Değerli okurlar,
Bugün bizzat bu fakirin sigarayı bırakma hikayesini yazacağım.
Sigaraya çocuk denecek yaşta ilkokul 3.sınıfta dokuz yaşında başladım.
Rahmetli annemin ve babamın sigara içiyor olmaları benim çocuk yaşta sigaraya başlamamı kolaylaştırmıştır. Çünkü sigara kokusunu fark etme ihtimalleri olmadığından yakalanma endişesi taşımıyordum.
Ayrıca şehir çocuğuyuz paraya ve sigaraya ulaşma imkânlarımız oldukça çok.
Bir tek mahalle bakkalından sigara alırken mahallenin büyük çocuklarının adını söyleyerek alıyordum ki, babama sigara içtiğimi söylemesin.
Benim sözünü ettiğim çocukluk yıllarını yaşadığım zamanlar Malatya'nın en güzel yıllarına ait bağlı bahçeli dönemlerinin zamanı. Yani günümüzden 61-62 yıl öncesinin Malatya’sı.
Mahallemizde bahçesiz ev yoktu. Yazın, kışın, sonbaharın ve muhteşem baharın tadına vara vara yaşandığı, meyvesinin sebzesinin her mevsim doya doya bolluğunun eksik olmadığı bereketli yıllardır o yıllar.
Zaviye Mahallesinde rahmetli dedemin yaptırdığı benzer planlı avlulu eyvanlı yan yana iki evimiz vardı. Birinde dedemle babaannem diğerinde de biz otururduk. Evlerimizin ortak bir bahçesi vardı, yaklaşık iki dönüm civarında. O bahçede 6-7 tane babaannemin "keten köynek" diye tabir ettiği ceviz ağacı ve daha burada ismini saymaya üşendiğim kızılcıktan horum dutuna kadar onlarca meyve ağacımız vardı.
İşte böylesi bağlı bahçeli gizlenmeye müsait doğal ortam varken biz çocukların gizli gizli sigara içmesi hiçte zor değildi.
Tam Kırk Sene Bağımlı Kaldım
Sigaraya dokuz yaşında başlamıştım, yıllar ilerledikçe artan bir iştiyakla devam etti bu müptelalık
Hayatın getirdiği daha doğrusu dayattığı aman vermeyen bir mücadele, karşılaşılan zorluklar, insan onurunu zorlayan çeşitli hukuksuzluk ve haksızlıklar insanı alıştığın daha doğrusu yakanı kaptırdığın sigara illetine daha sıkı sarılmana yol açıyor.
Benim çevremde sigara içmemi gözlemleyen birçok arkadaşım "sen sigarayı içmiyor adeta yiyordun" demişlerdir.
Ramazan aylarında iftara yakın zamanlarda kasıtlı olarak gecikirdim ki orucumu sigarayla açayım.
Sabahları uyandığımda ilk işim sigara yakmaktı.
Eminim sigara müptelalığının girdabında kıvranan birçok bağımlının bana benzer itiyatları vardır.
Bir ramazan mutfakta eksiksiz 30 Ramazan boyunca iftardan sonra sahura kadar sigara içtiğimi ve bayramda mutfak tavanının sap sarı olduğunu görünce "bu kirliliği ben yaptım" diyerek kendimi aşağıladığımı yeri geldiğinde söylemekten geri durmuyorum.
Hal böyle devam ederken gazetecilik yaptığım dönem içerisinde hiç unutmam, Nisan ayının son günleri gelmiş, cepteki para ay sonunu ya getirir ya getirmez bir sınırda.
Maaş almamıza bir kaç gün kalmış. Bu arada da piyasada patates ve soğan fiyatları alışılmışın üzerinde yükselmiş. Arabayı evin önüne park ederken oğlum Ömer'e sigara parasını uzattım ve soğan patates fiyatları gelince aklıma "az para da değil" diyerek sözlü şerh düştüm. Parayı alan oğlum tutumlu ve akıllı bir çocuktur. Bana dönerek "bırak öyleyse" demez mi, ver parayı dedim ve o akşam sigara içmedim.
Ertesi gün gazetede "akşam içmedim bir de gündüz deneyeyim" diyerek o gün de içmedim.
İkinci gün kimseye söylemeden iki adet cam kül tablam vardı izmarit lekesinden leş gibi olmuşlardı. Kül tablalarını lavaboya götürüp yarım yamalak lekeli bir biçimde yıkadım. Lekeli bıraktım ki, kullanılmış ancak kullanımdan çıkarılmış intibaı versinler.
Masama döndükten sonra kül tablalarını şeffaf bantla bantlayıp üzerlerine "bu eşyalar işlevsizdir" yazarak sigarayı bıraktığımı kendi kendime ilan ettim.
Fakat yine etrafımdaki kimseye sigarayı bıraktığımı korkumdan söyleyemedim. Ola ki başlarsam rezil olmak tehlikesi var!
O gün bugündür elhamdülillah sigarayı terk etmiş bulunmaktayım. Bıraktığımda yaşım tam olarak 49'du.
