslup kullanmak, saygıyı korumak ve eşini kendinle eşit bir insan olarak görmektir.
Resûlullah'ın aile hayatına baktığımızda da bunu görürüz. Hz. Âişe validemiz, onun ev işlerinde ailesine yardım ettiğini haber verir. Demek ki Peygamberimiz, yapabileceği işleri eşine bırakmayı değil, omuz vermeyi tercih ediyordu.
Atalarımız ne güzel söylemiş: "Marifet buyurmakta değil, gönül almaktadır."
Ben inanıyorum ki mutlu ailelerin sırrı büyük fedakârlıklarda değil, küçük nezaketlerde gizlidir. Su içen bardağını kendi kaldırıyorsa, kirlettiğini kendi topluyorsa, yapabileceği işi önce kendisi yapıyorsa; işte o evde eşlerden biri hizmetçi, diğeri efendi olmaz. Orada iki arkadaş, iki yol arkadaşı yaşar.
Elbette eşler birbirlerinden yardım isteyecektir. Ancak emir vererek değil; gönül alarak, teşekkür ederek, "Müsaitsen bana yardımcı olur musun?" diyerek... Çünkü insan, mecbur bırakıldığı işi yaparken yorulur; sevildiğini hissederek yaptığı iyilikten ise huzur duyar.
Bir evde emir cümleleri azaldıkça sevgi cümleleri çoğalır. "Yap!" kelimesi yerini "Lütfen..."e, "Niye yapmadın?" sözü yerini "Teşekkür ederim."e bıraktığında evin iklimi değişir.
Eşiniz sizin hizmetliniz değildir. Siz de onun efendisi değilsiniz. Siz, Allah'ın birbirine emanet ettiği iki yol arkadaşısınız. Yol arkadaşına emir verilmez; değer verilir. Çünkü sevgi, emredilerek değil, ikram edilerek büyür.
Yazarın Diğer Yazıları
Eşinize Emir Vermeyin; Sevginizi Emrederek Değil, İkram Ederek Büyütün
26 Temmuz 2026 00:37Evliliği Bozan Çekinik Kalan Yanlarımız
23 Temmuz 2026 00:06Sınır Koymak Saygıyı Korur; Sayılan Sevilir
18 Temmuz 2026 00:00Çocuklarınızı Birbirinizi Eleştirerek Hasta Etmeyin!
15 Temmuz 2026 00:05Akli dindarlık
12 Temmuz 2026 00:30