Baba Aziz Nesin ve oğul Ali Nesin arasındaki mektuplaşma şeklindeki konuşmaları, kişisel tarihlerine ayna tuttuğu kadar dünyaya bakışları ve hayatı değerlendiriş ve algılayışlarını da yansıtması açısından önem taşıyor.
Toplumumuzun sinir uçlarını oluşturan konuları açık bir dille soran Muharrem Coşkun aynı açıklıkta soruları cevaplayan Ali Nesin'le anlaşılmak anlamında güzel bir konuşma gerçekleştirmiş.
Aziz Nesin oğlu Ali'yi akademik yönelim anlamında felsefeye karşı da uyarır ve der ki, "Ne yaparsan yap dünya çapında bir felsefeci olamazsın. Batının gözünde sen bir Türksün ve senin bu Türk kimliğin önüne engeller çıkaracaktır, Haçlı Seferleri, Osmanlılık ve İslamlık." Bu ikazıyla Aziz Nesin, yüzlerce yıllık batının bilinçaltı intikam ve Türk düşmanlığı düşüncesini oğluna hatırlatma görevini yerine getirmiştir. Irkçılık üzerine Ali Nesin: "Fransızların yaptıkları ırkçılığa dayanamadım, Fransa'dan kaçtım Amerika'ya gittim. Amerika'daki ırkçılık daha çok siyahilere ve Meksikalılara karşı idi."diyor.
Değerli okurlar başlıkta yer alan cümle bana ait değil, yazar Aziz Nesin'in oğlu Ali Nesin'in Fransa'da yaşadığı öğrencilik dönemi içerisinde başına gelenlerden çıkardığı somut gerçekliği anlatan kendi ifadesidir.
Bugün sizlere çok önemli bulduğum bir konudan bahsedeceğim. Bilindiği üzere bizim kendilerine entelektüel sıfatını yakıştıran, batılılaşmayı ve batı değerlerini her şeyin üstünde tutan tuzu kuru malum çevrelerin iddialarının aksine batılıların ırkçı, gayri insanı tutumunu ünlü matematikçi Prof.Dr.Ali Nesin'in ağzından nakledeceğim.
Önceki gün Ali Nesin ile yapılan konuşmaya "YouTube" sosyal medya kanalında rastladım. İlgimi çekti ve izledim. Akit Tv'de geçtiğimiz Mayıs ayında Prof.Dr.Ali Nesin ile sıradışı bir program yapan gazeteci Muharrem Coşkun, ünlü matematikçiyle babası Aziz Nesin arasında uzun yıllar süren mektuplaşmalarını eksen alan bir söyleşi gerçekleştirmiş: bu söyleşinin bir buçuk saatten fazla süren videosunu baştan sona ilgi ile dinleyerek izledim. Mektuplaşmalar dört cilt hacminde kitaplaştırılmış. Baba Aziz Nesin ve oğul Ali Nesin arasındaki mektuplaşma şeklindeki konuşmaları, kişisel tarihlerine ayna tuttuğu kadar dünyaya bakışları ve hayatı değerlendiriş ve algılayışlarını da yansıtması açısından önem taşıyor.
Toplumumuzun sinir uçlarını oluşturan konuları açık bir dille soran Muharrem Coşkun aynı açıklıkta soruları cevaplayan Ali Nesin'le anlaşılmak anlamında güzel bir konuşma gerçekleştirmiş.
Vaktiyle bu fakir de "Mesele, Anlaşmak Değil Esas Olan Anlaşılmaktır" yaklaşımıyla bir seri söyleşi gerçekleştirmiştir...
Aziz Nesin, baba yüreği canı gibi sevdiği oğlunun iyi bir eğitim alması ve kaliteli bir öğrenim görmesi için Ali'nin üzerine çok titrer, İsviçre'ye gönderir ve okulunu da kendisi seçer. Ali'nin öğrenim göreceği okul bir papaz okuludur ancak eğitim anlayışları laiktir ve kimse dini inanç anlamında zorlamaya tabi tutulmaz. Ancak okul çok disiplinli ve kurallar çok katıdır.
1979 yılında 23 yaşındaki genç Ali Nesin İsviçre'den ayrılmış Fransa'da Paris'e gelmiştir, babası bu sırada Ali'yi fizikçi olmaya ikna etmek için çok uğraşır ama Ali'nin ifadesiyle babası boşa kürek çekmektedir. Ali ise çok sevdiği soyut bilim olarak nitelendirdiği matematik okumaya adeta kilitlenmiştir. Fiziği somut bulduğundan fiziğe ilgi duymaz.
Aziz Nesin oğlu Ali'yi akademik yönelim anlamında felsefeye karşı da uyarır ve der ki, "Ne yaparsan yap dünya çapında bir felsefeci olamazsın. Batının gözünde sen bir Türksün ve senin bu Türk kimliğin önüne engeller çıkaracaktır, Haçlı Seferleri, Osmanlılık ve İslamlık." Bu ikazıyla Aziz Nesin, yüzlerce yıllık batının bilinçaltı intikam ve Türk düşmanlığı düşüncesini oğluna hatırlatma görevini yerine getirmiştir.
Baba Aziz Nesin'in bu uyarısını Ali Nesin'e hatırlatan Muharrem Coşkun Ali Nesin'e sorar:
"Siz Avrupa'da Amerika'da batıda Türklere karşı bir önyargı hissettiniz mi, bu kimliğiniz engel görülüyor muydu?"