Şimdilerde samimi bildiğim sigara tiryakilerine benim yaşadığım sigarayı bırakma hikâyemi anlatarak belki tiksinmelerine vesile olurum ümidi taşıyorum...
Devletimizin Yıllarca Yaptığı Kötülük!
Ülkemizde Cumhuriyetin kuruluş yıllarında batılı devletlerin fiziki üstünlüklerinin asıl kaynağının düşünülüp tahlil edilmeden biçime indirgenerek hayatımıza tatbik edilmesi en büyük bir yanılgı olmuştur.
Adına batı dediğimiz dönemin egemen devletlerinin, yüzeysel bir yaklaşımla yaşama biçimlerinin taklit edilmesi neticesinde ortaya acayip bir nesil yetişmesine zemin hazırlamıştır.
Bu fakirin 1981 yılında askerlik yaptığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhındaki Destek Kıtalarının kilerinde 19-20 yaşlarındaki Türk gençlerine dağıtılmak üzere aylık istihkakları olan Asker Sigarasının son paketleri raflarda yer alıyordu.
Demek ki Devletimiz, kaç yılında başladığını bilmiyorum fakat 1981 yılına kadar güvenliğini emanet edeceği körpe gençlerinin ciğerlerini bedava sigara dağıtarak zehirlenmesine yol açmıştır. Kimler sebep olduysa geriye dönük hesabı sorulmalıdır.
Sadece bu da değil, o dönemlerde erkekliğin alameti içki, sigara içmek ve burada zikretmeye imtina ettiğim kimi davranışlarda bulunmak hayatın normal akışı içerisinde itibar sebebiydi.
Aziz Nesin Arşivinden alınmış bir karikatürde bir merkebin konuşma balonlarının içerisinde şunlar yazılıydı. "Merkep neden içki içmez" cevap "Eşekliğinden"
Düşünebiliyor musunuz tahkir ederek yapılan teşviki?
İki Güzel İnsan ve Bir Müptela
Değerli okurlar daha önce yazmıştım; bir ayı aşkın bir süre İstanbul'da Hipermer, Oksijen Tedavi Merkezinde tedavi görmüştüm.
Bu tedavi şeklinde oksijen kabini içerisinde hastalara %100 oksijen solutuluyor ki arzu edilen iyileşme sağlansın.
Aynı zaman dilimi içerisinde tedavi aldığımız iki güzel insanla tanışma şansım oldu.
Oksijen kabini içerisinde yaklaşık iki saat oksijen maskesi ile oturmak bayağı sabır isteyen bir şey.
İlk defa kabine giren insan ortamın yabancısı olduğundan uyum sağlama güçlüğü çekebiliyor.
Kubilay Kara beyle tanışmamız Kubilay beyin oksijen kabinine uyum süreci içerisinde oldu.
Kabinin en sıcak noktasında oturan Kubilay beye ön tarafın en serin koltuğuna gelmesini söyleyerek karşılıklı kabin komşusu olduk.
Kendisine gösterdiğim saygılı yakınlığı kendisi de beni kahve içmeye davet ederek alicenaplık etti diyebilirim.
Kubilay beyin işyerinde içtiğimiz kahve ve çayların eşliğinde çok içten samimi sohbetler ettik. Sanki kırk yıllık dostlar gibi...
Hemen hemen aynı zaman diliminin insanlarıyız. Aynı süreçlerden geçtik, ülkemizin nereden nereye, nasıl ve hangi şartlarda geldiğini görerek bilen insanlarız. Kırk yıllık dostluğumuzun altında akladen bakış açılarımız yatıyor.
Lafı daha fazla uzatmayayım, Kubilay bey de tıpkı benim gibi sigara bağımlısı bir insanmış..
Ben kendisine size de yukarıda anlattığım gibi sigarayı terk etme sürecimi anlattım.
Kubilay Bey o kadar etkilenmiş olmalı ki, masasındaki izmarit lekelerinin bulunduğu kristal kül tablasını o esnada siyah bantla bantlayıp üzerine günün tarihini attı.
Hani bilirsiniz akıl için yol birdir derler. Kubilay beyin bu davranışı her türlü takdirin üzerindedir...
Gelelim ikinci güzel insana ve bir müptelaya. Bu saydığım şahsiyetler bir insanda meczolmuş.
Hipermer'deki oksijen kabin komşum Ulaş Balta.
Ulaş bey hoşsohbet ve hatırşinas bir insan.
Ancak sigara müptelası amansız bir tiryaki.
Doktorları ona oksijen tedavisi ve sonrası sigarayı kesinlikle içmemesini söylemelerine rağmen o doktorlarına direnmekte ısrar ediyor.
Ulaş beyin bu bağımlılığı karşısında ona, "Allah Kurtarsın" demekten başka bir şey bulamıyorum.
Son söz olarak tüm sigara içenlere diyorum ki; "Sigara İçtiğiniz Sürece Kendinize Başka Düşman Aramayın."