Eşinden Huzur Bekliyorsan, Önce Huzura Engel Olan Kendi Davranışlarını Tanı
Cengiz Dere / Manevi Danışman
Bir adam, her sabah evinden çıkarken kapının önündeki aynaya bakarmış. Saçını düzeltir, yakasını düzeltir, kravatını düzeltirmiş. Bir gün eşi ona sormuş:
“Her sabah dış görünüşünü düzeltmek için uğraşıyorsun. Peki, hiç kendi davranışlarını düzeltmek için aynaya baktın mı?”
Adam susmuş. Çünkü insanın görmesi en zor kusur, başkasının yüzünde değil, kendi içindedir.
Aile hayatı da böyledir. İnsan bazen eşinin bir bakışından anlam çıkarır, bir cümlesinden şüphe üretir, küçük bir hatasını günlerce zihninde büyütür. Oysa olay küçüktür; zihnin ona yüklediği anlam büyüktür.
Bir başka örnek düşünelim: Eve yorgun gelen bir adam, eşinin basit bir sorusuna sert cevap verir. Kadın, “Beni artık sevmiyor.” diye düşünür. Adam, “Beni hiç anlamıyor.” diye öfkelenir. Birkaç dakika önce yalnızca yorgunluk olan şey, şimdi iki insanın birbirini suçladığı bir tartışmaya dönüşmüştür. Oysa biri dinlenmeye, diğeri anlaşılmaya ihtiyaç duymaktadır.
Psikolojide buna duygu düzenleme güçlüğü ve bilişsel çarpıtmalar denir. Kaygılı insan şüpheyi gerçek sanabilir; öfkeli insan sıradan bir sözü hakaret gibi algılayabilir; geçmişte incinmiş biri bugünkü olayı eski yarasının devamı olarak yorumlayabilir.
Bir de para meselesini düşünün. Bir adam, yıllarca biriktirdiği parasını kaybetmekten korktuğu için evindeki her harcamaya itiraz ediyor. Çocuk ayakkabısını isterken çekiniyor, eşi bir ihtiyacını dile getirirken huzursuz oluyor. Adam ailesini korumak için para biriktirdiğini düşünüyor; fakat farkında olmadan ailesinin huzurunu tüketiyor.
Bir başka evde ise geçmişin hesabı hiç kapanmıyor. Yıllar önce söylenmiş bir söz, her tartışmada yeniden masaya konuyor. Eşlerden biri bugünkü meseleyi çözmek istiyor, diğeri geçmişin bütün dosyalarını açıyor. Sonunda sorun çözülmüyor; yalnızca kırgınlıklar çoğalıyor.
Geçmişi sürekli mahkemeye taşıyan eşler, bugünün huzurunu da sanık sandalyesine oturturlar.
“Öfkeyle kalkan zararla oturur.” Çünkü öfke anında söylenen bir söz, bazen yıllarca süren bir güven kaybına dönüşür. Sabır da her şeye susmak değildir; doğru sözü doğru zamanda, incitmeden söyleyebilmektir.
Kur’an, insanın kendi sorumluluğunu hatırlamasına şöyle ışık tutar:
إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ
“Bir toplum, kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” (Ra‘d, 13/11)
Bu ayet toplumsal değişim bağlamında olsa da bize önemli bir hakikati düşündürür: Değişim için insanın kendi payına düşen sorumluluğu görmesi gerekir.
Öyleyse öfkelendiğimizde hemen cevap vermeyelim. Şüphelendiğimizde, “Elimde gerçek bir kanıt mı var, yoksa korkum mu konuşuyor?” diye soralım.
Geçmişin yaralarını bugünün insanına taşımayalım. Cimrilik, kıskançlık, vesvese veya öfke hayatımızı yönetmeye başladıysa bunu yalnızca karakter meselesi saymayalım; gerektiğinde uzman desteği alalım.
Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur:
“Güçlü kimse, güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiğinde kendisine hâkim olandır.” (Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 107)
sen kendinin ilacı olmaya gayret et! Eşini değiştirmeye çalışırken kendi davranışlarını gözden kaçırma. Fakat bütün sorumluluğu da tek başına üstlenme; aile huzuru, iki insanın ortak emeğiyle kurulur. Kendini düzeltmek, incitilmeye katlanmak demek değildir.
Atalarımız bir de şöyle der: “Önce iğneyi kendine, sonra çuvaldızı başkasına batır.”
Unutma: Evin duvarlarını sağlamlaştırmak için önce temeline bakılır. Ailede de temeller, eşlerin kendi iç dünyalarıdır. Kendi öfkesini yönetemeyen, şüphesini sorgulayamayan, geçmişin yükünü bırakamayan insanın ilişkisi sürekli sarsılır.
Bazen bir aileyi kurtaran, eşlerden birinin diğerine söylediği yeni bir söz değil; kendinde değiştirmeye cesaret ettiği eski bir alışkanlıktır.