Yol ve Gidiş Üzerine
Necip Cengil
Karanlık bir gece yol görünmüyor
Yürüyorum dikenlerin üstünde, diyordu sanatçı… Aslında yola çıktığımızda aydınlıktı, öyle görüyorduk.
Karanlığın bizi yutamayacağını söylüyorduk. Korkmuyorduk tuzaklardan ve derken kurulan tuzaklardan habersiz yol aldığımızı anladığımızda çok zaman geçmişti.
Belirsizlikler, yolun zorlukları, engeller hep vardı ve hala var. Sözümüz vardı insanlığa, umut olacaktık, yolumuz umudun kendisiydi fakat hesap edemediğimiz engellere takıldık ve yazdım:
Gözlerim buğulanır hep uzağa bakarak
Hüzün ortak oldu bana yol üzerinde
Bir iniş/bir çıkış, inip ve de çıkarak
Dizlerim bir hal oldu, uzun yollar uğruna…
Oysa:
Dosttuk biz, hayra koşuyorduk.
Hakikat pınarında buluşuyorduk,
Güneşsiz sabahları aydınlatıyorduk...
Aldanışları göremeyenler oldu, zamanı aleyhine şahit yazanlarımız yaptıklarına dikkat etmedi ve gördüklerimi, hem kendi hayatım, hem şahit olduklarım için şiire sığdırmaya çalıştım söylemek istediklerimi:
Zamanı tüketerek yürüyor insan...
Biten o... yitirdiği kendisi...
Görmüyor renginin nasıl da solduğunu,
Aynalarla arası yok sormuyor…
Umutla yola çıkmıştık, hayata katacağımız değerler vardı. Çırpındık, yorulduk, mücadeleyi bırakmadık ancak hoyratça sömürülen emeğe şahit olduk. Yine şiirle söylemeye çalıştım:
Düştüm umut dolu yollara,
Dağların üstüne izlerim düştü.
Yenilmedim bil yorgunluklara,
Hayata, gözyaşım terim düştü.
Ak düştü simsiyah saçlarıma,
Yıllara yüzümden çizgiler düştü.
Hedefi olmayan veya hedefi geçici saltanat ile tanınmak olan, satılık rüyalarla dolu hevesler içinde savrulan kişiler gördük ve hala görüyoruz. Belki anlarlar diye yine şiirle anlatmak istedim:
bir gecelik düş, yorulursun
satın alınacak rüyalarla savrulursun
kim bilir, kimin pazarında
son satıcın ve alıcın belirsiz
son bahar yaprağı gibi çiğnenirsin
Uyarmak bir kardeşlik görevi idi, öyle biliyorduk. Gitmek istedikleri yolun şaşaası, şatafatı, alkışlarının kendilerini yutacağını söylemek istedik bazılarına, dinlemediler, şimdi kendilerini kazançlı bizi “hala orada duran zavallılar” olarak görüyorlar. Oysa şu an “ben” dedikleri netice aslında “onlar” değil başkası:
demiştim
gitme o yola
ötede aradığın
zehirli sarmaşık
sarar, sarmalar
geriye kalan sen olmazsın.
Utanmayı unuttu niceleri, “haya”yı bir Pazar metaı olarak gördü niceleri ve devam ediyorlar. Uyarımızı not etmek istedik:
hayanın kışı, yazı, baharı olmaz
güz yaprakları gibi dökülmez
dökülürse
hayat olmaz
Ve…
Ey ser-i divanem sen kendini akil sanırsın.
Tuttuğun “re’yi nü” seni vara götürmez
Hayat devam ediyor, yol yürüyüş bekliyor. Herkes seçer yolunu, kimi güle, kimi zehirli sarmaşıklara arkadaş olur.
ey yürüyüş
seni bilerek
seni severek seçtim
Derken huzuru beslemekten, hayata değer katmaktan bahsediyor ve aklımızla yüreğimiz insanlığın umudunu birlikte taşıyabiliyorsa, ne mutlu bize!