Vahdettin Yiğitcan

Hastane İzlenimlerim

Vahdettin Yiğitcan

Değerli okurlar, dünya hayatının güzelliklerinin yanı sıra biz insanlara ödettiği bedeller de işin bir başka kaçınılmaz boyutunu oluşturuyor. 

Gençlikte bastığın yerler altında titrerken, yaşlılıkta da titreyerek yerlere temkinle basıyorsun ki dengeni muhafaza edebilesin. 

Bu tespitlerim nedeniyle sakın başımıza gelenleri yadırgadığım sonucunu çıkarmayasınız. Öyle inanıyorum ki, insanoğlu doğumundan ölümüne kadar gerek kendisinin gerekse de çevresinin yaşadığı her halin ilahi mesaj yüklü olduğunu maalesef iş işten geçtikten sonra idrakine varıyor. Ayrıca hayatımızın çıkış ve iniş tablosu ise, ekme-biçme misali tıpatıp bir simetriden ibaret. 

 Yaklaşık sekiz yıldır kataraktla başlayan göz hastalıklarıyla cedelleşmekteyim. Üstüne üstlük düçar olduğum şeker illeti de göz rahatsızlığımın iyileşme sürecinin baş düşmanı. 

Gözümde oluşan kataraktın ilk tespiti Balıkesir, Edremit'te bir hastanede olmuştu. 

Bunun üzerine Malatya'ya geldim ve Turgut Özal Tıp Merkezinde değerli Prof. Dr. Turgut Yılmaz tarafından gerçekleştirilen katarakt ameliyatı oldum. Başarılı geçen ameliyatım neticesinde görme şikayetlerinden çok şükür kurtuldum. 

Yalnız bu kez de diyabet rahatsızlığım nedeniyle göz bebeklerimin arkasında oluşan ödem ve sık sık nüks eden kanamaların sebebiyet verdiği görme kalitesinin bozulması yüzünden göz iğnesi tedavisi oluyorum.

Son aylarda Turgut Özal Tıp Merkezi Göz Polikliniğinde fark edilir bir şekilde gerek idari personel gerekse de fiziki ortam değişiklikleri dikkat çekiyor.

Fiziki ortam değişiklikleri, verilen hizmet açısından daha rahat ve kolaylık olması için yapıldığı intibaını veriyor. 

Mesela bekleme odaları çok isabetli bir adım, sıra bekleyen hastaları ayakta beklemekten kurtarmış. 

Düşünen ve gerçekleştiren herkese teşekkürlerimizle.

İdari personel değişikliklerine gelince durum burada can sıkıcı bir hal alıyor. 

İlk başta "Kayıt Sekreterliği" birimine getirilen erkek personel gerekli hizmet eğitiminden geçirilmemiş.

Oysa aynı birimin bayan kayıt sekreteri yıllardır o birimde ve bir gün o hanımefendinin herhangi bir hastayla tartıştığını görmedim.

1 Aralık Perşembe günü kayıt sekreterliğinde erkek personelle yaşadığım gerginlik bende bardağı taşıran son damla oldu. 

Olay aynen şöyle oldu: 

Kayıt sekreteri beye hayırlı işler diledim, göz iğnesi olacağımı ve TC Kimlik numaramı söyledim ve Retina bölümünden kaydımı açmasını istedim.

Personel bey "hayır olmaz" diyerek benden randevu kağıdımı istedi. Oysa ben kolaylık ve hızlı olsun diye şifahen söylemiştim.

Hem kendisinden yapmasını istediğim işlemin ne gibi bir sakıncası vardı ki işlemi yapmadı!

Bunun üzerine asabım hayli bozuldu ve kendisinin bu işi bilmediğini söyledim.

Retina Polikliniği Dosya ve muayene biriminde de çok sık personel değişimi yaşanıyor. 

Son üç randevumda da Retina biriminde üç değişik sima ile karşılaşmış olmaktan tedirgin olduğumu belirtmek isterim.

Acaba neden bu birim habire personel öğütüyor?

İnsan ilişkileri çok hassas, bunun idrakinde olmayan bir idareci düşünülebilir mi? 

Zorunlu hallerde elbette personel değişikliği kaçınılmaz olabilir. Bu gibi durumlarda istihdam edilecek personele yeni görevinin icap ettirdiği gerekli bilgi ve davranış eğitimi verilmelidir.

Son olarak hastanenin 12.katında bulunan göz hastalarının bekleme birimindeki özensizliği yazarak bu bahsi kapatayım.

