'İki Günü Müsavi Olan Zarardadır'
Necip Cengil
Her sabah güneşten önce doğup güne başlarken düşünülmesi gereken bir hadis olarak değerlendiriyorum “iki günü müsavi olan zarardadır” hadisini. Allah resulü (sav) iş olsun diye konuşmadığına göre, bu hadisi iyi anlamalıyız diye düşünüyorum.
Bir insan sürekli olarak kendini geliştirme halinde olmalıdır; hem manevi iyileşme, hem ahlaki, hem aklın değerlendirilmesi, hem ilim olarak… Böylece iki günü birbirine müsavi olmaz, zarardan kurtulur.
Ne kadar başardık?
İki günü müsavi olmak durgun su halidir ve kokar. Yaşadığımız hayat o kokudan ne kadar beri?
İmam Şafi aynı zamanda bir şair ve bir şiirinde şöyle diyor:
“Ve gayret et, gayrettir hayatın tadı.
Suyu durgunluk bozar; aksa temizdir, pislenir dursa”
Kazanmak ve kaybetmeyi, meta üzerinden, para üzerinden, makam mevki üzerinden, çıkınına doldurabidiği nevale üzerinden, tarla, bağ, bahçe üzerinden ve haliyle mahsul üzerinden okumaya alışmış bir kitlemiz daha ağırlıkta… Veya ele almaya çalıştığımız hadisi, sadece daha fazla namaz kılmak, daha çok oruç tutmak gibi ibadetler üzerinden anlayanlar da var. Oysa asıl ağırlık ve kazanmak bu dünya ve hesap gününe insanı faziletle taşıyan ağırlıktır.
Bugün Allah için ne yaptın kelamını da aynı şekilde değerlendirmeliyiz diye düşünüyorum.
İnsan düşünen, alet işleyen, üreten, ibadet eden, dünya ve ahiret imarını ihmal etmemesi gereken bir varlıktır. Akan bir ırmak gibi olmayı, değdiği çevreyi canlandırmayı, yeni renkler oluşmasına katkıda bulunmayı, her canlının hayatına değebilmeyi ihmal etmemelidir.
Hayata her an katkıda bulunmak, okumak, araştırmak, hayata değer katan gelişmelere imza atmak, üretimi kolaylaştırmak, insan hayatını ve hayatı daha yaşanılır kılmanın mücadelesini vermek, tarımda, sanayide, bilişimde, ulaşımda vs. her alanda bir üretkenlik içinde olmak ve hepsinin Allah indinde değerli olan bir ahlak ile yapmak. Bir günü diğerine eşit olmasın, duran ve kokan su olmasın diye kararlılıkla yolda olmak…
Mesela bir Müslüman her gün biraz Kuran okusa ve üzerinde tefekkür etse, her gün buna başka okumalar eklese… Bir çalışan olarak, iş başı ettiğinde “bugün çalıştığım alanda, insanlığa nasıl katkıda bulunabilirim” diye düşünse… Bir yazar olarak, insana faydalı olmak için kendisini sürekli geliştirse veya öğretmen ve üniversite hocası olarak… Ülkede “iki günü müsavi olmayanlar” çoğalsa…
Bunu cami veya okul ya da üniversite sayısıyla anlayamayız. Çıktılarla anlarız. Okullardan mezun olanların hayat anlayışı, hayata kattıklarıyla anlarız. Çıktılara baktığımızda “iki günü müsavi olmayan” ne kadar insan var, kolay anlaşılır bir gerçekliktir. Bunun için “çıktı sorumluları da” iki günü müsavi olmamayı ihmal etmemeliler. Şehri yönetenler, şehrin maddi ve manevi imarında çalıştıklarını söyleyenler de… Çıktılar sadece hizmeti değil, insan kalitesini de gösterir. Kalite iyi değilse suç müşterektir, eksiklik müşterektir. Zarar müşterektir. Yönetiminden hoşnut olmayan bir toplum da dönüp aynada kendisine bakmalıdır zira “nasılsanız öyle yönetilirsiniz” hakikati var.
Kimi ülkeler bu konuyu maddi anlamda “arge”lerle bir noktaya getirmiş, üretim alanlarını çoğaltmış ve maddi olarak insanına çeşitli kolaylıklar, imkânlar kazandırmış. İki günü müsavi olmamayı sadece cami ekseninde kısıtlayanlar ne maddi olarak ne manevi olarak bir ilerleme kat edebilmiş. Bu iki gruptan birinin manevi boşluğu derinleşirken, diğerinin hem manevi hem maddi boşluğu derinleşmiş durumda. Üniversiteler “masa başında oturup daha fazla kazanmayı düşünen” çıktılar üretmiş.
Biz ne durumdayız?
Maddi olarak yani üretim araçları, aletleri, teknoloji, bilişim alanında bazı ilerlemeler göz kırpsa da hala “iki günü müsavi olma” konumundayız. Manevi olarak boşlukta, derbeder, varlığın hakkını verme düşüncesinden yeterince uzak çıktılara her yıl yenilerini ekliyoruz diyebiliriz. En azından kendi sahasında olsun kitap okuma oranları düşük, araştırma geliştirme projeleri sevindirici olmaktan uzak… Manevi olarak da tesettür bilinci, namaz bilinci, insan olma ve insan kalma bilinci yerlerde sürünüyor.
Demek ki “düşünüp, akledip, tefekkürle” kendine gelme çabamızı arttırmalı ve “iki günü müsavi olmaktan” her gün biraz daha uzaklaşmalıyız. Gazetelerin ve televizyonların üçüncü sayfa haberlerine/yayınlarına bakılacak olursa, bunu tersinden arttırıyoruz. Yani zararımız gittikçe derinleşiyor.