Ali Nesin:" Fransa'da çok gördüm, benim kültürüm Fransız kültürüydü. İdeolojik tercihim nedeniyle Amerikaya gitmek istemiyordum. Fransa'da kalmak istiyordum. 11-12 yaşımdan beri Fransız kültürüyle büyümüştüm. Fransa'nın dilini, kültürünü ,sanatını, sinemasını, resmini biliyorum ama yaptıkları ırkçılığa dayanamadım, Fransa'dan kaçtım Amerika'ya gittim. Amerika'daki ırkçılık daha çok siyahilere ve Meksikalılara karşı idi"
Ali Nesin'in En Sevdiği Misafir Kemal Tahir'miş
1960'lı yıllarda Ali Nesin henüz çocuk yaştadır, ancak babası ünlü mizah ustası ve edebiyatçı Aziz Nesin olunca evlerine o günün koşullarında tam 13 gazete girmekte ve küçük Ali ülke gündemini gazetelerden takip etmektedir. Sık sık evlerinde akşamları aralarında tanınmış yazar Kemal Tahir'in de olduğu kalabalık bir grup yazarın katıldığı sosyal, kültürel ve edebiyat muhtevalı hararetli sohbetler yapılmaktadır. Ali Nesin bu sohbetleri çok sever; bir akşam heyecanla tartışmaları dinlerken annesi vakit geç oldu diyerek Ali'yi yatmaya zorlar ve kaldırır. Ali kalkar ama ne yapıp edip bir koltuğun arkasına saklanarak konuşmaları saklandığı yerden dinlerken uyuya kalır.
Ali Nesin anlatıyor: "Mustafa Kemal'e en fazla kızan birisi Kemal Tahir'di,Evimize gelen en sevdiğim misafirimizdi, ben o zamanlar çok küçüktüm. Mustafa Kemal'in okulda göklere çıkartıldığı bir dönemde Kemal Tahir onu eleştiriyordu. Kemal Tahir'in ağzı çok bozuktu, çok güzel küfrederdi, küfürler ağzından şiir gibi çıkardı."
Babasını kaybetmesinin ardından 27 yıl geçmesine rağmen hala yokluğuna alışamadığını ve sulu göz olmamasına rağmen zaman zaman da ağladığını belirtiyor Ali Nesin.
Babasıyla bir dost bir arkadaş gibi olmasına karşılık bazı konularda farklı düşündüklerini söylüyor. Mesela Turgut Özal'ın Başbakanlığı döneminde düşünce suçu kapsamındaki 141-142 ve 163. maddelerin kaldırılması kararında babasının 163. maddesinin kaldırılmasına karşı çıktığını kendisinin de kaldırılmasından yana olduğunu belirtiyor. Babasıyla farklı düşündükleri önemli bir diğer olay ise 27 Mayıs 1961 ihtilali. Baba Aziz bey Türkiye için faydalı olduğunu savunurken oğul Ali zararlı olduğu görüşünü ileri sürüyor. Baba oğul arasındaki bu görüş farklılığı ve anlaşmazlığı 20 yıl devam ediyor; nitekim diyor Ali Nesin, babam ölümünden iki yıl önce o da 27 Mayısın zararlı bir girişim olduğunu kabul etmişti diyor.
İnsanlar tartışma ya da fikir teatisini ne zannediyorlar bilmiyorum, geçenlerde Ali Babacan ile bir konuşma yapmıştım; o konuşmada ileri sürdüğüm bir fikrime karşı olan birisi bana yazmış ve demediğini bırakmamış, adeta beni bir kaşık suda boğacak. Ben tartışmayı böyle bilmem, ben babamla böyle tartışmadım. Ben insanlarla da böyle tartışmam, haklı çıkmak için de tartışmam, elbette haklı çıkmak isterim, amacım haklı çıkmak değil doğruyu bulmak içindir.
Dünyanın İşleyişinde Kaos Yok
İnanç bahsine gelecek olursak Ali Nesin'in söyledikleri birinci ağızdan dolaysız bilgiler. Babası Aziz Nesin'in ateist ve Marksist olduğunu bu meyanda Kemalist olmamakla birlikte Mustafa Kemal'e hayran olduğunu söylüyor. Kendisinin kesin bir dille müslüman olmadığını söyleyen Ali Nesin ancak doğa yürüyüşlerinde gördükleri, mucizemsi zenginlik karşısında hayretini gizlemiyor. Ve şu soruyu sormaktan da kendini alamıyor: Kainatta kaos yok, bu çiçekler, bu gökyüzü, bu yıldızlar, bu güneş, bu ay, hava, su, meyveler, düşünen seven hisseden kızan insanlar bütün buları vareden bir şey olmalı?
Takdir edersiniz ki, çok uzun bir konuşmayı sizlere olduğu gibi yansıtmam mümkün değil. Benim yapmaya çalıştığım husus önemli bulduğum görüş ve tespitleri sizlere aktarmaktan başka birşey değil. Ayrıca belirtmem gerekir, sizler aynı konuşmayı izlediğinizde çok daha farklı noktaları önemli bulabilirsiniz. İnternet imkânı olanlar bu sohbeti https://www.youtube.com/watch?v=NzZ7coN51gU adresinden izleyebilirler.