Abdullah Ergün

Sararmış Sayfalarda Kalan Mizah Dergisi

Abdullah Ergün

Son yıllarda mizah anlayışının geçirdiği dönüşüm üzerine sıkça düşünüyorum. Özellikle orta yaş ve üzerindeki kuşaklar için günümüz mizahına uyum sağlamak, hatta onu kabullenmek oldukça güç görünüyor. Bunun temel nedeni, mizahın merkezine giderek daha fazla küfür, argo ve belden aşağı söylemlerin yerleşmiş olmasıdır.

Oysa bizim yetiştiğimiz yıllarda mizah, zekaya, ince gözleme ve toplumsal eleştiriye dayanırdı. İnsanları güldürürken aynı zamanda düşündürmeyi de başarırdı. Mizahın gücü, kullanılan kaba ifadelerde değil; olaylara farklı bir pencereden bakabilme becerisinde saklıydı.

Türkiye nüfusunun yaklaşık 35 milyon olduğu dönemlerde, Oğuz Aral'ın yönetimindeki Gırgır dergisi haftalık 500 bin satış rakamına ulaşarak olağanüstü bir başarı elde etmişti. Hatta Rusya'nın “Krokodil” ve Amerika'nın “Mad” dergilerinden sonra dünyanın en çok satan üçüncü mizah dergisiydi. Bu başarı, o dönemin mizah anlayışının toplumun her kesimine hitap edebildiğinin en güçlü göstergesiydi.

“Akbaba” mizah dergisi uzun yıllar lokomotif görevi yapmıştı. Yayın politikası siyasiler üzerine kurulmuştu.

Oğuz Aral ve Gırgır ise toplumun her kesimime hitap eden mizah dergisi olarak hatırlanacaktır.

“Kendi Halinde Bir Mizah Dergisidir” sloganı derginin hemen üst tarafında yer alıyordu.

Ben de Gırgır almak için gazete bayilerinde kuyruk bekleyen okurlardan biriydim. Dergi elimize geçtiğinde sadece bir kişinin değil, bütün arkadaş grubunun ortak eğlencesi hâline gelirdi. Sayfalar elden ele dolaşır, karikatürler üzerine sohbetler yapılır, çizilen karakterler günlük hayatımızın bir parçası olurdu.

Sıtmapınarı'nda bir dönem, belli bir yaşın üzerindeki arkadaş grupları semtin sosyal hayatına farklı bir renk katardı. Önce Akbaba, ardından Gırgır ve Fırt gibi mizah dergilerinin etkisiyle şekillenen bu kuşak, mizahı yalnızca okunan bir yayın olmaktan çıkarıp sokaklara taşıyan insanlardan oluşuyordu. Kahvehanelerde, mahalle aralarında, iş yerlerinde ve dost meclislerinde dergilerden çıkan karakterler konuşulur, karikatürler yorumlanır, günlük olaylar mizahi bir bakış açısıyla değerlendirilirdi.

O yılların mizah anlayışında kırıcı sözlere, hakaretlere ve insanları ötekileştiren ifadelere fazla yer yoktu. Espriler yapılır, takılmalar olurdu ama dostluklar zarar görmezdi. İnsanlar birbirlerini kırmadan da güldürebileceklerini bilirlerdi.

1972 yılında yayım hayatına başlayan Gırgır, Oğuz Aral’ın ayrılmasından sonra değişik sahipleriyle 1989 yılına kadar yayım hayatına devam etti.

1989 yılından sonra ise tarih sayfalarında yerini aldı.

Gırgır’ın baş kahramanı Oğuz Aral’ın 2004 yılında vefatından sonra sadece Gırgır değil diğer mizah dergileri de yayım hayatından çekildiler.

Bugün dönüp baktığımda, o yılların sadece bir mizah dönemi değil, aynı zamanda bir kültür dönemi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar farklı görüşlere sahip olsalar bile aynı karikatüre gülebiliyor, aynı espride buluşabiliyorlardı. Mizah, ayrıştıran değil birleştiren bir işlev görüyordu.

Oğuz Aral’ın Utanmaz Adam ve Avanak Apti tiplemeleri daha sonra Arap Kadri, Zalim Şevki Kelek Hamdi sayfaları ilk okunan bölümler oldu.

Oğuz Aral’ın yeni karikatüristler bulmak amacıyla dergiye gelen çizerleri ince eleyerek nice karikatüristler Oğuz Aral’ın mizah mutfağından daha sonra kendi dergilerini çıkartacak konuma gelmişti.

Elbette zaman değişiyor, mizah da değişiyor. Her kuşağın kendine özgü bir anlatım dili var. Ancak mizahın özündeki zekâyı, inceliği ve toplumsal duyarlılığı kaybetmemesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü kalıcı olan, insanları yalnızca güldüren değil; güldürürken düşündüren mizahtır.

Belki de bu yüzden, bizim kuşağın hafızasında Gırgır'ın sararmış sayfaları hala özel bir yerde duruyor. Çünkü o sayfalarda yalnızca karikatürler değil, bir dönemin ruhu vardı.

Yazarın Diğer Yazıları