Vahdettin Yiğitcan

Ey Adalet Ne Zaman Tecelli Edeceksin?

Vahdettin Yiğitcan

Yıllardır adaletsizlik nedeniyle çektiğimiz acılar, aklınıza gelecek her alanda katlanarak nefesimizi kesercesine habire artıyor. 

Adalete olan hasretimiz feci halde uzak ve can yakıcı, insanın yaşama azmini felç ediyor... 

Giderek daralan helezonik dikenli bir girdabın içerisinden geçiyoruz kan revan, yara bere içinde. 

Manevi istinatgâhlarımız kuşatma altında. 

Kime yaslanacağımızı sahte mürşitler belirliyor... 

Sadra şifa adalet, serap misali bizden fersah fersah uzakta, adeta gözlerimizin içine baka baka nanik yapıyor...

Merhum Mehmet Akif'in "Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok mu Sabahı?" adlı şiirinde dile getirdiği çaresizliği aradan yüzyılı aşkın bir süre geçmesine rağmen bizler de aynı şiddetle iliklerimizde hissediyoruz. 

Örneğin bahsi geçen o şiirin şu mısralarında diyordu ki Akif:

"Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ

Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm? 

Mazlum milletimizin yüzelli yıllık acısını yüreğinde hisseden merhum Mehmet Akif Ersoy'u rahmet ve hürmetle anıyorum. 

Nazım Hikmet'ten İlhamla

Genel anlamda yaşadığımız hayal kırıklığının yerel izdüşümünde de benzer lakaydi yürütme saltanatı kanırta kanırta hükmünü sürdürüyor! 

Şehrimizdeki bir üniversite rektörünün projelerini yerel basın olarak biz öğrenemedik ama o müphem projeler, Ankara'daki zat-ı muhteremlerden Diyanet İşleri Başkanı dahil İçişleri Bakanı'na kadar istişare edilmedik en ufak bir devletlü kalmadı desek yeridir... 

Aynı üniversite rektörü hakkında mahalli basında her gün farklı gerekçelerle yapılan suçlayıcı haberler ne yazık ki, Ankara tarafından görmezlikten gelindi. 

Bu minval üzere duygularımı anlatabilmem için yine bir büyük şair Nazım Hikmet'in "Vapur" şiirine yazdığım nazireyle teselli olacağım...

Hayatı boyunca bütün duygu dünyasını ütopyasıyla süslemiş olan büyük şair ve mücadele adamı Nazım Hikmet, şiirleriyle her daim imdadıma yetişiyor... En veciz ifadelerle bazı şiirleri hislerimi anlatmamda en önemli tercümanım olmaya devam ediyor...

Büyük usta Nazım'ın "Vapur" şiirinden üç dize;

"Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden,      
teper ha babam teper  paralanmaz, teper taşlı yolları." 

Benim o şiirden mülhem yazdığım nazire dizelerim :

Surat değil de çarıkmış bu manda gönünden
kızarmaz a annem kızarmaz
arlanmaz, kızarmaz pişkin bu surat
hakka hukuka inat
sirkatinden zerre şaşmaz 
rahat mı rahat

"Yiyin Efendiler Yiyin" 

Giderek daralan helezonik dikenli bir girdabın içerisinden geçtiğimizi söylemiştim. 

Milletin ne çektiği kimin umurunda?

İktidar sahiplerinin her ferdi layüs'el bir zırh içerisinde... 

Kendilerini dokunulmaz addediyorlar ve ne yaparlarsa yapsınlar onlara dokunulamıyor.

Sermaye Piyasası Kurulu yani kısa adıyla SPK'daki çürümüşlüğün deşilmesiyle ülkemizi korkunç bir çirkef kokusu sardı.

Bir yanda FETÖ gölgesi diğer yanda AKP milletvekili, işin trajik boyutunda Cumhurbaşkanlığı danışmanı gibi sayısız figürlerin rol aldığı bir gayrimeşru ilişkiler yumağı... Çık işin içinden çıkabilirsen. Konuyu kamuoyunun gündemine getiren şahıssa o da ayrı bir komedi... Bu adam bunca ayrıntılı bilgiye hangi sıfatla vakıf, bilen varsa açıklasın... 

Bütün bu olan bitenler karşısında vatandaş küçük dilini yutmuş durumda.

Böylesi iç karartıcı karabasan ruh halimi anlatabilmeyi Nazım'ın dizeleriyle deneyeceğim:

Yağmur çiseliyor.

Serez çarşısı dilsiz,

Serez çarşısı kör.

Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü

Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin yetersiz kaldığı alanları haramilerin doldurduğu bir zaman diliminden geçiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın özellikle dışarıda dönen dolapların verdiği akıl almaz meşguliyetleri sebebiyle iç işleyişimiz dikiş tutmaz bir savrukluk içerisinde... Dilerim silkinir ve kendimize tez zamanda geliriz.

VATAN, MİLLET, MALAZGİRT söylemleri milletin  kırılan gönlünü kazanmaya artık yetmeyecek. Bilgi ve ilginize. 

İç işleyişimizin ironik tasvirini ise bir asır önce Tevfik Fikret 

"Han-ı Yağma" şiirinde  şöyle dile getirmiş: 

Han-ı Yağma'dan bazı dizeler: 
Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı iştiha sizin;
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler! Pek açsınız, bu çehrenizde bellidir;
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı, kim bilir?

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını
Vücüdunu, hayatını, ümidini, hayalini;
Bütün ferag-ı halini, olanca şevk-ı balini
Hemen yutun, düşünmeyin haramını, helalini.

Bilmem anlatabildim mi memleketin hal-i pür melalini değerli vatandaşlarım ve muhterem okurlarım... 

Yazarın Diğer Yazıları