İnsan yalnızca düşünceleriyle değil, hormonlarıyla da yaşar. Rabbimiz insanı öyle bir sistemle yaratmıştır ki bedenimizde salgılanan bazı hormonlar ruh hâlimizi, ilişkilerimizi, mutluluğumuzu ve hatta şahsiyetimizi etkiler. Bu hormonların en dikkat çekicilerinden biri ise "oksitosin" hormonudur.
Bilim insanları oksitosine "sevgi hormonu", "bağlanma hormonu" veya "güven hormonu" adını vermektedir. Çünkü oksitosin insanların birbirlerine güvenmelerini, yakınlık hissetmelerini, sevgi ve merhamet duygularını güçlendirmelerini sağlayan en önemli biyolojik mekanizmalardan biridir.
Bir annenin yavrusuna duyduğu derin şefkatte, eşlerin birbirlerine olan sıcaklığında, dostların birbirine güvenmesinde, sarılmanın verdiği huzurda ve insanın kendisini güvende hissetmesinde oksitosinin önemli bir payı vardır.
Kur'an'da dostluk ve yakınlık anlatılırken kullanılan "hamîm" kavramı sıcak, samimi ve içten dostluğu ifade eder. İnsanlar arasındaki bu sıcak bağların oluşmasında oksitosin adeta görünmez bir köprü görevi görmektedir.
Araştırmalar göstermektedir ki oksitosin arttığında:
* İnsanların stres düzeyi azalır.
* Kaygı ve korku hissi hafifler.
* Güven duygusu artar.
* Eşler arasındaki bağ kuvvetlenir.
* Empati ve anlayış gelişir.
* Kalp ritmi ve tansiyon daha dengeli hâle gelir.
* İnsan kendisini daha huzurlu hisseder.
* Aile içi çatışmaların çözümü kolaylaşır.
* Duygusal yakınlık güçlenir.
* Mutluluk hissi artar.
Peki oksitosin nasıl artar?
Oksitosin eczaneden alınacak bir ilaçtan çok, günlük davranışlarımızın sonucunda ortaya çıkan bir rahmettir.
Eşlerin el ele tutuşması, birbirine sevgiyle bakması, sarılması, omzuna dokunması, birlikte yürüyüş yapması, birlikte çay içmesi, uzun ve samimi sohbetler etmesi, sır paylaşması, birbirini dikkatle dinlemesi, eve girerken veya evden çıkarken sevgiyle vedalaşması oksitosin salgısını artıran davranışlardır.
Birçok aile zamanla konuşmayı azaltmakta, fiziksel yakınlığı ihmal etmekte, aynı evde yaşadığı hâlde birbirinden uzaklaşmaktadır. Oysa bedenimiz yakınlık ister. Ruhumuz ilgi ister. Kalbimiz temas ister.
Bir eşin diğerine sevgiyle sarılması yalnızca duygusal bir davranış değildir; aynı zamanda biyolojik bir ihtiyaçtır. Sarılma sırasında salgılanan oksitosin, eşlerin birbirlerine yeniden bağlanmasına yardımcı olur.
Birlikte vakit geçirmek, aynı sofrada oturmak, göz teması kurmak, yürüyüş yapmak, ortak hatıralar oluşturmak ve sevgi ifadelerini ihmal etmemek yalnızca romantik davranışlar değildir; aynı zamanda aileyi koruyan biyolojik yatırımlardır.
Özellikle eşlerin aynı yatakta uyuması, gün sonunda birbirlerinin varlığını hissetmesi ve duygusal bağlarını canlı tutması birçok araştırmada evlilik doyumuyla ilişkilendirilmiştir.
Belki de daha huzurlu bir aile için yapılacak ilk iş, birbirimize biraz daha yaklaşmak, biraz daha dokunmak, biraz daha dinlemek ve biraz daha sevgi göstermektir. Çünkü sevgi yalnızca kalpte yaşanmaz; bedenimiz de onu hisseder, hormonlarımız da onu taşır ve hayatımız onunla güzelleşir.