Cengiz Dere / Manevi Danışman

Akli dindarlık

Cengiz Dere / Manevi Danışman

Dindarlık, asırlardır belirli kıyafetlere ve mekanik ritüellere hapsedilmiş bir "görsel çerçeve" haline getirildi. Oysa Kur’an’ın inşa ettiği dindarlık, insanın özgür iradesini akıl ve hikmetle yoğurarak yüce bir şahsiyete dönüştürmesidir. Biz bugün, şeklin tutsaklığından kurtulup, vahyin ışığında "Akli Dindarlık" kavramını yeniden ayağa kaldırmalıyız.

Kur’an, sürekli olarak "Hiç düşünmez misiniz?" ($أَفَلَا تَعْقِلُونَ$ - Efelâ ta’kilûn) diye seslenerek akla bir metodoloji olarak işaret eder. Bir saatlik derin bir tefekkür, şekilsel ibadetlerin mekanik tekrarından üstündür; zira İslam, pasif bir teslimiyet değil, aktif bir bilinç devrimidir. Hz. İsa da tam bu noktada, atalarının donmuş geleneklerini ve şekilciliği hakikatin önüne koyanlara karşı "akılcı dindarlığı" savunmuş; bu yüzden statükonun hedefi haline gelmiştir. Çünkü aklın aydınlığı, şekilcilerin karanlık kalıplarını her zaman sarsar.

Bu hakikati şu hikmetli kıssa ne güzel anlatır:

Büyük bir kuraklıkta, şekilci bir grup günlerce aynı ritüellerle yağmur duası eder ancak sonuç alamazlar. İçlerinden biri ise elinde bir kazma ile vadiye iner. "Allah aklı neden verdi?" diyerek toprağın nemini, su yataklarını ve bitki örtüsünü inceler. Haftalar süren akli bir çalışma ve gözlemle, vadinin derinliklerinde yeraltı sularına ulaşan bir kanal açar. Kasaba suya kavuştuğunda, şekilciler şaşkındır; ancak hakiki dindar, o kanalın başında şükretmektedir. İbadet, sadece elleri göğe açmak değil; o ellerle akıl ve ilimle hayatı inşa etmektir.

Allah, Kur’an’da "fakih" (derin anlayış sahibi) olanları yüceltir: “Yeryüzünde gezip dolaşın da, Allah'ın yaratmaya nasıl başladığını görün.” (Ankebut, 20). Gerçek dindar; ağzı dualı ama eli zalimden yana olan değil, Furkan Suresi 63. ayette tarif edildiği gibi yeryüzünde vakarla yürüyen, cehaletle karşılaştığında "selam" deyip kendi olgunluğunu bozmayan akıl sahipleridir.

Netice olarak; dinimizi cahillerin ve şekilcilerin tekelinden almalıyız. Kur’an bizden sadece bedenimizin eğilip kalkmasını değil, aklımızın ve ruhumuzun hakikatin önünde diz çökmesini ister. Şekil kabuktur, öz ise aklını vahyin potasında eriten ve hayatı hikmetle yoğuran o kutlu dindarlık bilincidir. Aklını vahyin rehberliğinde kullanan, her eylemini hikmetle taçlandıran, şeklin ötesindeki hakikate ulaşan AKLİ DİNDARLARA selâm olsun.

Yazarın Diğer Yazıları