Çocuklarımızı Ekranlar Değil, Sahalar Büyütsün
Abdullah Ergün
Okullar tatile girdi.
Kimi çocuk yazın tadını çıkaracak, kimi ailesiyle tatile gidecek, kimi ise günün büyük bölümünü bilgisayar ve telefon ekranlarının karşısında geçirecek. Ne yazık ki son yıllarda çocuklarımızın en büyük oyun alanı artık mahalle araları değil, dijital ekranlar oldu.
Tam da bu noktada Malatya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehrin farklı bölgelerinde hayata geçirilen spor alanları ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından yapımı tamamlanmak üzere olan Gençlik Merkezleri büyük önem taşıyor. Çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutmanın yolu, onlara sadece yasaklar koymaktan değil; spor yapabilecekleri, üretebilecekleri ve sosyalleşebilecekleri güvenli ortamlar sunmaktan geçiyor.
Uzmanların yıllardır üzerinde durduğu ortak gerçek değişmiyor. Spor ve sanatla büyüyen çocuklar hem fiziksel hem de ruhsal yönden daha sağlıklı gelişiyor, zararlı alışkanlıklardan uzak duruyor ve geleceğe daha güvenle bakıyor.
Bir zamanlar sokaklardan yükselen top seslerinin yerini bugün PlayStation tuşlarının sesi aldı. Bu değişim yalnızca çocukların eğlence anlayışını değil, fiziksel gelişimlerini, arkadaşlık ilişkilerini ve sosyal hayatlarını da olumsuz etkiliyor.
Ülkemizde lisanslı futbolcu sayısı birçok spor branşının önünde yer alıyor. Binlerce çocuk profesyonel futbolcu olabilmek için kulüplerin altyapılarında mücadele verirken, bu imkânı bulamayanlar FIFA ve benzeri oyunlarla futbola olan ilgilerini sürdürmeye çalışıyor.
Elbette teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir gerçeği. Ancak sanal futbolla gerçek futbol arasındaki farkı hiçbir oyun kapatamaz.
Bilgisayar başında saatlerce oynanan maçlar çocuklara kondisyon kazandırmaz, takım olmayı öğretmez, mücadele etmeyi, kaybetmeyi ve yeniden ayağa kalkmayı hissettirmez. Üstelik ekran başında geçirilen saatlere eşlik eden cips, hamburger ve gazlı içecekler de hareketsiz yaşamla birleşince obezite başta olmak üzere birçok sağlık sorununu beraberinde getiriyor.
Daha düşündürücü olan ise bazı çocukların sanal dünyadaki başarılarını gerçek futbol yetenekleriyle karıştırmalarıdır. PlayStation'da attıkları gollerin kendilerini futbolcu yapacağına inanarak seçmelere katılan çocuklar, gerçek saha şartlarıyla karşılaştıklarında büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor.
Çünkü futbol, joystick ile değil; toprakta düşerek, kalkarak, koşarak ve ter dökerek öğrenilir.
Elbette bu tablo karşısında yalnızca aileleri suçlamak da doğru değildir. Çocukların güvenle spor yapabilecekleri alanların sayısı yeterli mi? Mahallelerde top oynayabilecekleri boş alanlar kaldı mı? Her çocuk kolayca ulaşabileceği bir spor tesisine sahip mi?
Bu soruların tamamına gönül rahatlığıyla "evet" diyemiyoruz.
Eğitim sisteminde de önemli eksiklikler bulunuyor. Haftada bir gün yapılan beden eğitimi dersleri çocukların hareket ihtiyacını karşılamaya yetmiyor. Oysa Avrupa'nın birçok ülkesinde spor artık yalnızca bir ders değil, eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren farklı branşlarla tanışıyor, uzman antrenörler tarafından yeteneklerine göre yönlendiriliyor.
Biz ise hâlâ çocuklarımızın sporla buluşmasını büyük ölçüde ailelerin bireysel çabalarına bırakıyoruz.
Oysa bizim çocukluğumuz çok farklıydı. Mahalle aralarındaki boş arsalar, okul bahçeleri ve toprak sahalar en büyük spor tesislerimizdi. Profesyonel antrenörlerimiz yoktu belki ama paylaşmayı biliyorduk, birlikte oynamayı öğreniyorduk ve saatlerce koşmaktan hiç yorulmuyorduk.
Bugün hâlâ Sümer Lisesi'nin arkasındaki toprak sahada haftanın belirli günlerinde futbol oynuyoruz. Zeminin bozuk olması ya da hava şartları kimsenin spor yapma isteğini azaltmıyor. Çünkü spor yalnızca bedeni değil, insanın ruhunu da dinlendiriyor.
Keşke bugünün çocukları da bu doğal ortamların güzelliğini yaşayabilse...
Bugün çocuklarımızın en büyük rakibi başka çocuklar değil; telefonlar, tabletler ve bilgisayar ekranlarıdır. Bu mücadeleyi yalnızca ailelerin kazanması mümkün değildir. Yerel yönetimler spor alanlarını artırmalı, okullar sporun merkezi hâline gelmeli, beden eğitimi dersleri yeniden yapılandırılmalı ve çocuklar küçük yaşlardan itibaren spor kültürüyle buluşturulmalıdır.
Çünkü spor sadece şampiyon yetiştirmenin yolu değildir.
Spor; sağlıklı nesiller yetiştirmenin, kötü alışkanlıklardan uzak durmanın, paylaşmayı öğrenmenin ve güçlü bir toplum inşa etmenin en etkili araçlarından biridir.
Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras yeni bir tablet ya da daha güçlü bir telefon değil; güvenle koşabilecekleri parklar, spor yapabilecekleri tesisler ve hayallerini büyütecek yaşam alanlarıdır.
Çünkü ekranların değil, sahaların büyüttüğü çocuklar; hem kendileri hem de toplum için çok daha güçlü bir gelecek inşa edeceklerdir.