Abdullah Ergün

Bir Semtten Daha Fazlası

Abdullah Ergün

İnsan bazen bir kokuyla, bazen bir sesle, bazen de hiç ummadığı bir anda geçmişine döner. Bir çocukluk hatırası, eski bir sokak, tanıdık bir mahalle ismi… Hepsi birden kalbin bir köşesine dokunur. İşte o an anlarız ki insanın gerçek memleketi, doğduğu yer değil; hatıralarının biriktiği yerdir.
Bizim için o yerin adı Sıtmapınarı’ydı.

Sıtmapınarı, sadece evlerin yan yana dizildiği bir semt değildi. Orası, çocukluğumuzun sesiydi, dostluğumuzun ilk adımıydı, hayatı öğrenmeye başladığımız ilk okuldu. Sokakta oynanan oyunların gürültüsü, komşu kapılarının hiç kapanmadığı günler, annelerin pencereden seslenişi… Hepsi birer hayat dersiydi aslında. O günlerde kimse bize dayanışmayı öğretmedi; biz onu yaşayarak öğrendik.

Mahallenin kaderini değiştiren iki büyük isim vardı: Sümerbank ve Tekel fabrikaları. Bu fabrikalar sadece ekmek kapısı değildi; umut kapısıydı. Binlerce insan sabahın erken saatlerinde o kapılardan içeri girerken sadece çalışmaya değil, hayat kurmaya gidiyordu. Akşam olduğunda ise yorgun ama onurlu bir şekilde evlerine dönüyorlardı.

Sümerbank’ın sineması, sosyal tesisleri ve havuz başında düzenlenen etkinlikleri hâlâ gözümün önünde. O kalabalık, o neşe, o kahkahalar… İnsanlar sadece çalışmazdı; birlikte yaşardı. Bir fabrikanın bir mahalleyi nasıl bir aileye dönüştürebileceğinin en güzel örneğiydi belki de.

Mahallenin büyük ağabeyleri vardı bir de. Onlar sadece kendi hayatlarını kurmaya çalışan insanlar değildi; aynı zamanda bizim yolumuzu aydınlatan görünmez rehberlerdi. Bir bakışları, bir sözü, bir uyarısı yeterdi. Yanlış yapmaktan çekinirdik; çünkü onları üzmek istemezdik. O yüzden bugün geriye dönüp baktığımızda, onların aslında mahallemizin sessiz öğretmenleri olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Sonra bir gün mahallede yeni bir kapı açıldı.
Adı Ülfet’ti.

O kapıdan içeri ilk girdiğimiz günü hâlâ hatırlarım. Raflar doluydu, ışıklar parlaktı ama asıl dikkat çeken şey ne ürünlerdi ne de büyüklüğüydü. Bizi karşılayan şey bir gülümsemeydi. O gülümsemenin sahibi Fikret abiydi.

Fikret abi, dükkân sahibi olmaktan çok daha fazlasıydı. O, mahallede herkesin hâlini hatırını soran, küçüklerin başını okşayan, büyüklerin derdini dinleyen bir insandı. Ülfet’in kapısından içeri giren herkes sadece alışveriş yapmazdı; kendini değerli hissederdi. Çünkü orada para her zaman ikinci planda kalırdı. Mekânın içinde olduğu kadar dışarıda kürsülerde yapılan muhabbetlerin sıcak görüntüsüne tanıklık ettiğim için çok şanslıydım.

Sosyal Sigortalar Kurumunda çalışan Muzaffer Abi’nin yanı sıra, daha sonra veteriner olan Suat abinin 68 kuşağını simgeleyen saçları ve giyim tarzı da bizi derinden etkilerdi.
Sohbetleri asıl anlamlı kılan ise Çaycı İsmail ile Şükrü’nün elinden gelen o demli çaylardı.

Bazen fonda usul usul çalan Türk sanat müziği eşliğinde alışveriş yapardık. O müzik, dükkânın duvarlarını değil, kalplerimizi doldururdu. Fikret abinin elinde çay bardağıyla bir köşede dalıp gittiği anları hatırlarım. O bakışlarda geçmişin yorgunluğu da vardı, mahalleye duyulan sevgi de.

Sıtmapınarı’nın Hafızasında Bir Mekân: Ankara Kahvesi

Bir mahallenin hafızası sadece sokaklarda değil, insanların bir araya geldiği mekânlarda yaşar. Sıtmapınarı için bu mekânlardan biri de Ankara Kahvesi’ydi. O yıllarda Malatya’da siyasetin, sohbetin ve fikir alışverişinin kalbinin attığı yerlerden biri olarak anılırdı.