Malûm havalar iyice soğudu, hastane ortamı ise sıcacık. Benim bünyem pek öyle sıcağa gelemiyor ve hemen terliyorum.

Üzerimdeki yelek ve hırkayı çıkardım, 20 kabin halinde hastalara ayrılmış kilitli dolaplardan birine koymak için dolap anahtarlarını aldım. Anahtarlar toplu halde ve her anahtarın üzerinde hangi dolabın anahtarı olduğuna dair numarası yazıyor. 

Yazıyor yazmasına ama okumanın imkânı yok. 

Anahtarların üzerindeki bantlar bu kadar eskimiş ve kirlenmiş ki okunamama halleri eşitlenmiş. Her anahtarın üzerindeki tek ortak işaret yağlı ve kirli görünüm.

Değerli Yönetici Yetkilimiz

Öğrenebildiğim kadarıyla Göz Polikliniği yönetimini Prof. Dr. Penbe Gül Fırat hanımefendi gerçekleştirmekteymiş.

Değerli hocam, öncelikle size hayırlı işler, kolaylıklar ve başarılar dilerim.
İnanın yazdıklarımın eksiği var fazlası yoktur. 

Turgut Özal Tıp Merkezi Malatya'nın ulusal ve uluslararası ortamlarda iftihar ettiği bir marka hastanesi.

Affınıza sığınarak söylüyorum, personelinizi motive etmek hiç de sanıldığı gibi zor değil, periyodik olarak haftada yada 15 de bir çalıştıkları yerlere giderek şöyle ayaküstü personellerinizi tebessümle selamlayıp "bir sıkıntınız var mı?" diye sormanız yeterli olacaktır diye düşünüyorum.

Bu ziyaret ve selamlaşmalarınızın manevi dönüşü, çalışanların iş şevkini artıracağı gibi sunulan hizmetin de kalitesini yükseltecektir.

Hastanemiz gün geçtikçe güzelleşiyor, istinat duvarlarının çok özel desenlerle süslenmesi ayrı bir sanatsal ruh katmış tıp merkezimize. 

Selam ve saygılarımla. 

Tıp Merkezinin Kantin ve Kafeteryasını Hangi Kafa İşletiyor?

Modern yaşama tarzının zorunlu sonucu olarak doğal beslenme kaynaklarımıza erişmek hemen hemen imkânsızlaştı. Ne tavuklarımız kaldı ne yumurtaları. Ne ineklerimiz kaldı ne de mis gibi kaymaklı yoğurt ve sütlerimiz. Şimdi bahçelerimiz de yok, içerisinde yetiştirdiğimiz domatesler, biberler, fasulyeler, patlıcanlar ve kabaklar hayal mesafesinde ulaşılmaz uzaklıktalar. 

Peki şimdi ne var elimizde dersek, alabildiğine bol miktarda adına ambalajlı gıda ve "Türk Gıda Kodeksine Uygun" denilen bilinmedik hastalıklara da kapı aralayan ucube ucube renkli paketlerde abur cuburlar ve süslü resimlerle sunulan süt benzeri, yoğurt benzeri, sucuk benzeri, koruyucu gazlarla raf ömrü uzatılmış etler, kıymalar ve daha neler neler var.

Evet beslenme anlamında almış olduğumuz gıdaların evsafı kimyasallarla kamufle edilmiş ürünler.

Bu durumun tabii sonucu yaygın halde hastalık... Haliyle  hastanelerin de tıklım  tıklım, hınca hınç dolup dolup taşması.

Lafı çok uzattığımın farkındayım.

Hastanede insan yoğunluğunun artması demek hastane bünyesinde faaliyet yürüten kantin ve kafeterya-lokantaların o oranda işlerinin artması anlamına gelir. Ancak İnönü Üniversitesi adı altında bir çağdaş bir bilim yuvasının içerisinde ve Hastane gibi zorunlu gelinen bir mekânda işletilen kantin ve kafeteryalarda satışa sunulan ürünlerin (meyveler hariç) hiç birinde fiyat etiketinin olmaması tek kelimeyle ilkellik. Çocuklarıyla gelen imkânları sınırlı anne ve babaların çocuklarına karşı düşeceği mahcubiyetin acaba bu kantin işletmecisi farkında mı? Yoksa bu kantin işletmecisinin para kazanma hırsı gözünü mü karartmış. 

Yazarın Diğer Yazıları