Virajları ardı ardına devirip Munzur Vadisi’ne süzüldüğünüz o ilk an, yalnızca bir coğrafyaya değil, zamanın ve telaşın çok ötesinde yaşayan kadim bir masalın içine adım atarsınız. Pencereleri araladığınızda yüzünüze çarpan hava öylesine berrak, öylesine tazedir ki, ciğerleriniz ilk kez gerçek bir nefesle tanışmış gibi bayram eder. Kekik, yarpuz ve eriyen kar sularının serin kokusu birbirine karışır; insanın zihnindeki bütün gürültüyü bir anda susturur.
Karşınızda gökyüzünü yırtarcasına yükselen Munzur Dağları, binlerce yıldır bu toprakların sessiz ve vakur bekçileri gibi durur. Yalçın kayalıkların gri tonları, güneşe inat tepelerde kalan kar beyazıyla buluşur. Bu sarp kayalıklara gözünüzü biraz daha dikkatle diktiğinizde, bir siluet belirir: Adımları boşluğa basarcasına hafif, zarafetiyle büyüleyen dağ keçileri. Bu toprakların insanı için onlar yalnızca birer yabani hayvan değil; Munzur Baba’nın emaneti, dağların kutsal ve dokunulmaz süsleridir. Bir kayanın ucunda dikilip derin vadiye doğru bakan bir keçinin gözlerindeki dinginlik, insana doğaya karşı duyulması gereken o derin saygıyı tek bir bakışla öğretir.
Vadinin derinliklerinde ise okyanusları kıskandıran turkuaz rengiyle Munzur Çayı akar. Suyu öylesine soğuk ve berraktır ki, eğilip avuçladığınızda parmaklarınız uyuşur ama ruhunuz arınır. Gözelerden fışkıran o deli dolu su, köpük köpük taşlara çarparak sadece akıp gitmez; dağların bin yıllık sırlarını, söylenmiş ve söylenmemiş deyişlerini fısıldar ovaya doğru.
Fakat Dersim’i asıl unutulmaz kılan, bu görkemli doğanın kucağında yaşayan insanlarının kalbidir. Bir köy kahvesine ya da vadi kenarındaki mütevazı bir gölgeliğe oturduğunuzda, size yönelen ilk bakışta sadece koşulsuz bir misafirperverlik görürsünüz. Kim olduğunuzu, nereden geldiğinizi sormadan uzatılan bir bardak demli çay, bir dilim taze çökelekli ekmek ve içten bir gülümseme... İnsanı, kurdu, kuşu ve çiçeği aynı canın parçası sayan o incelik, Dersim insanının bakışlarına ve diline sinmiştir. Karşınızdaki ak saçlı bir dedenin ya da gözleri ışıl ışıl bir gencin kelimelerinde kibirden arınmış, paylaşmanın erdemine inanmış saf bir iyilik akar.
Güneş Munzur’un yüksek doruklarının arkasında kızıla bürünerek batarken, sular biraz daha gürül gürül çağıldar. Şehre ve günlük hayatın karmaşasına dönerken, arkanızda sadece bir rota değil; dağların heybetini, suyun saflığını ve o güzel insanların içtenliğini bırakırsınız. Munzur’un serin rüzgârı ise ruhunuzda hiç dinmeyecek bir ezgi gibi sizinle yürümeye devam eder.
Foto: Melahat SENGİR







