Cengiz Dere / Manevi Danışman

Aklî Dindarlık ve Şekilsel Dindarlık

Cengiz Dere / Manevi Danışman

Allah bizden sadece dindar görünmemizi değil, aklımızı kullanarak dindar olmamızı istiyor. Dindarlığı bir sakala, bir cübbeye, bir sarığa, bir kıyafete veya birtakım şekillere hapsedip kendimizi bunlarla dindar hissetmek, Kur’an’ın insandan istediği bilinç değildir. Çünkü Allah’ın insana verdiği en büyük emanetlerden biri akıldır; Kur’an ise bu emaneti terk edenleri öven değil, açıkça uyaran bir kitaptır:
وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
“Allah, akıllarını kullanmayanların üzerine rics (pislik) bırakır.” (Yûnus 10/100)
Demek ki Allah katında mesele yalnızca nasıl göründüğümüz değil, nasıl düşündüğümüz ve nasıl yaşadığımızdır.

Kur’an’ın istediği insan; duyduğu her sözü sorgulamadan tekrarlayan, bir kalıbın içine girip kendisini güvende hisseden insan değildir. Akleden, bilen, araştıran, ölçüp tartan, olayların arkasındaki hikmeti kavrayan, doğru ile yanlışı ayırabilen, feraset ve basiretle hareket eden insandır.

Nitekim Allah:
يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَن يَشَاءُ ۚ وَمَن يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا
“Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona gerçekten çok büyük bir hayır verilmiştir.” (Bakara 2/269) buyurur.

Hikmet, sadece çok şey bilmek değildir; bilgiyi doğru yerde kullanabilmektir. Feraset, görünenin arkasındaki hakikati sezebilmektir. Basiret, olayların nereye götürdüğünü görebilmektir. Akıl ise bütün bunları değerlendirip doğru bir hükme ulaşabilmektir.

Bu nedenle bilimden korkan, düşünmeyi tehlikeli gören, sorgulamayı imansızlık sayan bir anlayış Kur’an’ın akıl çağrısıyla bağdaşmaz. Evreni inceleyen bilim insanı, insanı ve toplumu anlamaya çalışan araştırmacı, olayların sebep ve sonuçlarını araştıran akıl; Allah’ın yarattığı düzeni anlamaya çalışmaktadır.

Allah bize aklı süs olarak vermedi; sorumluluk olarak verdi.

Bir insanın sakalı yarım metre olabilir; fakat aklı başkasının cebinde olabilir. Başında sarık olabilir; fakat zihninde hiçbir sorgulama olmayabilir. Cübbesi olabilir; fakat adaleti olmayabilir. Dili ayetlerle dolabilir; fakat hayatında hikmet bulunmayabilir.

Öyleyse dindarlığı sadece şekille ölçmek, kabı içeceğin kendisi sanmaktır.

Gerçek dindarlık insanı bir kalıba hapsetmez; onu hakikate açar. Akıllı insanın dindarlığı, başkalarının çizdiği sınırlar içinde kendisini tekrar etmek değil, Allah’ın verdiği aklı hakkıyla kullanarak hakikati aramaktır.

Kur’an’ın çok daha çarpıcı bir ölçüsü vardır:
إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاءُ
“Allah’tan kulları içinde gereği gibi ancak bilenler korkar.” (Fâtır 35/28)

Dikkat edin: Allah’tan gereği gibi korkanların niteliği sadece görünüşleri değildir; ilim sahibi olmalarıdır.
Çünkü insan bildikçe evrenin büyüklüğünü, bilmediklerinin çokluğunu ve kendi acziyetini fark eder. Gerçek bilgi kibri değil, haşyeti doğurur. Gerçek akıl insanı Allah’tan uzaklaştırmaz; Allah’ın yaratışındaki hikmeti gördükçe O’na karşı hayranlığını ve sorumluluğunu artırır.

Bu yüzden aklı, bilimi, feraseti ve hikmeti dindarlığın karşısına koymak büyük bir yanılgıdır.
Belki de bugün dindarlığa en çok ihtiyacı olan insanlar, dindarlığı sadece şekilden ibaret sananlardır.
Bir insan kendisini sakalıyla, sarığıyla, cübbesiyle, ritüelleriyle dindar hissedebilir. Fakat asıl soru şudur:

Aklıyla ne kadar dindar?
Hakkı gördüğünde kabul ediyor mu?
Yanıldığında geri dönebiliyor mu?
Bilmediğinde “bilmiyorum” diyebiliyor mu?
İşte aklî dindarlık budur.
Dindarlık bir görüntü değil, bir bilinçtir.
Bir kalıp değil, bir hakikat arayışıdır.
Şekil insanı dindar gösterebilir; fakat akıl, hikmet ve feraset insanı dindar kılar.

Bu yüzden aklıyla düşünen, bilgiyi önemseyen, hikmet arayan, feraset ve basiretle hareket eden insanlar kendi dindarlıklarının farkına varmalıdır. Dindarlığı sadece şekillerde arayanların oluşturduğu görüntü, onların gerçek dindarlığını gölgelememelidir. Kendinizi dinden uzak sanmayın; hakikati aramanız, doğruyu araştırmanız, aklınızı kullanmanız, bilime değer vermeniz, adalet ve hikmet peşinde olmanız da başlı başına bir kulluk bilincidir. Belki siz kendinizi yeterince dindar hissetmiyorsunuz; fakat Kur’an’ın ölçüleriyle baktığınızda, aklınızı ve vicdanınızı kullanarak yaşamanız sizi sandığınızdan çok daha fazla dindar kılıyor olabilir. O halde akıllı, bilinçli ve hikmet sahibi insan, başkasının şekline bakarak kendi dindarlığından şüphe etmemeli; Allah’ın kendisine verdiği aklın, ilmin ve vicdanın hakkını vererek yaşadığı için dindarlığıyla akli övünmelidir. Ve bunun şükrünü taşımayı bilmelidir.

Bu  akli DİNDARLARı nerede görürseniz cennetle müjdeleyin.. Rabbimiz diyor:
فَبَشِّرْ عِبَادِ ۝ الَّذِينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ أَحْسَنَهُ ۚ أُولَٰئِكَ الَّذِينَ هَدَاهُمُ اللَّهُ ۖ وَأُولَٰئِكَ هُمْ أُولُو الْأَلْبَابِ
“Öyleyse kullarımı müjdele! Onlar sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir; işte onlar akıl sahipleridir.” (Zümer 39/17-18) 

Yazarın Diğer Yazıları