Ofisime gelen bazı çiftlerde dikkatimi çeken bir durum var: Eşlerden biri, yıllar önce yaşanmış bir olayı tekrar tekrar gündeme getiriyor; diğeri ise “Bunu kaç defa konuştuk, artık ne zaman bitecek?” diye isyan ediyor. Bir süre sonra evlilik, iki insanın birbirine huzur verdiği bir yuva olmaktan çıkıp geçmişin hesaplarının görüldüğü bir mahkemeye dönüşüyor.
Nazlı Hanım, eşiyle akşam çayını içerken birden yıllar önce yaşadıkları bir tartışmayı yeniden açar: “Hatırlıyor musun, o gün annenlerin yanında beni nasıl yalnız bırakmıştın?” Eşi, “Nazlı, o meseleyi defalarca konuştuk, senden özür de diledim” der. Fakat Nazlı Hanım susmaz; o gün söylenen sözleri, eşinin yüz ifadesini, kendisinin nasıl üzüldüğünü bir bir anlatır. Eşi kendini savundukça Nazlı Hanım daha çok konuşur, o sustukça Nazlı Hanım daha fazla incinir. Bir süre sonra çaylar soğur, akşamın huzuru kaybolur.
Nazlı Hanım gibi, yaşadığı kırgınlıkları zihninde taşıyan ve her tartışmada yeniden gündeme getiren kişiler, bazen farkında olmadan kendi aile saadetlerini de tehlikeye atabiliyorlar. Oysa bir yaranın sürekli gösterilmesi, onun iyileştiği anlamına gelmez. Bazen yalnızca kanamaya devam etmesine neden olur.
Psikolojide buna benzeyen bir düşünce döngüsü, ruminasyon olarak adlandırılır. İnsan incindiği olayları tekrar tekrar düşünür; fakat her düşünme yeni bir çözüm üretmez. Üstelik eşler arasındaki tartışmalar, bu döngüyü daha da güçlendirebilir.
Peki bu kısır döngü nasıl kırılabilir?
Birinci adım: Yarayı inkâr etmeden dinlemek.
Bir kadın, “O gün beni herkesin içinde küçük düşürdün!” dediğinde erkeğin hemen, “Yirmi yıl geçti, hâlâ mı bunu konuşuyorsun?” diye karşılık vermesi yarayı derinleştirebilir. Bunun yerine, “O gün kendini incinmiş hissetmişsin. Seni daha iyi anlamak istiyorum” demesi konuşmanın yönünü değiştirebilir.
Çünkü insan bazen çözümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Ancak anlaşılmak, her suçlamanın doğru olduğunu kabul etmek demek değildir.
İkinci adım: Geçmişin arkasındaki bugünkü ihtiyacı bulmak.
Diyelim ki Nazlı Hanım, eşinin yıllar önce bir aile ziyaretinde kendisini yalnız bıraktığını her tartışmada yeniden anlatıyor. Burada asıl mesele artık o ziyaret değil, belki de bugün hâlâ kendisini yalnız hissetmesidir.
Erkek, “Geçmişte ne olduğunu tekrar tekrar konuşmak yerine, bugün sana kendini daha güvende ve değerli hissettirmek için ne yapabilirim?” diye sorabilir.
Böylece konuşma, suçlamadan ihtiyaca; geçmişten çözüme doğru ilerler.
Üçüncü adım: Aynı tartışmanın yeniden başlamasına sınır koymak.
Bir meseleyi dinlemek başka, her tartışmada aynı hesaplaşmanın içinde kaybolmak başkadır. Erkek sakin bir sesle şöyle diyebilir:
“Bu konunun seni üzdüğünü biliyorum. Seni dinlemeye hazırım. Fakat birbirimizi inciterek aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Gel, bunu sakin bir zamanda konuşalım ve bir çözüme bağlayalım.”
Bu söz ne kaçıştır ne de kayıtsızlık. Aksine, hem eşin duygusuna hem de ailenin huzuruna sahip çıkmaktır.
Dördüncü adım: Geçmişi konuşmakla kalmayıp yeni bir davranış geliştirmek.
Diyelim ki eşlerden biri, diğerinin kendisini dinlemediğinden şikâyet ediyor. Her tartışmada aynı şikâyeti tekrarlamak yerine, her gün telefonsuz on beş dakika konuşmak gibi somut bir alışkanlık geliştirilebilir.
Ancak erkek de verdiği sözü tutmalıdır. Çünkü sürekli tekrarlanan bir şikâyetin arkasında bazen gerçekten karşılanmamış bir ihtiyaç bulunur. Sorun devam ederken yalnızca “Artık bunu konuşmayalım” demek çözüm değildir.
Burada kadınların da kendilerine şu soruyu sormaları gerekir: “Ben bu meseleyi yeniden gündeme getirdiğimde evliliğimi onarmaya mı çalışıyorum, yoksa eşime geçmişteki acımı tekrar yaşatarak onu cezalandırıyor muyum?”
Çünkü haklı bir kırgınlık bile sürekli suçlamaya dönüştüğünde karşı tarafta savunma, öfke ve uzaklaşma doğurabilir. Bir süre sonra eşler birbirlerini anlamaya değil, birbirlerinden korunmaya başlarlar.
Elbette bu yaklaşım, şiddet, istismar veya devam eden ciddi haksızlıkların üzerini örtmek için kullanılamaz. Böyle durumlarda güvenliği sağlamak ve gerekli desteği almak önceliklidir.
Unutmayalım: Evlilik, kimin daha fazla haklı olduğunu ispatladığı bir yarış değil, iki insanın birlikte huzur kurma çabasıdır. Geçmişteki hatalar konuşulmalı, gerektiğinde özür dilenmeli ve telafi edilmelidir. Fakat onarılmış bir yarayı her gün yeniden açmak, ne geçmişi değiştirir ne de geleceği güzelleştirir.
Huzurlu bir aile, geçmişin hiç konuşulmadığı aile değildir; geçmişin bugünü zehirlemesine izin vermeyen ailedir.
Yazarın Diğer Yazıları
Bu Kadın Niye Bu Kadar Geçmişin Olaylarını Tekrar Edip Duruyor..
18 Ekim 2026 00:16Babanın Kök Enerjisi İle Gelen Bereket Ve Huzur..
20 Eylül 2026 00:01Malatya’nın En Büyük Nimetine Hak Ettiğimiz Değeri Verelim
18 Eylül 2026 00:10Aklî Dindarlık ve Şekilsel Dindarlık
11 Ağustos 2026 00:09Eşinize Emir Vermeyin; Sevginizi Emrederek Değil, İkram Ederek Büyütün
26 Temmuz 2026 00:37