Değerli okurlar, üzerinde yaşadığımız biricik ülkemizin "Tanzimat" döneminden bu yana 192 yıldır süregelen tartışması adalet arayışından başka bir şey değildir.
Talep edilen husus hakka hukuka riayet ve eşitlik ilkesinin hiçbir ayrıma tabi tutulmaksızın herkese uygulanmasıdır.
Koskoca Osmanlı Devleti dile kolay 600 yıl dünya sahnesinde boy boyladı soy soyladı; ne var ki, dönemin sanayi devrimi gibi teknolojik gelişmelerine ayak uyduramadığı gibi yönetim kademelerindeki çürümüşlüğe de çözüm getiremediği için mukadder sonunu kendi eliyle hazırlamış oldu. Geri kalmışlığımızı fırsat bilen batılı emperyalist devletlerin işgaline uğrayan güzel ülkemiz topyekûn milletimizin mucizevi bir mücadelesi sonucunda bu kez Türkiye Cumhuriyeti Devleti adıyla yeniden tarih sahnesinde yerini aldı. Milli mücadelemizi gerçekleştiren ecdadımızı rahmet, minnet ve hürmetle anıyorum.
Cumhuriyet döneminin bağımsızlık ve kalkınma anlamında kararlı adımları yaklaşık on beş yıl sürdü ve bu dönem de dahil olmak üzere günümüze gelinceye kadar kamu yönetiminde liyakat ve adalet ilkesi hep ikinci planda kaldı.
Kabataslak ülkemizdeki görünüm böyleyken dünyadaki gidişat nasıl seyrediyor?..
Gelişmiş olarak adlandırılan batılı ülkelerde liyakat ve adalet ilkeleri kendi içlerinde kendi kendilerine son derece esnetilmeksizin saat gibi işliyor. Yabancıya karşı ise adalet ve liyakat konusunda çifte standartları daima yürürlükte...
Gelişmemişliğin Göstergesi
Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerde ise adalet ve liyakat esasına olan tutum gelişmiş ülkelerin tam tersi, köşe başlarını bir şekilde ele geçiren bir takım imtiyazlılar alabildiğine bulunduğu konumu hem tahkim etmek hem de sonuna kadar kendi ve yakın çevresinin çıkarı doğrultusunda kullanmakta sınır tanımamaktadırlar.
1981 Yılında 12 Eylül Darbesinin ardından yapılan ilk seçimlerde İstanbul - Eminönü Belediye Başkanlığına seçilen Tahir Aktaş bir takım yolsuzluklar nedeniyle kamuoyunda konuşulur hale gelmişti. Hiç unutmam o günlerde Milliyet Gazetesinden bir muhabir kendisiyle bir konuşma yapmıştı. O konuşmada muhabir Tahir Aktaş'a şöyle bir soru yöneltiyor
Muhabir: Görevinizi kötüye kullanarak yakınlarınıza çıkar sağladığınız iddia ediliyor, ne dersiniz?
Tahir Aktaş: Yakınlarıma çıkar sağlamış olmam görevimi kötüye kullandığım anlamına mı geliyor? Cevabıyla muhabiri zor durumda bırakıyordu...
Belediye Başkanının o soruya karşı soruyla verdiği cevapla sergilediği pişkinliğine bakar mısınız?
Bugün de durum 40 yıl öncesinden çok farklı değil, ,iktidar mensubu iseniz her ayıbınız derhal örtbas edilir, yeter ki galiz açık vermeyin...
Belediye Başkanları Neden Görevden Alındı?
Geçtiğimiz yıllarda iktidar mensubu üç büyükşehirin belediye başkanları görevden alındılar.
Niçin alındılar halâ bilmiyoruz!!!
Haklarında hiç bir işlem yapılmadı!!!
Kamuoyuna şöyle bir açıklama yapıldı AKP sözcülerince: Belediye Başkanı arkadaşlarımıza yapmış oldukları hizmetler nedeniyle çok teşekkür ederiz. Bu arkadaşlarımızı daha farklı hizmetlerde değerlendireceğiz...
Sütte leke bulunur da bizim 20 yıllık iktidar partimizde leke zinhar ve haşa bulunmaz...
Biz de bu açıklamanıza inandık mı dersiniz?
Tekrar Kamu Yönetiminde Liyakat ve Adalet konusuna dönecek olursak...
AK Parti'nin "fabrika ayarlarının zembereği boşaldı" artık geriye dönüşü imkânsız.
AK Parti, bu ülkede inanılmaz güzel hizmetlere imzasını atmış bir siyaset ve hizmet başarısının adıdır.
Ayrıca AK Partiden ayrılan zat - ı muhteremlerin de çok matah kişilikler olduklarını düşünmüyorum.
Ancak, AKP bu ülkede deizmin yükselmesinin ve samimi Müslümanların mahcubiyetlerinin baş müsebbibidir...
Kamu yönetimi kıldan ince kılıçtan keskin adaletle sağlanır ve liyakatle yaşatılır...
Son sözü Yunus Emre söylesin bizler de rahmetle analım Yunusumuzu...
“Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize”