Malatya’da bahar, takvimlerin değil, dalların emriyle gelir. Şehir, kışın o gri ve ağır paltosunu bir kenara bırakırken, her yıl olduğu gibi bu yıl da en zarif, en mahcup ve en görkemli elbisesini giydi. Anadolu’nun kalbinde, güneşin altın rengine boyadığı bu kadim coğrafya, bugünlerde beyaz bir rüyanın içinde soluk alıyor. Malatya’nın o meşhur “nazlı gelini” yani kayısı çiçekleri, uzun uykusundan uyandı ve şehri bir dantel gibi işlemeye başladı.
Özellikle Kale ilçesinin o sarp ama mağrur yamaçlarından aşağıya, Karakaya Barajı’nın uçsuz bucaksız maviliğine doğru bakınca, insanın nefesi kesiliyor. Barajın kıyısındaki köylerde, suyun serinliği ile toprağın sıcaklığı tam da burada, kayısı dallarının ucunda kucaklaşıyor.
Eğer bugünlerde yolunuz Kale’nin kıyı köylerine düşerse, göreceğiniz manzara bir doğa olayından ziyade, bir ressamın ömrü boyunca beklediği o kusursuz ışık anına benzer. Karakaya Barajı, devasa bir turkuaz ayna gibi uzanırken; bu aynanın kenarları, binlerce kayısı ağacının ak duvağıyla süslenmiş durumda.
Rüzgâr, barajın üzerinden serin bir nefes toplayıp bahçelere daldığında, o bembeyaz çiçekler ağır ağır sallanır. Bu sıradan bir sallanış değil; toprağın gökyüzüne ettiği bir şükür dansıdır.
Hafif bir esintiyle yere dökülen taç yapraklar, yolları ve patikaları öyle bir kaplıyor ki; insan adım atarken "Acaba bir kış masalının ortasında mıyım?" diye kendine sormadan edemiyor. Ama hayır, bu karın soğuğu değil, baharın ılık müjdesidir.
O havayı bir kez soluduğunuzda, içinde sadece çiçek kokusu değil; toprağın uyanışını, suyun coşkusunu ve Malatya insanının umudunu bulursunuz.
Neden mi "Nazlı Gelin" deriz biz bu çiçeğe? Çünkü o, dünyanın en hassas dengeleri üzerinde tutunur hayata. Bir gecelik ayaz, bir anlık fırtına o beyaz duvağı söküp atabilir. Bu yüzden kayısı çiçeği, Malatya için sadece bir tarım ürünü değil, bir sabır imtihanıdır. Her çiçek, bir yıl boyunca çekilecek çilenin, harcanacak emeğin ve nihayetinde sofralara gelecek olan o altın renkli meyvenin ilk sözüdür.
Karakaya’nın o derin maviliğiyle, kayısı bahçelerinin saflığı arasındaki bu tezat, aslında hayatın kendisidir. Bir yanda durgun ve derin bir su, diğer yanda her an dökülmeye hazır narin bir çiçek...
Baharın bu ilk günlerinde Malatya, dertlerinden sıyrılıp kendi içine dönüyor. Kale’nin virajlı yollarında ilerlerken, her dönemeçte karşınıza çıkan o beyaz patlamalar, insana her şeye rağmen yaşamanın ne kadar güzel olduğunu hatırlatıyor. Doğa, cömertliğini bizden esirgemiyor; küskün dallar bile barışın rengine bürünüyor.
Şimdi, Malatya’nın bu ak gelinliğini seyretme vaktidir. Karakaya’nın kıyısında bir kayanın üzerine oturup, göz alabildiğine uzanan o beyaz denizi izlemek, ruhun en derin yaralarına bile merhem olur. Bu manzara bize fısıldıyor: "Gece ne kadar uzun olursa olsun, güneş mutlaka doğar ve kış ne kadar sert geçerse geçsin, kayısılar mutlaka çiçek açar.".
Foto: Melahat Sengir


