Abdullah Ergün

Kriz Çıkaranlar Barışı Sahiplenemez

Abdullah Ergün

Donald Trump bir kez daha dünyaya büyük laflar edip ardından geri adım atan bir lider profili çizdi. Başkanlığı kazandığında savaşları bitireceğini, dünyaya barış getireceğini söyleyen ve hatta Nobel Barış Ödülü'nü hak ettiğini ima eden bir siyasetçi, bugün gelinen noktada yine sert söylemlerle dünyayı gerilim hattına sürükleyip ardından ateşkes ilan ederek kendi sözlerini boşa düşürdü.

Ateşkesten yalnızca bir gün önce “Yarın İran diye bir ülke olmayacak” diye tehdit savuran bir liderin, ertesi gün ateşkes masasına oturması siyasi bir manevra değil, düpedüz tutarsızlıktır. Bu tablo, güçlü liderlikten çok öngörüsüzlük ve günü kurtarma çabasını akla getiriyor.

Uluslararası siyasette sertlik göstermek kolaydır; zor olan sorumluluk almaktır. Silahları konuşturmak kolaydır; zor olan güven inşa etmektir. Bugün dünya, ani çıkışlarla kriz yaratan ve sonra geri adım atan bir liderlik anlayışının sonuçlarını izliyor.

Öte yandan, Epstein skandalı etrafında dönen tartışmalar ve bu süreçte atılan askeri adımlar arasındaki bağlantıya dair iddialar da giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Bu iddiaların doğruluğu ayrı bir tartışma konusudur; ancak böyle bir gölgenin varlığı bile siyasi güvenilirliği zedelemeye yeter.

Asıl mesele şu:
Bir lider sürekli tehdit edip sonra geri adım atıyorsa, bu güç mü gösterir yoksa zafiyet mi?

Bugün ateşkes ilan edilmiş olabilir. Ancak bu ateşkes bir başarı hikâyesi değil, yönetilemeyen krizlerin geçici olarak dondurulmasıdır. Dünya barışa yaklaşmış değil; yalnızca yeni bir gerilimin ertelenmiş olduğu bir döneme girmiştir.

Gerçek liderlik yüksek sesle bağırmak değildir.
Gerçek liderlik, gür sesle konuşmak değil; söylenen sözün yükünü omuzlayabilme cesaretini gösterebilmektir. Ve bunu açıkça deklare edebilmektir. Çünkü söz, ağızdan çıktığı anda bir sorumluluğa dönüşür ve o sorumluluğu taşıyamayanlar, yalnızca kendi itibarlarını değil, milletlerin kaderini de sarsar. Tarih boyunca ölçüsüz hırsların, akıldan çok öfkeye kulak veren çılgın liderlerin dünyayı nasıl yangın yerine çevirdiğine sayısız kez tanık olduk. Bugün de aynı sahne farklı aktörlerle yeniden kuruluyor.

Savaşın başlamasından sonra hızla artan petrol fiyatları, kendi ülkesi dâhil bütün dünyada gündemi değiştirdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıyla yaşanan gelişmeler, ülkeler için ciddi maliyetleri beraberinde getirdi; bu durum savaş karşıtı gösterilere ve doğal olarak Trump ve Netanyahu’ya yönelik tepkilere yol açtı.

Yıllar önce Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği (OPEC) de benzer bir krizin hedefi hâline gelmişti. İran, ABD-İsrail ortak saldırılarının karşılığını Hürmüz restiyle vererek iki ülkeye geri adım attırdı.

İran’a yönelik saldırıların başlamasıyla birlikte rejimi değiştireceğini iddia eden Trump’ın, beklenenin aksine İran halkının ABD ve İsrail saldırıları karşısında kenetlenerek dayanışma göstermesi sonucu rejimin daha da sağlamlaştığını görmesi, en az ateşkes kararı kadar önemli bir gelişme olarak tarihe geçti. Zira dış müdahalelerin çoğu zaman toplumları bölmek yerine birleştirdiği, tehdit algısının ise iktidarları zayıflatmak yerine güçlendirebildiği gerçeği bir kez daha ortaya çıktı. Bu tablo, savaşın yalnızca cephede değil, toplumların ruhunda ve siyasi dengelerde de beklenmedik sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

ABD, yıllar önce Vietnam’da; yakın zamanda ise Afganistan ve Irak’ta yaşadığı hayal kırıklıklarına bir yenisini daha eklemiş oldu. Tarihinde tartışmalı askeri sonuçlar yaşayan ve kendi topraklarında Kızılderililere uygulanan soykırım ile 18 ve 19. yüzyılda Afrika’dan köle olarak getirilen siyah halka yönelik insanlık dışı muameleler nedeniyle eleştirilen ABD, son İran saldırısı ve ardından gelen ateşkese bağlı kalarak yeni bir savaş kazanamama eleştirileriyle karşı karşıya kaldı.

Yapılan ateşkesten en çok İsrail’in mutsuz olduğu gerçeği de karşımızda duruyor. Dünyanın başına bela olan Siyonist politikanın baş sorumlusu olarak görülen Netanyahu’nun, İran saldırılarında yaşanan başarısızlığın öcünü yine masum Filistinlilerden almak isteyebileceği yönünde endişeler dile getiriliyor. Onlar için alınan ateşkes kararlarının hiçbir hükmü olmadığı görüşü de sıkça ifade ediliyor.

Ateşkes ilan edildikten sonra İsrail’in Lübnan’da gerçekleştirdiği katliam Ortadoğu’da barışın asla olmayacağı anlamını taşıyor.

ABD’nin İsrail’i devre dışı bırakıp İran’la anlaşma yapması Netanyahu ve ekibinin salyalarını daha iştahlı hale getirdi.

Gazze’de yaşanan katliama sessiz kalanlar, bugün İsrail’in Lüblan’ıda hedef alan katliama kör ve sağır kalmayı tercih ediyor.

Ve bugün dünya, sözünün ağırlığını taşıyamayan ve savaş edebiyatını hayata geçiren aptal liderlerin bedelini ödüyor.

Yazarın Diğer Yazıları