Zamana Direnen Melodiler
Abdullah Ergün
Malatya’da Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenen konserler, bu tür etkinlikleri özlemle bekleyen binlerce insanı bir araya getirmekle kalmıyor; aynı zamanda müziğin ortak hafızasını da yeniden canlandırıyor. Festivalin konser alanı olan 100. Yıl Parkı, her akşam dolup taşarken, dinleyicilerin gösterdiği yoğun ilgi sahneye çıkan sanatçıları bile şaşkına çeviriyor. Meydanı dolduran binlerce kişinin aynı şarkılara hep bir ağızdan eşlik etmesi, müziğin kuşakları buluşturan en güçlü ortak dil olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Devam eden konserlerde sahne alan sanatçıların daha çok belli bir kuşağa hitap ettiğini söyleyenlerin, yıllar öncesine ait unutulmaz parçalar seslendirildikçe düşüncelerinin kısmen değiştiği görülüyor. Çünkü o şarkılar, yalnızca bir neslin değil, farklı yaş gruplarından dinleyicilerin de ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Festivalin ilk gününden itibaren sahneye çıkan sanatçılar, repertuvarlarında Barış Manço, Cem Karaca, Edip Akbayram ve Erkin Koray gibi Türk rock ve Anadolu müziğinin efsane isimlerinin unutulmaz eserlerine de yer verdi. Ancak konser alanını özel kılan yalnızca bu şarkılar değildi. Sahnedeki orkestranın güçlü düzenlemeleri, canlı enstrümanların dinamizmi ve modern ses teknolojisinin sağladığı imkanlar, yıllardır hafızalara kazınmış eserleri bambaşka bir boyuta taşıdı.
Bir başka dikkat çekici nokta da ise; Kendi sözünü, kendi müziğini ürettiğini söyleyen birçok sanatçının, sahnede bu eserleri canlı performansla sunmaktan neden kaçındığını sorgulamak gerekiyor. Ama o mesele de şimdilik bizde kalsın.
Peki neden konserlerde bu üretimlerin canlı performanslarına daha az rastlıyoruz? Neden repertuvarlar çoğu zaman geçmişin büyük hitlerine yaslanıyor?
Ve seslendirme gereğini duyuyorlar?
Elbette sevilen klasik eserleri yorumlamak müziğin doğal bir geleneğidir. Ancak bir sanatçının asıl kimliği, kendi müzik anlayışını sahnede cesurca ortaya koyması beklenir.
Bir dönemin plaklardan, kasetlerden ve radyolardan hayatımıza giren o tanıdık sound’u, bugün çok daha zengin enstrümanlar, armoniler ve etkileyici sahne tasarımlarıyla dinlemek dinleyicide yalnızca nostalji değil, aynı zamanda estetik bir heyecan da uyandırıyor. Bu yüzden konser alanındaki coşku, sadece şarkılara eşlik eden kalabalığın değil, kuşaklar arasında kurulan görünmez bağın da sesi oluyor.
Müzik tarihinde bazı eserleri ölümsüz kılan yalnızca melodiler değildir; onları nesiller boyunca yaşatan, taşıdıkları duygu, sözlerindeki samimiyet ve toplumun ortak hafızasında bıraktıkları kalıcı izdir. Bu nedenle Barış Manço, Cem Karaca, Edip Akbayram ve Erkin Koray’ın Türk pop müziği ve Anadolu Rock’a kazandırdığı eserlerin değeri tartışılmaz. Bugün sadece Malatya’daki festivalde değil, Türkiye’nin dört bir yanında sahne alan sanatçıların konser repertuvarlarında bu isimlerin şarkılarına mutlaka yer vermesi, benim gibi düşünenler için hiç de sürpriz değil. Çünkü gerçek klasikler, her dönemde yeniden keşfedilen eserlerdir.
Malatya’da devam eden festival konserleri bir kez daha gösterdi ki kaliteli düzenleme, güçlü orkestra ve doğru repertuvar birleştiğinde ortaya etkili sahne performansı çıkartıyor. Fakat aynı sahnelerin, geleceğin klasiklerini oluşturacak yeni eserleri de daha fazla ağırlaması gerekiyor. Çünkü bir ülkenin müzik kültürü yalnızca geçmişin şaheserleriyle değil, bugünün cesur üretimleriyle de büyür.
Türk pop müziğinin elli yılına damgasını vuran, yaptıkları müzikle hak ettikleri değeri gören ve bugün aramızda olmayan unutulmaz sanatçıların melodileri, milyonların ortak hafızasında yaşamaya devam ediyor. Üstelik görünen o ki, bu zamansız eserler bugün rap müziğin yükselen popülerliğine karşı en güçlü alternatiflerden biri olarak dinleyicinin karşısında dimdik duruyor.