Vahdettin Yiğitcan

Dizginlenmesi Elzem Zaafiyetler Şöhret Budalalığı ve Dünyalık Hırsı

Vahdettin Yiğitcan

Değerli okurlar,

Yaşadığımız şu biricik Dünyamızda imtihana tabi tutulan tek canlı türü bir tek insanoğludur.

Adına akıl dediğimiz iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, doğruyu yanlıştan ayırt etme melekemizin bizi yönlendirmesi akıl sayesindedir. Akılla idrak eder, akılla fikreder, akılla sorumluluklarımızın gereğini yerine getiririz. Yada aklımızı kullanmayıp idrakimizi iptal edersek, biyolojik olarak insan görünümünde bir hayvandan farkımız kalmaz...  

Sıraladığımız sebepler çerçevesinde imtihanımızı da aklımızı ne kadar kullandığımızla alakalı olarak vereceğiz. 

İnsanoğlu çocukluk masumiyetinden çıkıp aklî erişkinliğe erdikten sonra aklını son nefesine kadar kullanmak yükümlülüğü altındadır. Tembellik edip ya da tutkularının esiri olarak aklını kullanmayanlar muhakkak ki; yanlışın girdabında farkında olmaksızın fasit bir daire içerisinde çaresizce bunalımdan bunalıma sürüklenip dururlar. 

Güngörmüş insanlardan içe dönük muhasebe babından şöylesi yakınmaları çok işitmişizdir, hatta kendimiz de zaman zaman söylemişizdir: "şimdiki aklım olsaydı, böyle olmazdı..." Kişinin kendi kendisine yönelik bu hayıflanma, pişmanlık cümlesi özeleştiri anlamda gecikmiş bir idrakin ifadesidir ve çok kıymetlidir; gecikmiş de olsa insanın kendi kusurunu görmesi erdemli bir insani özelliktir. Bu meyanda teessüfle söyleyebilirim ki, ömrü boyu asla pişmanlık duygusu taşımayan idrak felciyle malül nice fikri donuk insanlar var...

İnsanlık halimiz gereğince ön kabullerimiz, bazı davranış ve hissiyatımız, içerisinde gözümüzü açtığımız ortamın, ailenin ve toplumun genel anlayışı ve kültürel değerlerinin etkisi altındadır.

Güzel Türkçemizde insana yön gösteren ve ruh hallerini açıklayan sayısız deyim ve güzel sözlerimiz var.
 
Örneğin, "Görgüsüzün karnı doyar, gözü doymaz.", "Deveyi uçurumdan uçuran, bir tutam ottur", "Diploma cehaleti alır, eşeklik baki kalır", "Kedi kendisini dev aynasında arslan görür" gibi daha nice hikmetli sözler. 

"İnsan"lığın gereği olarak daima irademizi 360 derecelik kullanım serbestiyetiyle donanmışız ve yüce yaratan tarafından sınanıyoruz. İyilikte de, kötülükte de dilediğimiz yolda yürüyebiliriz. Bu yürüyüşte eşref-i mahlukat seviyesine yükselmekte var, esfeli safilin seviyesine inmek de... 

"Şöhret Budalalığı ve Dünyalık Hırsı" insanı eşref-i mahlukat vasfından uzaklaştıran iki büyük tuzaktır.

Toplumdaki Çürümüşlük

Değerli okurlar,

İnsani, ahlaki ve toplumsal saygı değerlerimizi giderek yitiriyoruz dersem inanın zerre kadar abartmış olmam...

Bu durumumuza ne kadar hayıflanarak üzülsek az. Çünkü başkalaşıyor, kendi kendimize dahi yabancılaşıyoruz.

Çocuklarımız ise çoktan başkalaştılar. Aynı duvarlar arasında (aynı çatı altında diyemiyorum; çünkü apartman dairesinde çatı yok,) farklı dünyalarda yaşıyoruz. Çocuklarımız çok çeşitli etmenlerin baskın etkisiyle dillerimiz, duygularımız farklılaştı. Daha da vahimi sınırsız tüketim özentisine kapıldıkları için tatmin duygusunu yitirdiler. 

Genç kuşakların yaşadığı bu ruh hallerini, aklı başında belli bir seviyedeki insanlarda görmek ise toplumdaki çürümüşlüğün ibret verici tablosu değilse nedir, diye insanın sorası geliyor...  

Eskiden çoğunluğu tek katlı evlerden oluşan mahallelerimiz vardı, bu fakir o dönemlerde dünyaya gözlerini açtı.

Zengini, fakiri, ricali, orta hallisi aynı mahallede oturur aynı camiye gider, bayram günlerinde güler yüzle bayramlaşılır, konu komşu ziyaretleri yapılır samimiyetle selamlaşılırdı. Komşu komşunun halinden haberdardı, külüne de muhtaçtı...

Hasılı ahenk içerisinde çok renkli bir mermerin hoş görüntüsünü andıran ebruli bir içtimai hayatımız vardı.

Günümüzde ise toplumumuzu enaniyet, yani bencillik duygusu sarıp sarmalamış gönül gözlerini kör, kulaklarını sağır etmiştir.