Ankara Kahvesi, sadece sıradan bir kahvehane değildi. Burası, mahallenin nabzının tutulduğu, şehrin meselelerinin konuşulduğu, zaman zaman hararetli tartışmaların yaşandığı ama sonunda mutlaka bir uzlaşının sağlandığı bir akıl meclisiydi adeta. İnsanlar burada yalnızca çay içmez; memleketi, mahalleyi ve geleceği konuşurdu.

TCDD yollarına ait nöbet listesi, kahvenin avlusunda bulunan ağaca asılırdı.
Çünkü nöbete gideceklerin büyük çoğunluğu, Ankara Kahvesi’nin müdavimi olan demiryolu çalışanlarından oluşurdu.

Malatyaspor’un kuruluş sürecinde önemli bir rol üstlenen Akınspor’un o yıllardaki sosyal tesisi ise Ankara Kahvesi’ydi.

Deli Fikri, Parlak Ramazan, Halis Menevşeoğlu, Kumandan Saim, Hacı Perçin,Kara Celal ve Deli Yaşar gibi semtin her döneminde söz sahibi olan isimleri hergün burada bir araya gelirdi. Mahallenin sorunları, gençlerin geleceği, yapılacak bir etkinlik ya da çözülecek bir mesele… 
Hepsi Ankara Kahvesi’nin masalarında konuşulur, tartışılır ve çoğu zaman bir çözüme kavuşturulurdu.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, Ankara Kahvesi’nin sadece bir kahvehane olmadığını daha iyi anlıyoruz. Orası, mahalle kültürünün canlı tutulduğu, fikirlerin paylaşıldığı ve dayanışmanın güçlendiği gerçek bir buluşma noktasıydı.

Sıtmapınarı’nda Vefanın Adı: Deli Fikri ve Deli Yaşar

Bazı insanlar vardır; yaşadıkları mahalleyi sadece adres olarak değil, kimlik olarak taşırlar. Sıtmapınarı’nın hafızasında da böyle isimler vardır. Onlar, sokakların diline karışmış, anılarda yer etmiş, yoklukları hissedilen insanlardır.

Semtin takımı Akınspor’a duyulan sevdanın en güzel örneklerinden biriydi Deli Fikri. Öyle bir bağlılıktı ki bu; yeni doğan oğluna takımının adını verecek kadar içten, hesapsız ve tertemiz bir sevda… Çünkü onun için Akınspor sadece bir futbol takımı değil, mahallenin gururu, gençliğin umudu, dostluğun simgesiydi.

Deli Yaşar’a ayrı bir bölüm açmamız gerekiyor.

Hollanda’da yaşadığı süre içinde edindiği kültür ve sosyal birikimiyle, çok sevdiği semtine döndüğünde anılarıyla sohbet ortamlarının baş kahramanı olmuştu.

Semtin dış ilişkiler uzmanı konusunda etkili isim her zaman Deli Yaşar olmuştu.

Semtin en önemli binası olan “Pınar Apartmanı”nın yapımında, Hollanda’dan kendisini görmeye gelen Hollandalı arkadaşı İnno ile birlikte binanın temelinden itibaren tamamlanma aşamasına kadar her süreci yakından takip etmişti. Bunun yanı sıra, çok sevdiği arkadaşlarına daire verme konusundaki duyarlılığını şimdilerin bina yapıcılarının hiçbiri gösteremez.

Akın Taksi ile hayatın koşturmacası içinde ekmeğini kazanırken bile gönlü hep aynı yerdeydi. Sıtmapınarı’nın sokakları, onun için sadece yol değildi; hatıralarla dolu bir yuvaydı.

Ve Deli Yaşar, çok sevdiği Sıtmapınarı’na son nefesine kadar bağlı kaldı. Ardında büyük servetler değil, büyük bir iz bıraktı. Bugün o sokaklardan geçenler belki farkında değil ama bir zamanlar o semtin her metre karesine anı bırakarak aramızdan ayrıldı.

Kendisiyle özdeşleşen Akın Taksi durağında sadece bir direksiyon değil, bir hayat vardı.
Rıfat Ceviz, Yeşil Mehmet, Yeşil Mustafa, Kamyon Mehmet, Ali Dayı, Hasan Meşegül, Hasan Saydam ve diğer taksi sahipleri…

Onlar, durakta bekledikleri anlarda yalnızca müşteri beklemezdi; yaşadıkları semtin en özel anlarına tanıklık ederlerdi.

Bir düğün konvoyunun sevinci, bir cenazenin hüznü, bir asker uğurlamasının gururu, gece yarısı gelen bir hastalık telaşı…

Akın Taksi durağındaki bu insanlar, çoğu zaman sadece yolcu taşımaz; bir mahallenin sevincini, kederini ve umutlarını da taşırdı.

