Sevgi Neydi? (YA DA İLYAS, CEMŞİT VE ASYA’NIN SEÇİMİ)
Geçtiğimiz günlerde Türk sinemasının en sarsılmaz çınarlarından birini, o deli dolu bakışlarıyla hafızalarımıza kazınan efsane aktör Kadir İnanır’ı kaybettik. Onu uğurlarken, şüphesiz hepimizin aklına o efsanevi karakteri, kamyonuna sevgiyle bağlı, hatalarıyla ve tutkusuyla hayat bulan İlyas ve Türk sinemasının en büyük başyapıtlarından biri olan "Selvi Boylum Al Yazmalım" geliyor. Kadir İnanır’ın hatırası önünde saygıyla eğilirken, bu vesile ile onunla ölümsüzleşen bu hikayenin derinliklerinde kalan çok eski bir ikilemi bugün yeniden düşünmek gerekiyor: Sevgi nedir?
Her şeyi bırakıp gidecek kadar birine tutulmak mı, yoksa gerçek hayatta zorluklar karşısında güvenli bir limana sığınmak mı?
Cengiz Aytmatov'un ölümsüz eserinden Atıf Yılmaz’ın beyaz perdeye uyarladığı hikayede Asya, taşrada yaşayan genç bir kadındır. İlyas ise şehirli, yakışıklı, çapkın ve kamyonuna tutkuyla bağlı bir şoför. Birbirlerine delicesine aşık olur, nikahsız bir düğünle evlenirler ve Samet adında bir çocukları dünyaya gelir. Ancak zaman, aşkın büyüsünü sorumlulukların ağırlığı altında ezmeye başlar. İlyas sorumluluklarından kaçar, Asya’yı aldatır, ona çok kötü davranır ve nihayetinde anne ile çocuğu habersizce terk eder.
Aldatıldığını fark eden Asya ise ne yapacağını bilemez bir halde iken karşısına Cemşid çıkar; hoşgörülü, nazik, yardımsever ve anlayışlı bir adam... Asya, Cemşid’den hep iyilik ve şefkat görür. Samet onun ellerinde büyür, ona "baba" der ve Asya, Cemşid ile evlenerek yeni bir hayat kurar.
Fakat kaderin cilvesi büyüktür. Bir gün Cemşid, yardıma ihtiyacı olan yabancı bir adamı kurtarıp evine getirir; bu adam İlyas’tan başkası değildir. İlyas, hatasını anlamış bir halde Asya’ya kendisiyle gelmesini teklif eder.
Ve o an, Asya için seçim yapma zamanıdır: Aşık olduğu ve kendisine aşık olan ama güven vermeyen birini mi, yoksa kendisini çok seven ama kalben bağlanamadığı o güvenilir limanı mı tercih edecektir?
Bir tarafta canını yakan, sorumluluktan kaçan bir tutku; diğer tarafta ise Samet’in babası olmuş, biri. Asya, biraz da oğlunun tutumuyla macerayı değil, güvenli limanı seçer. Filmin bu sonu içimizi buruk bir sıcaklıkla ısıtır.
Belki de bizi umutlandıran şey, aşkın emekle kazanılabilme ihtimalidir.
Gelin senaryoyu değiştirelim: Asya köyde büyüyen çaresiz bir genç kadın olmak yerine; şehirde büyümüş, okumuş, bir meslek sahibi olmuş ve ekonomik özgürlüğünü eline almış, ayaklarının üzerinde duran biri olsaydı ne yapardı? Yine de sevmediği Cemşid’i seçer miydi? Ya da sonunun hüsran olacağını bile bile, o sorumsuz aşkın peşinden sürüklenmeye devam eder miydi?
Yoksa her ikisini de reddedip, oğlu Samet’in elinden tutarak kendi çizdiği yolda gururla yürür ve oradan uzaklaşır mıydı?
Bu soruların asıl cevabı, Asya’nın bireysel özgürlüğünde saklıdır. Eğer Asya eğitimli, üretime katkıda bulunan, ekonomik olarak kimseye muhtaç olmayan bir kadın olsaydı; kararlarını toplumsal baskılardan ve "hayatta kalma" endişesinden uzak, sadece kendi iradesiyle verebilirdi. İşte o zaman hangi yolu seçerse seçsin, Asya’nın gerçekten "kendi seçimini" yaptığından bahsedebilirdik.
Bugün İlyas’a, yani usta oyuncu Kadir İnanır’a veda ederken, filmin bize bıraktığı o en can alıcı soruyu yeniden sormanın vaktidir:
“Sevgi neydi?”
“Sevgi emekti.”