Abdullah Ergün

Mutsuzluğun Konforlu Yalnızlığı

Abdullah Ergün

İnsanlık tarihinin belki de en konforlu dönemindeyiz. Bir tuşla yemek söylüyor, bir dokunuşla dünyanın öbür ucuyla konuşuyor, hayal bile edilemeyecek hızda hedeflere ulaşabiliyoruz. Ama garip bir şey var: Bu kadar kolaylaşan hayatın içinde, zorlaşan tek şey mutlu olmak.

Çünkü artık insanlar ihtiyaçlarını değil, eksiklik hissini büyütüyor. Sahip olduklarıyla yetinmeyen, sahip olmadıklarıyla kendini tanımlayan bir kalabalığa dönüştük. En güzel evlerde yaşayanlar huzursuz, en pahalı arabalara binenler tatminsiz, en “kusursuz” hayatı sergileyenler içten içe kırık.

Bir zamanlar yokluk içinde kurulan sofralarda kahkahalar yükselirdi. Bugün bolluk içinde kurulan masalarda herkes telefonuna gömülmüş durumda fakat ihtiyaçları olan bazı şeylere uzak seviyedeler. Yan yana oturup birbirine yabancılaşan insanların çağındayız.

Sokakta, kafede, toplu taşımada… Elinde telefon, dilinde öfke. Küfür artık bir refleks, saygı ise unutulmuş bir alışkanlık. İnsanlar kimin yanında olduklarını, kime ne söylediklerini bile umursamıyor. Çünkü gerçek bağlar zayıfladıkça, davranışların da bir anlamı kalmıyor.

Anlık öfkelenmeler sonucunda ortaya çıkan olumsuzluklar artık hayatımızın bir parçası haline geldi.

Gösteriş, bu çağın en ucuz tutkusu. Maliyeti birkaç lirayı geçmeyen bir kahveye veya çaya servet! ödeyip bunu “yaşam tarzı” sananlar var. Mekânların pahası arttıkça, insanların değeri azalıyor. Gürültülü müzikler, anlamsız kalabalıklar ve içi boş sohbetler… Hepsi, derin bir yalnızlığın üstünü örtme çabası.

Ve sosyal medya…
Bir insanın gerçek hayatta üç dostu yokken, ekranında binlerce “arkadaş” olması neyi değiştirir? O listelerdeki isimlerin kaçı zor gününde yanında olur? Kaçı gerçekten seni tanır?

Belki de sorun teknoloji değil. Belki de sorun, insanın kendinden uzaklaşması. Kendine yabancılaşan bir insanın, dünyayla kurduğu bağ da sahte olur.

Bugün mutsuzluk bir kader değil, bir tercihe dönüşmüş durumda. İnsanlar gerçek olanın yerine yapay olanı, derin olanın yerine yüzeysel olanı seçiyor. Ve sonra dönüp “Neden Mutlu Değilim?” diye soruyor.

Cevap aslında çok basit:
Çünkü artık hayatı yaşamıyoruz, sadece sergiliyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları