Abdullah Ergün

Emeği Geçen Herkese Teşekkürler!

Abdullah Ergün

Avrupa Milletler Ligi’nde mücadele eden Milli Takım, İtalya karşısında ortaya koyduğu futbolla bir kez daha şaşırttı. Ama bu kez iyi futboluyla değil, TFF Başkanını tribünlerden çıkartacak kadar kötü futboluyla…
Bu maçtan çıkarılacak çok ders var.
Bunların başında da Süper Ligimizde düdük çalan hakemler geliyor.
Barış Alper Yılmaz’ın ligde kendini yere attığı pozisyonlarda penaltı çalarsanız, aynı futbolcu Avrupa arenasına çıktığında benzer hareketleri yapmaya çalışınca Avrupalı hakemlerin oyunu devam ettirmesi kaçınılmaz. Üstelik hakemi aldatmaya yönelik hareketlerde sarı kart göstermekten de çekinmiyorlar.
Asıl sorun burada başlıyor.
Çünkü yıllardır lig maçlarından sonra benzer pozisyonlarda kendini yere atan futbolcuları savunan, her tartışmalı kararı “bizim futbolcumuz haklı” anlayışıyla yorumlayan amigo ağızlı futbol yorumcuları da bu düzenin bir parçası.
Sahadaki futbolcudan yöneticisine, yorumcusundan hakemine kadar herkesin aynı futbol kültürünü beslediği bir ortamda, Avrupa seviyesine çıktığımızda yaşanan hayal kırıklıkları da kaçınılmaz oluyor.
İtalya karşısında ayakta kalan nadir isimlerden biri ise Arda Güler’di.
Genç yaşına rağmen oyunun içinde kalmayı, mücadele etmeyi ve kalite üretmeyi sürdüren Arda, bir anlamda yıllardır konuştuğumuz başka bir gerçeği de ortaya koydu:
Futbolcu kendini yere atmak yerine ayakta kalmayı, mücadele etmeyi ve oyun içinde kalmayı öğrendiğinde Avrupa seviyesinde de karşılığını buluyor.
Üstelik Arda’nın sahadaki görüntüsü, futbolumuzdaki başka bir çelişkiyi de gözler önüne seriyor. Büyük paralar ödenen, kariyerinin son dönemindeki yabancı futbolculara milyonlarca euroluk sözleşmeler verilirken, genç ve yetenekli futbolcuların ortaya koyduğu futbolun değeri çoğu zaman bunun çok gerisinde kalıyor.
Bu sadece kulüplerin transfer politikasıyla açıklanabilecek bir durum da değil.
Kulüp başkanları yüksek maliyetli yabancı futbolcu transferlerine imza atıyor, televizyon programlarında bu transferler günlerce konuşuluyor, yorumcular milyon euroluk kontratları tartışıyor, taraftar da bütün bu tiyatronun içine çekiliyor.
Sonra aynı futbol düzeni Milli Takım’a geldiğinde hepimiz “Neden böyle oynuyoruz?” diye soruyoruz.
Cevabı aslında hep birlikte yıllardır oluşturduğumuz futbol düzeninin içinde aramak gerekiyor.
TFF Başkanı’nın tribünleri terk etmesi de bu tablonun başka bir görüntüsü.
Fatih Terim’in maçta yaptığı yorumlar da…
Bunların her biri tek başına bir olay gibi görülebilir. Ancak hepsini yan yana koyduğunuzda ortaya Türk futbolunun bugün geldiği noktaya dair daha büyük bir fotoğraf çıkıyor.
Bir tarafta sahada yaşananlar…
Bir tarafta tribünde yaşananlar…
Bir tarafta ekranlarda birbirleriyle kavga eden futbol programları…
Bir tarafta kendini yere atan futbolcuyu savunan yorumcular…
Bir tarafta yüksek maliyetli yabancı transferlerle kurulan kadrolar…
Ve bütün bunların sonunda Avrupa seviyesinde karşımıza çıkan bir Millî Takım.
Filenin Sultanları ve son olarak Avrupa Boks Şampiyonası’nda madalya kazanan sporcularımızın başarıları her zaman olduğu gibi zaman futbolun gölgesinde kaldı.
Çünkü bizde futbol sadece bir spor değil, başlı başına bir sektör ve gösteri alanı haline geldi.
Villa muhabbetleri can sıkmasına rağmen konuşuluyor.
Futbolcuların kendini yere atması tartışılıyor.
Federasyon başkanının stadı terk etmesi haber oluyor.
Futbol programlarında yorumcular birbirleriyle kavga ediyor.
Fatih Terim gibi Türk futbolunun en önemli figürlerinden biri, maç sonrasında yaşananları kendi penceresinden yorumluyor.
Ama bütün bu gürültünün içinde asıl soruyu unutuyoruz:
Biz nasıl futbol oynuyoruz?
Arabistan’dan sonra ülkemizin yüksek maliyetli yabancı futbolcular için önemli bir pazar hâline gelmesiyle övünüyoruz.
Belli yaşın üzerindeki yabancı futbolculara bol sıfırlı kontratlar veriliyor. Kulüp başkanları bu transferlerle taraftarın karşısına çıkıyor. Medya günlerce bu isimleri konuşuyor.
Sonra Millî Takım sahaya çıkıyor.
Medyanın klasik gazı her zaman olduğu gibi yine devreye giriyor.
“Bu gruptan çıkarız.”
“Bunlar bize rakip olamaz.”
“Bizim kadromuz çok kaliteli.”
Ve maç geldiğinde şapka düşüyor, kel görünüyor.
Çünkü futbol sadece isimlerden, maaşlardan, transferlerden, yorumlardan ve reklamlardan ibaret değil.
Sahada mücadele etmeniz, doğru futbolu oynamanız ve Avrupa futbolunun gerçekleriyle yüzleşmeniz gerekiyor.
Neyse…
Sorun değil.
Annemizin Ligi bizleri bekliyor.
Orada yine aynı pozisyonlarda penaltılar, aynı tartışmalar, aynı yorumlar, aynı kavgalar ve aynı büyük laflar bizi bekliyor.
Emeği geçen herkese teşekkürler!

Yazarın Diğer Yazıları