Cengiz Dere / Manevi Danışman

'Çocuklarım İçin Sabrediyorum' Diyen Yanlış Yapıyor

Cengiz Dere / Manevi Danışman

Yıllar boyunca danışanlarımdan en çok duyduğum cümlelerden biri şudur:
“Hocam… Ben aslında çoktan vazgeçerdim ama çocuklarım için sabrediyorum.”
Bu cümle ilk duyulduğunda fedakârlık gibi görünür. Anne veya baba kendisini geri çekmiş, çocuklarının iyiliği için bazı sıkıntılara katlanıyor gibidir. Fakat yıllar içinde gördüğüm pek çok aile bana şunu öğretti: Problemleri çözmek yerine ertelemek, çoğu zaman fedakârlık değil, yavaş yavaş büyüyen bir kırılmanın başlangıcıdır. Hem eşleri hasta eder hem çocukları hasta eder.
Çünkü konuşulmayan her mesele evin havasına karışır. İnsanlar bazen susarak problemi sakladıklarını zannederler ama evin içindeki atmosfer susmaz. Çocuklar özellikle bu zehirli atmosferi çok hızlı hisseder. Onlar anne babanın söylediği cümlelerden çok, evin içindeki görünmeyen duyguları öğrenirler.
Bir evde sürekli bastırılmış bir gerginlik varsa, çocuk bunu kelimelerle anlatamaz ama ruhunda hisseder. Böyle bir ortam, tıpkı yavaş yavaş yayılan bir duman gibidir. Başta fark edilmez; fakat zamanla bütün evi yakan bir yangına dönüşür.
Ertelenmiş problemler kaybolmaz, sadece şekil değiştirir. Bazen kırgınlığa dönüşür, bazen sessizliğe, bazen de insanın bedenine yerleşen bir strese…
Oysa aile hayatında gerçek fedakârlık, acıyı sessizce taşımak değil, çözüm için cesaret gösterebilmektir.
Ben çiftlere çoğu zaman şu örneği veririm.
Uçak yolculuklarında kabin görevlileri bir şey söyler:
“Basınç düşerse önce kendi oksijen maskenizi takın, sonra çocuğunuza yardım edin.”
Neden böyle söylenir?
Çünkü siz nefessiz kalırsanız çocuğunuza yardım edemezsiniz.
Hayat da böyledir. Kendi ruhu boğulmuş bir insanın başkalarına gerçek bir huzur vermesi mümkün değildir. Önce insanın kendi iç dünyasının nefes alması gerekir.
Bir başka örnek daha veririm bazen. Yüzme bilmeyen bir insanın denize düşen çocuğunu kurtarmaya çalıştığını düşünün. Kendisi yüzme bilmediği için paniğe kapılır ve ikisi birden batma tehlikesi yaşar. Oysa önce insanın kendisinin yüzmeyi öğrenmesi gerekir ki başkasını kurtarabilsin.
Aile hayatında da aynı ilke geçerlidir.
İnsan kendisi huzurlu değilse, sürekli öfke ve gerginlik taşıyorsa, çocuklarına huzurlu bir atmosfer veremez. Çocukların en çok ihtiyacı olan şey fedakârlık hikâyeleri değil, huzurlu bir ev ortamıdır.
Bu yüzden danışmanlık odasında çoğu zaman şu cümleyi değiştiririm:
“Çocuklarım için sabrediyorum” yerine
“Ben huzurlu bir insan olacağım ki çocuklarım da huzurlu bir evde büyüsün.”
Çünkü çocuklar anne babalarının söylediklerinden çok, yaşadıkları atmosferi miras alırlar.
Bir bahçıvan düşünün. Bahçesindeki çiçeklerin güzel olmasını istiyor ama toprağı sulamıyor. Sonra da çiçeklerin neden solduğunu merak ediyor. Oysa çiçekleri yaşatan şey toprağın sağlığıdır.
Ailede de çocuklar çiçek gibidir; toprağın kendisi ise anne babanın ruh hâlidir.
Anne huzurluysa evin havası değişir.
Baba dengeliyse evin atmosferi değişir.
“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi cehennem ateşinden koruyun.”
Ayetin sıralaması dikkat çekicidir. Önce “kendinizi”, sonra “ailenizi” der. Çünkü insan kendi iç dünyasını düzeltmeden başkalarına gerçek bir iyilik sunamaz.
Aileyi ayakta tutan şey problemleri yıllarca erteleyerek taşımak değil, onları bilgece konuşabilme cesaretidir. 
Konuşmak, anlamak, değişmek ve bazen yardım istemek ise gerçek çözümdür.

Yazarın Diğer Yazıları