6-8-10
Abdullah Ergün
Milli Takım, Dünya Kupası'ndaki ilk maçında sahadan mağlubiyetle ayrıldı. Turnuva öncesinde oluşan iyimser hava ve yükselen beklentiler, daha ilk karşılaşmada yerini gerçeklerle yüzleşmeye bıraktı. Futbolun en önemli gerçeği bir kez daha karşımıza çıktı: kadro teknisyenliği ve maçın kırılma anlarında yaşanan sıkıntılar.
Mağlubiyetin ardından futbol kamuoyu yine alışıldık tartışmalara yöneldi. Kulüp fanatizmi yine milli takımın üzerinde yer aldı. Yapılan değerlendirmeler, sosyal medyada oyuncular hakkında yapılan yorumlar ve gereksiz polemikler gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Oysa asıl konuşulması gereken konu, sahaya yansıyan futbol ve teknik ekibin tercihleri olmalıydı.
Fenerbahçeli ve Galatasaraylı taraftarların alınan mağlubiyeti ezeli rakiplerin oyuncularına mal etmeleri sadece bu maçın özelinde değil son yıllarda oynanan bütün milli maçlardan sonra etkisinin artırarak son maça kadar geldi.
Bu tartışma en çok Vincento Montella’nın işine geldi.
Tartışmanın hedefinde iki büyük kulübün futbolcuları olunca Vincento Montella’nın hataları fazla konuşulmadı.
Alınan şok yenilgide başta kadro tercihi ve bazı oyuncuların görev yerlerini değiştirmesinin etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Vincenzo Montella'nın elinde Türk futbolunun son yıllardaki en yetenekli oyuncu gruplarından biri bulunuyor. Avrupa'nın önemli liglerinde forma giyen, yüksek seviyede rekabet eden oyunculara sahip olmak her teknik adamın isteyeceği bir durumdur. Ancak bazen fazla seçenek, doğru dengeyi kurmayı zorlaştırır.
Turnuva öncesinde de dile getirdiğim gibi Orkun Kökçü, Hakan Çalhanoğlu ve Arda Güler'in aynı anda sahada yer alması bazı teknik sorunları da beraberinde getirebilir. Bu oyuncuların bireysel kaliteleri tartışılmaz olsa da futbol yalnızca yeteneklerin toplamından ibaret değildir. Takım dengesi, oyuncu profillerinin birbirini tamamlaması ve sahadaki görev paylaşımı en az bireysel kalite kadar önemlidir.
Hakan Çalhanoğlu'nun kulüp performansı ve kariyeri düşünüldüğünde onu yedek bırakmak kolay bir karar değil, Arda Güler ise sadece Türk futbolunun değil Avrupa’nın yükselen değeri konumunda. Bu durumda teknik heyetin tercihleri doğal olarak Orkun Kökçü üzerinden şekillenmek zorunda kaldı. Ancak üç oyuncunun aynı anda sahada olması orta sahadaki fiziksel dengeyi ve savunma direncini olumsuz etkiledi.
Arda Güler'in asıl etkili olduğu bölge forvet arkasıyken farklı bir rolde değerlendirilmesi de takımın hücum akıcılığını düşürdü. Orkun Kökçü ve İsmail Yüksek ikilisiyle orta sahada savunma güvenliği sağlanmak istenirken ortaya çıkan tablo, yana ve geriye oynayan bir takım görüntüsü oldu. Topa sahip olma oranı yüksek görünse de bu üstünlük üretkenliğe dönüşmedi.
Aslında maç kadrosu açıklandığı anda işimizin kolay olmayacağı belliydi. Rakibin 5-4-1 dizilişiyle savunma güvenliğini ön plana çıkaracağı ve geçiş hücumlarını kovalayacağı tahmin ediliyordu. Böyle takımlara karşı yalnızca topa sahip olmak yeterli değildir. Hızlı pas, doğru koşular ve ceza sahası çevresinde yaratıcılık gerekir.
Ne yazık ki Milli Takım bu unsurları sahaya yansıtamadı. Top bizdeydi ama oyun rakibin istediği şekilde ilerledi. Savunma bloğu karşısında daha radikal çözümler üretmesi gerekiyordu. Sonuç olarak yüksek topa sahip olma oranı istatistiklerde kaldı, skora yansımadı.
Kerem Aktürkoğlu gibi fiziksel mücadele gücü sınırlı bir hücum oyuncusunu, boyları iki metreye yaklaşan iki Avustralyalı stoperin arasında görevlendirmek teknik heyetin sorgulanması gereken tercihlerinden biri olarak öne çıktı.
Oysa Kenan Yıldız veya Barış Alper Yılmaz gibi fiziksel özellikleri daha güçlü olan oyunculardan biri rakip ceza sahasında kaleye en yakın noktada değerlendirilebilirdi. Özellikle hava toplarında ve sırtı dönük oyunda daha etkili olabilecek bu profildeki oyuncuların tercih edilmemesi, hücumdaki etkinliği önemli ölçüde azalttı.
Barış Alper Yılmaz cephesinde ise maçın skoru kadar konuşulan konu yeni saç stili oldu. Eren Elmalı'nın örgülü saçları, bazı futbolcuların imaj değişiklikleri ve dış görünüşleri sosyal medyada geniş yer buldu.
Ne yazık ki koskoca Milli Takım'ın saha içinde ortaya koyduğu futbol yerine oyuncuların saç modellerinin ve yeni imajlarının konuşulması, alınan sonucun da bir yansıması oldu. Çünkü başarı geldiğinde detay olarak görülen konular, mağlubiyet sonrasında eleştirilerin merkezine yerleşebiliyor.
Oysa asıl tartışılması gereken; oyuncuların saç stilleri değil, sahadaki oyun planı, yapılan tercihler ve takımın ortaya koyduğu performanstı.
İtalyan Teknik Direktör bundan sonraki maçlarda 6-8-10 pozisyonunda görev yapacak oyuncuların oyunun iki yönünü oynamaları konusunda en çok verimi alacak oyunculardan kurulu bir kadro yapısıyla sahada yer alması bazı soru işaretlerini ortadan kaldırabilir.
Bu mağlubiyet elbette dünyanın sonu değil. Ancak ilk maçta ortaya çıkan tablo, yetenekli oyunculara sahip olmanın tek başına başarı getirmediğini gösterdi. Montella'nın önündeki en büyük görev, yıldız oyuncularını aynı anda sahaya sürmekten çok onların birbirini tamamladığı doğru dengeyi kurabilmek olacak.
Dünya kupası öncesi hayata geçirilen yeni format sonrasından takım sayısının arttırılması en çok bize yaradı.
İlk maçlar sonrasında ortaya çıkan tablo milli takımın ne kadar şanslı olduğunu gösteriyor.