Enes Tarım

Deprem birilerine dokunmalı

Enes Tarım

Yaklaşık on yıldır net haberde yazıyorum... 
Gazetedeki arkadaşlar bilir bu on yılın hiçbir döneminde yazılarımı hiç aksatmadım... 
Ancak bu yaşadığımız öyle bir affetti ki her şeyi unutup can derdine düştük hepimiz...
Son üç hafta yaşadığımız şeylerin ağırlığı yazı yazacak ortam ve imkan bırakmadı...
Bu süreçte hepimiz çok büyük acılar yaşadık hala da yaşıyoruz ..
***
Aslında bir normalleşme dönemine doğru gidiyorduk... 
Normalleşme derken tabii ki hayat hiç bir zaman çoğumuz için artık eskisi gibi olmayacak...
Ancak sarsıntılar azalmıştı korku ve paniklerimiz bir nebze de olsa yerini sükunete bırakmaya başlamıştı... 
Ta ki geçtiğimiz haftaki 5.5 şiddetindeki Yeşilyurt merkezli depreme kadar.... 
Ve tekrar her şey yeniden sil baştan oldu... 
Üstüne bir de bazı deprem uzmanlarının bölgede yine yüksek şiddette artçılar beklendiğini duyurması üzerine tuz biber ekti... 
Tekrardan ilk günlere o korku panik anlarına geri döndük... 
Korku panik derken sizde de öyle mi bilmiyorum ama artık en küçük bir sarsıntıda içimden bir şeyin koptuğunu hissediyorum... 
Yani hayatla ölüm arasında bir anlık bir kopuş bir ayrılış bir geri gelme mi desem buna... 
Bir an bulunduğunuz mekan büyük bir uğultu ile sallanmaya başlıyor ve bir beklentiye giriyorsunuz...
Sarsıntı çok şiddetli mi olacak yoksa hafif mi geçecek.... 
Her tarafı yıkacak hiç bir şey bırakmayacak mı; yoksa sadece dokunup mu geçecek...
***
Hülasa bu son bir ayda yaşadığımız şeyler hepimizin psikolojisini büyük ölçüde bozdu... 
Özellikle kadın ve çocuklarımız daha dirençsiz zayıf ve narinler....
Şüphesiz şehir olarak ülke olarak kötü günler yaşıyoruz... 
Birçoğumuz yakınlarını sevdiklerini kaybetti...
Bazılarımız bir ömür emek vererek birikim yaparak almış olduğu evini iş yerini eşyalarını kaybetti... 
Büyük bir kısmımız geleceğini...
Ama öyle ya da böyle hayat devam ediyor edecek de...
Ancak bilinmesi gereken bir şey var ki o da böyle olmasının sorumlusunun biz olmadığı gerçeği...
Bizler halk olarak edilgen pasif ve herhangi bir şeye gücü yetmeyen mazlum kitleleriz...
 Kamuya ait devletin düzenlemesi gereken kontrol etmesi denetlemesi gereken bir düzen içerisinde devletin otoritesine bağımlı yaşıyoruz.... 
Hiçbirimiz bir ev alırken zemin etüdü yapmadık... 
Aldığımız binanın kolonları gerçekten sağlam yapıldı mı sorusunu sormadık... 
Devlete kamu idarecilerine seçtiğimiz belediye başkanlarına onların atadığı uzmanlara mühendislere teknik kadrolara güvendik...
Hiçbirimiz bir ev alırken müteahhit malzemeden çalar mı eksik malzeme kullanır mı ya da depreme dayanıksız bir zemin üzerinde ev yapar mı diye düşünmedik...
Devletin koca koca kurumları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı var dedik... 
Devletin yapı denetim kurumlarının olması birtakım deprem yönetmeliklerinin son Sakarya depreminden sonra yeniden düzenlenmesi yeni yapılan binaların daha sıkı kontrol edilişini ve depreme uygun yapılar olarak inşa edildiğini düşünmemizi sağladı...
Keza sağlam zeminler üzerinde inşa edildiğini de...
Biz öyle sanıyorduk...
Demek ki yanılmışız...
Ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği ortadayken ve deprem uzmanları yıllardır en az 7 ya da 8 şiddetinde depremler her an vuku bulabilir diye bas bas bağırırken yaşadığımız şeye ne anlam verebiliriz ki...
Bu yedi buçuk şiddetindeki depremde tüm binalar tuzla buz olmuşken şimdi ne diyebiliriz ki?
***
Şu anki tüm bu yaşanan şeylerin müsebbibi sadece müteahhitler değil onlardan öte Malatya'nın yerleşiminde yerleşim planlarında imar planlarında söz sahibi olan karar alan karar veren ve sonuçta da bunu denetleyen ilgili kamu ve yerel yönetim kurumlarının yöneticileridir...
Onların ilgisizliği kayıtsızlığıdır... 
Bu sorumluluk öyle sadece bir kaç müteahhiti ekranlara çıkarıp tutuklayıp onları linç etmeyle çözülebilecek içinden sıyrıılabilecek bir konu olmamalı... 
Özellikle Malatya'nın yeni yerleşim yerleri olan Fahri Kayahan ve Bostanbaşı'nın tarumar olması tüm binaların kolonlarının patlaması ve bu durumum genel olarak hemen hemen tüm binalarda olması kesinlikle affedilmemesi gereken bir hata bir suç olmalı...
Halk yığınları sessizdir içten içe konuşur ve tahammüllüdür...
Sabırlıdır sakindir çoğu zaman...
Seçmiş oldukları belediye başkanlarına o başkanların yönetimleri altında yer alan kontrolden sorumlu mühendislere teknik personele ve bunun ötesinde tüm bunların da üzerinde denetim yetkisine sahip kamu kurumlarındaki ilgili yöneticilere güvenir... 
Bu yüzden ev alırken iş yeri açarken zemin etüdüne bakmaz binanın dayanıklılığından anlamaz kaç milim demir kullanıldığını bilmez oturduğu binadaki çimento oranlarından bihaberdir...
O halde birileri bu yaşadıklarımızın hesabını sormalı...
Birileri bu yaşadıklarımızdan ötürü cezalandırılmalı hesap vermeli...
Üstü kapatılıp örtülmemeli yeni bir sayfa açılmamalı...
Bu iş üç tane mütehadin bir ay bir cezaevinde dinlendirilmesi ile kalmamalı...
Deprem bu faciadan sorumlu herkese dokunmalı...
Selam ve dua ile...
 

Yazarın Diğer Yazıları