Abdullah Ergün

Cepler Dolarken Kalpler Boşaldı

Abdullah Ergün

Bazı İnsanlar, sahip oldukları artıların dışa yansıyan görüntüsü üzerinden bir mutluluk kurduklarını sanıyorlar. Oysa çoğu zaman yaşadıkları şey mutluluk değil; sahip olduklarının, çevreleri tarafından nasıl algılandığına dair bir tatmin duygusundan ibaret.
Yanı duygusallığın uzağında sanal mutluluğun kendi iç dünyasına yansıması bekliyor.
Oysa imkanların çoğalmasıyla mutluluğun çoğalması aynı şey değil. Bugün elimizde geçmişte hayal bile edilemeyecek kadar çok seçenek var. Buna rağmen insanların önemli bir bölümü, adını koyamadığı bir huzursuzluğun peşinde.
İmkanların sunduğu avantajın artılarını bekliyorlar.
Sanal dünya bu huzursuzluğu daha da görünür duruma getiriyor. Herkes hayatının en güzel tarafını gösteriyor; kimse yorgunluğunu, hayal kırıklığını, yalnızlığını paylaşmıyor. Böylece ortaya gerçek hayattan çok, insanların birbirlerine göstermek istedikleri hayatların oluşturduğu birbirlerinden uzaklaşan başka bir dünya çıkıyor. İnsan da bir süre sonra kendi hayatını başkalarının vitrinleriyle karşılaştırmaya başlıyor.
Bu karşılaştırmanın sonu çoğu zaman memnuniyetsizlik oluyor.
Kimi insan mutluluğu sahip olduğu maddi gücün sağlayacağı sanıyor. Cebindeki rakam büyüdükçe hayatın bütün güçlüklerinin kendisi için azalacağını düşünüyor. Kimi ise güzelliğine, cazibesine ya da toplumun beğenisini kazanacak başka özelliklerine güveniyor. Sanki hayat, güzel görünenlere daha kolay davranacakmış gibi bir beklenti oluşuyor.
Oysa hayatın bazı gerçekleri vardır; paranın gücü kurulan hayallerin kıyısına dahi ulaşamadan ortaya kocaman bir hayal kırıklığı çıkartabiliyor. Güzellik bir süre onların üzerini örtebilir ama ortadan kaldıramaz.
Sonrasında kocaman bir hayal kırıklığı yaşanıyor.
İnsan yanında bulunan kişinin, işler kötüye gittiğinde de yanında kalacağını bilmek ister.
Bunların hiçbiri banka hesabının büyüklüğüyle ölçülemez.
Belki de asıl kaybımız burada.
İlişkileri giderek daha fazla bir değerlendirme sürecine dönüştürüyoruz. İnsanların kim olduğundan önce neye sahip olduklarına, nasıl göründüklerine, çevrelerindeki insanlara ve toplumdaki karşılıklarına bakıyoruz. Arkadaşlıkta bile görünmeyen bir hesap yapılıyor. Bu insan bana ne sağlar, hayatıma ne katar, çevremde nasıl görünürüm?
Böyle bir ortamda samimiyetin uzun süre ayakta kalması kolay değil.
Üstelik geçmişteki ilişkileri de olduğundan daha masum hatırlamamak gerekir. Her dönemin kendine özgü sorunları vardı. Fakat bugün yaşanan değişiklik, insan ilişkilerinin içine çok daha fazla görünürlük ve tüketim duygusunun dışa vurmuş halinin zirve yapmış olmasıdır. İnsan artık yalnızca yaşamakla yetinmemekte, yaşadığı hayatın başkaları tarafından görülmesini ve beğenilmesini de istemektedir. Yenilen yemekler, yapılan seyahatler ve gündelik yaşamın çeşitli anlarına ait görseller, sosyal medya aracılığıyla başkalarının beğenisine sunulmaktadır. Böylece bireyin yaşadığı deneyimin değeri, yalnızca deneyimin kendisinden değil, bu deneyimin başkaları tarafından nasıl algılandığından ve ne ölçüde beğenildiğinden de etkilenmektedir.
