Cengiz Dere / Manevi Danışman

Babanın Kök Enerjisi İle Gelen Bereket Ve Huzur..

Cengiz Dere / Manevi Danışman

Dükkânın kapısından içeri giren Hüseyin’in omuzlarındaki yük, yüzündeki yorgun çizgilerden okunuyordu. 5-6 yıllık evliydi; ama hayatı sanki sürekli bir tıkanıklık döngüsündeydi. Yanıma yaklaşıp dert yandı:

— "Hocam, işlerim rast gitmiyor. Evliliğimde sürekli bir huzursuzluk, dükkânda ise tarifsiz bir mutsuzluk var. Para kazanıyorum ama paranın ne bereketi kalıyor ne de elime kalıyor. İçimde sürekli bir sıkıntı, bir daralma hali var."

Dinledim ve asıl düğümün nerede olduğunu sezerek sordum:
— "Hüseyin, babanla aran nasıl?"

Yüzü kasıldı, hemen uzaklaşmak ister gibi bir ifadeyle cevap verdi:
— "Hiç iyi değil hocam... Aramız limoni bile değil, adeta kopuk. Yanında oturmak bile istemiyorum. Bir cümle konuştuğumda hemen oradan uzaklaşma, kısa kesip başka bir aleme gitme isteği geliyor içimden. Yanında yabancı gibiyiz."

Gözlerinin içine bakarak hayatın değişmeyen o sarsılmaz kanununu fısıldadım:
— "İşte asıl problemin burada, Hüseyin. Sen babanın kök enerjisini kullanmıyorsun. Psikolojide bireyin kendini güvende hissetmesi, atalarından gelen aidiyet duygusuna ve kök aile bağına bağlıdır; baba figürü otoriteyi, sınırları ve dış dünyayla mücadele gücünü temsil eder. Manevi dinamiklerde ise ebeveyn duası rızık kapılarını açan en önemli anahtardır. Bu bağ koptuğunda, insan hayatta sırtını yaslayacak bir dağ bulamaz ve bilinçaltında sürekli bir yalnızlık ve bereketsizlik hissi yaşar."

Hüseyin çaresiz bir tonda, "Hocam, ben ne yapacağım? Nasıl barışacağız?" diye sordu.

— "Önce babanın gönül dünyasını incittiğini kabul edip orayı onaracağız" dedim. "Kur'an-ı Kerim’de Lokman Suresi'nin 15. ayetinde Yüce Allah şöyle buyurur: 'Ve sâhibhumâ fid-dünyâ ma'rûfâ' (Dünyada onlarla iyi geçin, onlarla güzel bir şekilde arkadaşlık et). Buradaki 'sâhib' kelimesi, arkadaşlık etmek, dostluk kurmak ve beraber yürümek demektir; emir kipiyle gelen bu ifade anne ve babaya sadece mesafeli bir evlat gibi değil, bir arkadaş gibi samimi ve içten bir bağ kurmayı emreder. 'Ma'rûf' ise nezihe uygun güzelliktir. Bugün eve giderken küçük bir hediye al, babanın yanına otur. Onların aurasından ve gönül dünyasından bize rahmet akıntısı ancak bu dostane yaklaşımla olur."

Hüseyin hafifçe yutkundu: "Evet hocam, yıllardır aramızda hep o soğuk mesafe vardı" dedi.

O akşam babasına küçük bir hediye götürdü. İlk başta zorlandı ama babasıyla 10-15 dakika da olsa konuştu. Hafta sonu geldiğinde ise asıl kırılma noktası yaşandı; hanımın çiftliğinde babasının tarlasına gittiler. Hüseyin, eline kazmayı alıp babasıyla omuz omuza tarlayı bellemeye, ağaçları budamaya koyuldu. Birlikte ter dökülen bu ortak alan ve fiziksel emek, kuşaklar arası buzları eriten en güçlü psikolojik bağ oldu. Oğlunun kendi dünyasına ortak olup ter akıttığını, tarlasına emek verdiğini gören ihtiyar babanın yüzündeki o tarifsiz memnuniyet ve gurur parıltısı her şeyi anlatıyordu. Birlikte ağaç budayıp toprak belledikleri o anlar, aralarındaki buzulları bir anda eritti; Hüseyin pazartesi sabahı işine bambaşka bir huzur ve bereket inancıyla gitti.

Bir hafta sonra tekrar geldiğinde yüzü gülüyordu:
— "Hocam!" dedi, "Artık babamın duasını alıyorum. Beni öpmeye bile başladı. Hatta birkaç kez eşimin yanında beni övüp takdir etti. O beni övünce, evdeki hanımın da bana karşı sevgisi ve saygısı arttı. Çocuğumla, ailemle bile her şey yoluna girmeye başladı."

Aradan altı ay geçti. Hüseyin kapıdan girdiğinde yüzündeki o solgun ifade yerini dirilişe bırakmıştı:
— "Hocam, işlerim hamdolsun düzelmeye başladı. Altı aydır gözle görülür bir bereket var kazancımda, ilk defa para biriktirmeye başladım. Eskiden bir faturayı ödemek için diğerini ertelerken, şimdi her borcu huzurla kapatabiliyorum."

— "Peki, ya baban?" diye sordum.
— "Çok iyi hocam! Artık dükkânıma da evime de kendiliğinden geliyor. Beni telefonla arayıp halimi soruyor. O ayet, tarlada babamla omuz omuza ağaç budayıp toprak bellediğimiz o tatlı yorgunluk ve köklerime sarılmam hayatım için bir milat oldu."

Bir yılın sonunda Hüseyin yine uğradı. Gözlerindeki o zengin ve tok ifadeden her şeyi okuyordum. Gülümsedim:
— “Artık nasihatçiye ihtiyacın yok Hüseyin, işinin başına git. Köklerine tutundun, enerjini aldın; hamdolsun o bereket seni taşıyor.”

Yazarın Diğer Yazıları