"Şöhret Budalalığı ve Dünyalık Hırsı" asli değerlerin çürümüşlük tezahürü ve dışavurum fotoğrafından başkası değildir. 

Satın Alınmış Ödüller!

Sakın kimse kimseyi kandırmaya kalkmasın, dini değerleri kullanan "dinciler" başta olmak üzere toplumumuz her yönüyle tefessüh etmiş, yani kokuşmuş bir çözülmüşlük içerisinde. Fırsat bu fırsat kabilinden ortalık toz duman, piyasa açgözlü çarpıcı uyanıkların elinde. Şöhret budalalığı ve dünyalık hırsı ile yanıp tutuşanlar bu uyanıkların yegâne sağmal ineği konumundalar. Gün geçmiyor ki bir saadet zinciri operasyonları ile karşılaşmayalım. Dünyalık hırsının saadet zinciri, işin maddi yönünü yansıtırken saadet zincirinin bir diğer boyutu da sahte itibar ve şöhrete kavuşmak olarak açıklanabilir.

Sosyal medyada rastladığım Mürsel Ferhat Sağlam isimli bir kişinin tespitleri tüylerimi diken diken etti:

"Sosyal medyada her şeyin satıldığını gördüm ama bugüne dek uygun fiyatlı ödül satıldığını hiç görmemiştim. "Ödülünüzü ünlü bir mankenin elinden alacaksınız ve ünlü bir sanatçı ödül töreninde konser verecek... Gecenin sunucuları ise şu ünlü adam ve şu ünlü kadın olacak." gibi açıklamalarla satışa çıkarılan ödüllerde yaptığınız işe veya uzman olduğunuz alana göre bir ödül kategorisi bile üretiyorlar. "Yılın Boş İşler Müdürü Ödülü" isterseniz belki onu bile ayarlarlar. 

Evet, Türkiye'de ödüller böyle dağıtılıyor. 

Bazıları aleni şekilde göstere göstere ödül satıyor bazıları da bunu çaktırmadan yapıyor. Hatta bu işin komisyoncuları bile türemiş. "Sana şu ödülü bağlarım ama danışmanlık ücreti bu" diye sözde "network" etkinliklerinde dolaşıyor bu tipler. 

Komik desek komik değil, acı desek acı değil. 

Peki tüm bu olanlar ne?

KAYNAK:https://tr.linkedin.com/posts/murselferhatsaglam_%C3%B6d%C3%BCl-sat%C4%B1l%C4%B1k %C3%B6d%C3%BCl-awards-activity-7115604980534849537-agky?trk=public_profile_like_view

Teşekkür Borcum

Değerli okurlar,

Sözlerimin nihayetinde teşekkür borçlu olduğum bir güzel insandan bahsetmek istiyorum.

O müstesna şahsiyet, Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin İletişim ve Tanıtım Sorumlusu İbrahim Hayta bey...

Allah'ın Resulü "İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır." diyerek insanlara özveri ve iyiliği önermiştir. Benim nazarımda o insanlardan biri de İbrahim beydir...

Muttali olanlar bilir, hayli zamandır sağlık sorunlarım nedeniyle sık sık hastaneler benim adeta ikinci evim oldu.

İstanbul hastaneleri başta olmak üzere İzmir ve Malatya'da defalarca şifa arayışlarım oldu. El'an Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ayağımda nükseden diyabetik ayak yarası nedeniyle hiperbarik tedavisi altındayım. Büyük bir, ihtimamla tedavim takip ediliyor. Uzman Dr. Özgür Yılmaz'a ve Hiperbarik Ünitesinin Su Altı, Hava ve Uzay Hekimi Ecem Dak Dedekargınoğlu hanıma buradan teşekkürlerimi sunuyorum.

Hastanelerin hasta alanları ve odalarında internet imkânı yoktur. Aslında olması gerekir, günümüzde gündelik işlerin birçoğu internet üzerinden yapılıyor. İnternet giderek duyu organlarımızdan gözümüz ve kulağımız gibi bir işlevi yerine getiriyor. İnternet ve bilgisayar vasıtasıyla erişme imkânımız olmayan en ücra kaynaklara ulaşıp, okuyor, yazıyor, çiziyor, görüyor, izliyor ve işitiyoruz. Çağımızın olağanüstü bir teknoloji hizmeti bunlar, bu buluşu yapanları saygıyla selamlıyorum. Aleyhte kullananlarsa her ortam ve durumda daima olacaktır... 

Konuyu dağıtmadan bahsimize dönelim. 

İnternet imkânı bulamadığım için gazetedeki mutad yazılarım aksamış ve bu durumun üzüntüsünü yaşıyordum.

Hastanenin İletişim ve Tanıtım Sorumlusu İbrahim Hayta beye sorunumu anlatınca çözümü kolay dedi ve cep telefonundan bağlantı kurulabileceği yöntemini izah ederek internet bağlantımı sağladı. Bu yazılar sizlere değerli kardeşim İbrahim Bey sayesinde ulaşıyor. Sonsuz kere sonsuz teşekkürler İbrahim Kardeşim...

Yazarın Diğer Yazıları