Yıllar öncesinin yaşamında bu tür sahneler yaşanmadığı gibi ayıplanırdı.
Yapılan alışveriş sonrasında o zamanların pazar çantası olan filenin  başkaları tarafından görülmemesi anlayışından doğan düşüncenin temelini, aileden alınan ilk dersler oluşturuyordu.
Bir zamanların masum mutluluklarına ortak olmuş insanlar, bugün karşılarında duran tabloya baktıklarında sessizce aynı şeyi düşünüyor olmalı:
“İyi ki bu dönemin bir parçası olmamışız.”
Çünkü onların mutluluğu gösterilmek için değil, yaşanmak içindi.
Bu, mutluluğun kendisiyle mutluluğun görüntüsü arasındaki farkı büyütüyor.
Belki de bu yüzden, yıllar önce daha sade görünen ilişkiler bize bugün daha kıymetli geliyor. Birlikte geçirilen zamanın fotoğrafını çekmekten çok o zamanı yaşamaya önem veren insanlar vardı. Bir sözün değeri, kaç kişi tarafından beğenildiğiyle değil, kimin ağzından çıktığıyla ölçülürdü. Bunun bir sonraki kuşağa aktarılması daha büyük önem taşıyordu.
Bugün ise insanın hayatına giren insanların sayısı artarken, gerçekten kendisine yakın olan insanların sayısı azalabiliyor.
Sanal alemde biriktirdiği arkadaşların sadece rakamsal üstünlüğüyle gurur duyabiliyor.
Bilmez ki yarın, hayatın bütün gösterişi bir kenara çekildiğinde, kendisini bir hastane odasında bulabilir. O odada yüzünü dahi görmediği sanal alemde biriktirdiği   arkadaşları olmayacaktır. Yanında sadece annesi, babası ve en yakın aile fertleri olur.
İşte insan, o zaman kimin gerçekten hayatının bir parçası olduğunu anlayacaktır.
Kalabalıkların içinde yalnızlaşmak ve uzaklaşmak biraz da böyle bir şey.
Mutluluğun resmini yeniden çizmek istiyorsak, önce kendimizi renklere hazır hale getirmemiz lazım. 
Ekonomik özgürlük elbette önemlidir. İnsan rahat yaşamak, beğenilmek ve güzel bir hayat kurmak ister.
İnsanların hayatında öyle anlar vardır ki, bunun maddi yanı hiç gündeme dahi gelmez.
Birinin sizi gerçekten merak etmesi…
Adını söylerken gözlerinin içinin gülmesi…
Yolda yürürken elini göstermelik bir fotoğraf karesi olsun diye değil, gerçekten yanında olduğunu hissettirmek için sımsıkı tutmak gibi…
Lüks lokantaların şaşaalı masalarında değil, mutluluğun en sade konumunda; mütevazı bir sofranın etrafında, paylaşılan bir yemeğin sıcaklığında bulması gibi…
Kimse görmezken size iyi davranması…
Ve bütün bunları sizden bir karşılık beklemeden yapması.
Belki mutluluk dediğimiz şey, düşündüğümüz kadar büyük ve gösterişli değildir.
Hayatı değerli yapan şey, dışarıdan ne kadar etkileyici göründüğü değil; insanın kendi içinde o hayatla ne kadar barışık olduğudur.
Bu yüzden bugün kendimize sormamız gereken soru, “Her şeyim var, mutlu olur muyum?” düşüncesi değil.
“Hayatımda neyi kaybedersem, sahip olduğum hiçbir şeyin anlamı kalmaz?” olmalı.
Cevap belki de mutluluğun resmini yeniden çizecektir.
Bunun örnekleri yıllar öncesinden bugüne kadar uzanıyor. Ne yazık ki bu örnekler, zaman ilerledikçe azalıyor. Gerçek dostlukların, vefanın ve karşılıksız bağlılığın yerini giderek daha geçici ilişkiler alıyor.
Kısacası, mutlu olmak isteyenler mutluluğun farklı yollardan geleceğini sanıyorlar. Oysa değişen yollar değil, insanın mutluluk arayışındaki yanılgılarıdır.

Yazarın Diğer Yazıları