Hele bir de Akın Taksi ile Saba Çay Evi’nin yan yana olduğu o günler…
İşte asıl hikâyeler orada başlardı. Çayın demi koyulaştıkça sohbet uzar, bir hatıra diğerini çağırır, kahkahalar sokağa taşardı. Günün yorgunluğu bir bardak çayla hafifler, dostluklar o masalarda pekişirdi.

Yaşanan o trajikomik olaylar öyle doğaldı ki, bugün komedi yaptığını sananları bile geride bırakırdı. Çünkü onlar sahne kurmaz, rol yapmazdı. Hayatın içinden gelen, samimi ve gerçek hikâyelerdi bunlar.

Bugün o günlerden geriye kalan; birkaç hatıra, birkaç isim ve mahalle hafızasında silinmeyen izlerdir. Belki tabelalar değişti, belki sokaklar yenilendi ama o insanların bıraktığı iz hâlâ aynı yerde duruyor.

Ahmet Kaya ve Sıtmapınarı

Sıtmapınarı’nda yaşamış olmanın gururunu yüreğinde her zaman yüreğinde taşıyan her ortamda bunu kanıtlayan Ahmet Kaya ile yıllar sonra, Çanakkale’de vereceği konser öncesinde yeniden buluşmuştuk.

İstanbul’dan gelen basın mensupları, ondan açıklama bekliyordu. Fakat o, yanındakilere sakin bir kararlılıkla,

“Malatya’dan dostum Apo ile Sıtmapınarı muhabbeti yapacağız” derken Çanakkale’de Ahmet Kaya ile tanışmak için gelen arkadaşlarım şaşkına dönmüştü.

Sohbet sırasında ne zaman Sıtmapınarı’nın adı geçse, gözlerinin dolması beni de çok etkilemişti.

İşte bu yüzden Sıtmapınarı, onun için sadece bir yer değil; bir geçmiş, bir aidiyet ve bir özlem demekti.

Şimdi zaman değişti, şehirler büyüdü, sokaklar kalabalıklaştı. Ama kalpler biraz yalnızlaştı sanki. Belki de bu yüzden geçmişi anlatan hikâyeler bizi bu kadar derinden etkiliyor. Çünkü o hikâyelerde kaybettiğimiz bir sıcaklığı, unuttuğumuz bir yakınlığı buluyoruz.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok daha iyi anlıyorum:

Sıtmapınarı bir semt değildi.
Bir hatıraydı.

Bir çocukluk kokusuydu.
Bir dostluk sesiydi.
Bir hayatın başlangıç noktasıydı.

Bir okuldu.

Yardımlaşma, Sanat ve Siyasetin en önemli yeriydi.

İnsan nereye giderse gitsin, büyüdüğü sokakların izini yüreğinde taşır. Çünkü bazı yerler haritada sadece bir nokta değildir; insanın geçmişine açılan bir kapıdır.

Ve o kapı, yıllar geçse de kalbin içinde hep aralık kalır.

Bir elin parmaklarını geçmeyen semtin büyüklerinin, Galerici Ramazan ile Elektrikçi Mehmet’in yanında birbirlerine daha sıkı sarıldığı yılları yaşıyoruz.
Marangoz Adil, Tosun Ömer ve Galerici Ramazan’ın bir arada olduğu o anlar, bir semtin ve bir kültürün artık sayılı kalan son halkalarının, hafızalara kazınan hüzünlü ama bir o kadar da kıymetli hatıraları olarak kalıyor.

“Neden her gün Sıtmapınarı’na gidiyorsun?” diyenlere bu yazımı armağan ediyorum.

Yorumlar 3
Mehmmet inanç 28 Mart 2026 14:47

Abim yüreğine sağlık

Mehmet İkiz 22 Mart 2026 21:15

Ağzına,yüreğine,kalemine sağlık apocugum. Bende o günleri,o yılları yaşadığım için inan çok çok duygulandım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti,hâlâ bugün o güzel insanların muhabbetini yapıyoruz.teşekkür ediyorum beni çok çok duygulandırdın. Yüreğine sağlık kardeşim.

Abdullah abi gerçekten bizi de o anılara götürdün 22 Mart 2026 06:44

Merhaba Abdullah abi bizi de yazında bahsettiğin gibi O kıymetli anılara götürdün. Sıtmapınarını mazide yaşanmış harika bir film gibi bize yaşattın. Ne güzel bir his hatıraların anısını tekrar aynı duygularla paylaşmak. İyi ki varsın kıymetli abim. Sevgi ve saygılarımla... Oktay Ceviz

Yazarın Diğer Yazıları