Yıllardır manevi danışmanlık yapıyorum. Bu süreçte birçok kadının gözyaşına, birçok erkeğin yalnızlığına ve birçok evliliğin sessiz çöküşüne şahit oldum. Şunu açıkça söyleyebilirim ki evlilikleri yıkan şeylerin başında para yokluğu değil, para konusundaki güvensizlik ve paylaşım eksikliği geliyor.
Birçok erkek kendisini iyi bir eş zanneder. Çünkü eve para getirmektedir. Faturaları ödemektedir. Çocukların ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Oysa farkında olmadan eşini ekonomik bir karanlığın içine hapsetmektedir.
Kadın, eşinin ne kadar kazandığını bilmez.
Ne kadar borcu olduğunu bilmez.
Neye para harcadığını bilmez.
Geleceğe dair planlarını bilmez.
Ama her ay aynı cümleleri duyar:
"Param yetmiyor."
"Borçlar çok arttı."
"Maaşım daha yatmadı."
"Bunları sen anlamazsın."
Geçen yıllarda danışmanlığıma gelen bir hanımın sözlerini hiç unutamıyorum. On iki yıllık evliydi. Eşi düzenli çalışan, eve para getiren bir adamdı. Fakat kadın bana ağlayarak şöyle dedi:
"Hocam, ben eşimin maaşını bilmiyorum. Birikimi var mı bilmiyorum. Borcu var mı bilmiyorum. Evimizdeki ekonomik durumun ne olduğunu bilmiyorum. Bana ihtiyaç oldukça para veriyor ama ben kendimi onun hayatının içinde hissetmiyorum."
O gün şunu fark ettim:
Bazı erkekler para vermeyi paylaşmak sanıyor.
Oysa paylaşmak para vermek değildir.
Paylaşmak, eşini hayatına ortak etmektir.
Kadınların psikolojisini anlamayan erkekler çok önemli bir noktayı kaçırıyor. Kadınların yaratılışında paylaşmak vardır. Dertlerini paylaşırlar. Sevinçlerini paylaşırlar. Sırlarını paylaşırlar. Konuştukça rahatlarlar. Yükü birlikte taşıdıklarını hissettikçe güçlenirler.
Fakat bazı erkekler evliliği ortaklık değil, yönetim kurulu başkanlığı gibi görüyor. Her şeyi kendileri bilmek istiyorlar. Hesapları kendileri yönetiyorlar. Geliri kendileri saklıyorlar. Harcamaları kendileri belirliyorlar. Sonra da eşlerinin neden uzaklaştığını anlayamıyorlar.
Bir gün bir beyefendiyle görüşüyordum. Sürekli ekonomik sıkıntılardan söz ediyordu. Borçlarından yakınıyor, hayatın pahalılığından şikâyet ediyor, kimsenin kendisini anlamadığını anlatıyordu. Yanında oturan eşine döndüm ve sordum:
"Eşinizin borçlarının miktarını biliyor musunuz?"
Kadın başını salladı.
Hayır.
"Aylık gelirini biliyor musunuz?"
Hayır.
"Ödeme planlarını biliyor musunuz?"
Hayır.
Kadın daha sonra bana dönüp öyle bir cümle söyledi ki yıllardır unutamadım:
"Hocam, ben onun yükünü taşımaya razıyım ama yükün ne olduğunu bilmiyorum."
İşte birçok erkek burada büyük hata yapıyor.
Kadınlar yükten korkmaz.
Kadınlar mücadeleden korkmaz.
Kadınlar fedakârlıktan korkmaz.
Ama belirsizlikten yorulurlar.
Kapalı kapılar ardında yürütülen bir ekonomik hayat, kadını eş olmaktan çıkarıp seyirciye dönüştürür.
Bir başka danışanım ise yıllarca eşine şöyle yalvarmıştı:
“Bana borçlarını anlat. Gerekirse daha az harcayalım. Gerekirse tatilden vazgeçelim. Gerekirse eski eşyalar kullanalım. Ama birlikte mücadele edelim.”
Fakat adam bütün hesaplarını gizlemiş, bütün kararları tek başına almıştı. Kadın yıllarca neyin içinde yaşadığını öğrenemedi. Son görüşmemizde gözleri dolarak bana şu cümleyi söyledi:
"Hocam, aynı evde yaşıyoruz ama ben eşimin hayatını bilmiyorum."
Bu söz aslında birçok evliliğin özetidir.
Çünkü insan bilmediğine yakınlaşamaz.
Güvenmediğine teslim olamaz.
Ortak olmadığı mücadeleye gönlünü veremez.
Erkekler şunu iyi bilmelidir:
Kadınlar sadece para istemezler.
Kendilerine güvenilmesini isterler.
Kendilerine danışılmasını isterler.
Hayatın içine alınmayı isterler.
Bir kadın, kocasının ekonomik sıkıntısını öğrendiğinde çoğu zaman onun yükünü artırmaz. Tam tersine hafifletmeye çalışır. İsraftan vazgeçer. Destek olur. Çözüm üretir. Moral verir. Çünkü acılar paylaşıldıkça azalır.
Ama bazı erkekler eşlerini koruduklarını zannederek onları karanlıkta bırakırlar. Sonra da neden sevgilerinin azaldığını, neden aralarındaki bağın zayıfladığını anlayamazlar.
Şunu yılların tecrübesiyle söyleyebilirim:
Bir kadın kocasının fakir olmasına üzülmez.
Bir kadın kocasının borçlu olmasına da üzülmez.
Ama bir kadın, kocasının hayatına yabancı bırakılmasına üzülür.
Çünkü evlilik aynı çatının altında yaşamak değildir.
Evlilik aynı yükün altına girmektir.
Aynı kaygıyı paylaşmaktır.
Aynı mücadeleyi vermektir.
Ve "senin derdin benim derdimdir" diyebilmektir.
İşte gerçek yakınlık da gerçek güven de tam burada başlar.
Bu üslup, sizin konuşmalarınızdaki aile danışmanı anlatımına daha yakın; hikâyeler başlıklar halinde değil, yazının akışı içinde ders veren örnekler olarak yerleştirilmiştir.