Mehmet Demez Uzm. Klinik Psikolog

Ruhun Sesi

Mehmet Demez Uzm. Klinik Psikolog

Hayatın koşturmacası içinde dış dünyadaki gürültü, her sabah başlayan telaş, yetişilmesi gereken işler, sorumluluklar, ekranların oluşturduğu kesintisiz uyarıcı akını... Tüm bunlar olurken bedenimiz sinyaller verir, zihnimiz yorulur; ancak sıklıkla ruhumuzun artık dur deyişini görmezden geliriz. Her yıl 10 Ekim’de kutlanan Dünya Ruh Sağlığı Günü bize durma, soluklanma ve ruhsal dünyamızı yeniden düzenleme çağrısı yapar.

Ruh sağlığı sorunları, tıpkı tansiyon veya şeker hastalığı gibi son derece insani ve evrensel deneyimlerdir. Buna rağmen, toplumda hâlâ bir damgalama kültürü var. Kişiler bedenleri ağrıdığında hastaneye koştukları halde, ruhları acıdığında "zayıf" görünme korkusuyla yardım istemekten kaçınabilmektedirler.

Zayıf görünme korkusu, kendi başıma halletmeliyim yanılsaması veya el alem ne der kaygısı, bireyleri içsel acılarıyla baş başa bırakır. Oysa psikolojik destek almak, geçmişin çözülmemiş düğümlerini çözmek, sorunlarımızla yüzleşmek ve bugünün stres kaynaklarıyla baş etme mekanizmaları geliştirmek en büyük cesaret göstergesidir.

Ruhsal zorluklar yaşamak bir zayıflık değil, son derece insani ve evrensel bir durumdur.

Ruh sağlığı çalışmaları yalnızca kriz anlarında müdahale etmeyi değil, krizler kapıyı çalmadan önce dayanıklılık oluşturmayı da kapsar. Bireysel düzeyde atılan adımların yanı sıra, toplumsal düzeyde koruyucu ruh sağlığı modellerinin geliştirilmesi hayati önem taşır. Özellikle çocukluk ve ergenlik dönemi, yaşam boyu sürecek ruhsal dengenin temellerinin atıldığı kritik bir evredir.

Günümüzde hızla yayılan dijital bağımlılıklar, sanal dünyanın oluşturduğu sahte kimlikler, akran zorbalığı ve yüz yüze iletişim kopuklukları yeni neslin ruh sağlığını tehdit eden en önemli unsurlar arasındadır. Okullardan ailelere, sivil toplum kuruluşlarından yerel yönetimlere kadar uzanan geniş bir ağda; çocukların duygularını ifade edebildiği, ebeveynlerin bilinçli rehberlik alabildiği ve gençlerin gerçek bağlar kurabildiği önleyici programlar hayata geçirilmelidir. Koruyucu ruh sağlığı, geleceğe yapılan en kalıcı yatırımdır.

Ruh sağlığımızı korumak; küçük, tutarlı ve şefkatli adımlarla mümkündür: Öncelikle duygularınıza alan açın. Duygularınızı bastırmak yerine onlara "Hoş geldiniz" demeyi öğrenin. Öfke, kaygı veya hüzün de en az sevinç kadar insani misafirlerdir.

İkinci olarak, dijital sınırlar koyun. Sosyal bağlarınızı güçlendirin. İnsan sosyal bir varlıktır ve en büyük koruyucu faktörlerden biri güvenli ilişkiler ağıdır. Derinlemesine sohbetler edebileceğiniz, yargılanmadan dinleneceğiniz sahici bağlar kurmaya özen gösterin.

Hayır diyebilme cesaretini gösterin. Başkalarını memnun etmeye çalışmak ruhsal enerjinizi tüketir. Sağlıklı sınırlar koymak bencillik değil, kişisel sürdürülebilirliğin gereğidir.

Uyku hijyenine dikkat edin. Kaliteli bir uyku için ekran ışıklarından arındırılmış, düzenli saatlerde uyunan bir uyku rutini oluşturun.

Fedakâr ve diğergâm olmaya gayret gösterin. Başkalarına yardım etmek, bir gönüllülük faaliyetinde yer almak veya toplumsal bir fayda üretmek, insana derin bir anlam ve aidiyet duygusu vererek yalnızlık hissini azaltır ve psikolojik bağışıklığı güçlendirir.

Yükleriniz ağır geldiğinde, bir ruh sağlığı uzmanından destek almaktan asla çekinmeyin. Profesyonel bir bakış açısı, kendi göremediğiniz kör noktaları aydınlatabilir.

10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü vesilesiyle ruhunuzun sesine kulak verip, kendinize şu soruyu sorun: “Son zamanlarda ruhumun en çok neye ihtiyacı var?”

Bedenimize gösterdiğimiz özeni ruhumuzdan esirgemediğimiz, birbirimizin yaralarına şefkatle yaklaşabildiğimiz bir dünya dileğiyle...

Ruhunuza iyi bakın.
Hoşça bakın zatınıza…

Yazarın Diğer Yazıları