Mutlu İnsanlar Şehri
Ali Yiğit
Her şehr-i emin bulunduğu şehri yaşanabilir kılmak ve insanların mutlu bir şekilde yaşamaları için projeler geliştirirler..
Yapması gerekenleri yapmak üzere gayret içerisinde olduklarını görürüz şehr-i eminleri.
Modernitede mutlu şehirler için şu anlam yüklenir.
Çalışmak, yenilikçilik, hizmetlere erişebilirlik, üretim potansiyeli, ticaret becerisi vs..
Günümüz şartlarında bir şehrin yaşanırlığının ölçüsü, eğitim, ekonomi, hizmete kolay ulaşım, geniş yollar, trafik sorunu olmayan diye uzayıp gidiyor..
Şehirde yaşanabilirliğin memnuniyet ve mutluluğu maddi anlamda düşünürsek yanılırız.
Bütün hizmetlere ulaşılabilir olunmasına rağmen yaşadığı şehirde mutlu olamayan insanların olduğu da bir gerçektir..
Trafikte birbiriyle kavga eden, şiddet haberlerinin ardı arkası kesilmeyen, tahammülsüzlüğün, toplumsal duyarsızlığın sıradanlaştığı, aynı bayrağın altında aynı kıbleye yönelen insanların, bir lig maçına pala, bıçak, sopa vs. aletlere maça gitmeleri, akabinde bir kavga anında birbirlerine acımasızca vurduklarına şahit olduğumuz şehirler ne kadar mutluluk verir ki?
Yaşadığımız mutlu şehirlerin, rezidanslara dönüşmesiyle kaybettiğimizin farkına varmadık.
Elbette artan nufus karşısında yeni yeni konut ihtiyacı bir gerçektir.
Ancak biz var olan konutları yıkarak işe başladık.
Yani bomboş duran dağlara konut yapmak yerine mahalleleri yok ederek konut ihtiyacını karşıladık.
Şehri ihya ederken ''Hafızayı İmha'' ettiğimizden ötürü bu gün sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşma, toplumsal duyarlılık, bizi biz yapan milli ve manevi değerleri arka plana attık.
Çünkü biz betonu şehre davet ederek mutluluğu sonlandırdık..
Köyleri ihmal ederek mutluluğa kurşun sıktık..
Biz kentsel dönüşümle mahalleleri yok ederek mutluluğu kaçırdık..
Biten komşuluklarla mutluluğu küstürdük..
İnsanlar şehri inşa etmeye başlayınca mutluluk kayboldu..
Şehir üretir Kent tüketir..
Kentte yaşamayı modernlik gören insanımız şehre gelince işin renginin nasıl değiştiğinin farkına vardı ama iş işten geçti..
Niyetimiz köyden şehre göç eden insanımıza suçu atmak değil..
Aslında köy kaliteli ve mutlu bir yaşam anlamına gelir..
Ancak gel gör ki yıllar öncesinden başlayan yanlış politikalar ve köylerdeki hizmet yoksunluğu insanımızın köyden ayrılışını hızlandırdı..
Uygulanan yanlış politikalar yüzünden köylerde biten tarım ve hayvancılık köyden şehre göçü hızlandırdı.. Şehre gelen insan topraktan ayrı düştü, geçmişine özlem duydu..
Doğduğu ve doyduğu topraklara hasreti şehirde asgarî ücrete tercih etti.. Ama yanıldı..
Köyden şehre gelen insan umduğunu bulamadığı gibi uyum sağlaması ise işin ayrı bir boyutu oldu..
Şehre yığılan insanlar topluluğu alt yapısı yoğun göçü kaldırmayan şehirde sağlık, eğitim olmak üzere birçok sorunu da birlikte getirdi..
Geniş bahçelere hasret kalan, doğal bir yaşam alanı diyerek insanlara sunulan beş metrelik yeşil alana sahip kılınmaları ne anlam taşır?
Kentleri şehirleştirenler, sadece devasa beton binalar dikerken, insanları odun istifi misali apartmanlara doldururken kuş sesinden, suyun şırıltısından, toprağın neşvesinden, yağmurun kokusundan mahrum etmeye ne isim verebilir?
Sebzenin iyisini, meyvenin güzelini, yumurtanın tazesini, yoğurdun yenisini, peynirin yağlısını artık köreltilmiş köylerden alamayan şehirli, organik gıdalarla beslenme yerine nelerle beslenir? Etin tabiî olanı yerine fennî yemle hormonlarla kısa sürede yetiştirilen kanatlı hayvanlarla çiftlikte beslenen küçük ve büyükbaş hayvanlara edilen eziyeti, bilim ve insanlık açısından kim savunabilir?
Sütün tadını, yoğurdun lezzetini kaybettiği ortamda etin nefasetini yitirdiği, yumurtanın hastalıklı odluğu, tavuk etinin plastikleştiği, ayranın bile hazır alındığı, yürümenin yerini asansörlerin, arabaların aldığı, işle ev arasında robotlaşan insanın sağlıktan sıhhatten düştüğü, sentetik ilaçlara mahkûm kılındığı şehir hayatında köylünün, kasabalının rahat edeceği nerede görülmüştür?
Şehirlinin yılın iki-üç haftalığına ormanın ve denizin ve oksijenin bol olduğu köy alanlarında dinlenmeye koyulduğu hayat serencamında köylünün ve ilçelinin mahkûm kılındığı şehir hayatında geleceği kaybettirilen, karın tokluğuna çalışan insanların şehirli olabilmeleri mümkün müdür?
Köylünün kendi mekânında saltanat sürdüğü, şehirde süründüğü hepimizin bilgisi dâhilindedir. Eğitimin yaygınlaştırılması, sağlık hizmetlerinin artırılması, üretim olanaklarının sunulması, üretilenlerin değeri üzerinden satılması ve diğer olumsuzlukların ortadan kaldırılması şehre göçü azaltırsa, şehir hayatındaki dengeler korunabildiği gibi, kent ve köy hayatında iyileştirmeler sağlanabilir.
Şehir içinde korunaklı, etrafı duvarlı kentler inşâ eden anlayış, köyden geleni kapıcı, hizmetçi olarak görürken, kendisini efendi ilan etmiyor mu? Taşı-toprağı altın denilen şehre gelenin memnuniyetsizliğinden geriye dönüş olmazken, şehir içinde mutlu yaşadığını iddia etmesi mümkün mü?