Enes Tarım

Whatsapp diyalogları

Enes Tarım

Hikmet Yıldız: İnanmak bir irade işi midir?

Enes Tarım: Bence evet...

Ama fıtratta da buna bir meyil olması bunun ilk inan aşamasına start veriyor galiba...

Hikmet Yıldız: İnanmak bir seçim değil ki; kalbin mutmain olmasıyla ilgilidir. Kalben tatmin olduysanız inanırsınız, sonra inanmanın gerekçelerini arayıp rasyonel bir temele oturtursunuz.

Enes Tarım: Kalbin mutmain olması da bir seçimdir. Mutmainlik bir inanıp inanmama sürecinin sonucudur. Mutmain olmak evet ya da hayır sürecinde bir karara varmaktır. Bu belki imanın ilk aşamasında bilinçsizce yapılan bir eylemdir. Ancak ilerleyen süreçlerde iç bilinç düzeyinde bireyin kendi benliğine sorduğu sorularla evet ya da hayırda mutmain olma mutmainliğe ulaşma süreci vardır...

Hikmet Yıldız: Ben de ilk iman kıvılcımından bahsediyorum, sonrası bunu sağlamlaştırmanın delillerini arayıştır. Bazen de delillerden yola çıkıp imana giriş vardır ki bu da bir özgür irade seçiminden çok, kalben tatminin sonucudur...

Enes Tarım: O konuda haklısınız...

Hikmet Yıldız: Arayış, irade gerektirir. İman kalpte oluştuktan sonra, nefsani bir yaşam peşinde koşmak isteyen insan, imanın getirdiği sorumluluğu taşımamak adına inkara kalkışır, inkar ise iradidir. Ondan dolayı ceza gerektirir...

Enes Tarım: Pekâlâ Allah'ın olmadığı yerde her şey meşru mudur sizce?
Yani insanlık iyi ve kötü ayrımını bir deney tecrübe sonucu mu edinir yoksa iç benliğinde fıtratında bu yüklü müdür?

Hikmet Yıldız: Eğer ahlakı sadece din eksenli düşünürsen, meşru değildir. Eğer toplum kaynaklıdır dersen, kimsenin olmadığı yerde yaparsın, eğer insanın iç sesi, kemalatı ile ilgilidir dersen erdemli insan için meşru değildir deriz. Ama benim fikrim; insanın doğuştan gelen fıtri bir ahlakı, ailenin, toplumun yüklediği ahlakla tamamlanır. Benim fikrim; ahlakı sadece Allaha bağlamak ahlaksızlıktır...

Enes Tarım: İnançsız insan ahlaksızdır gibi bir seviyesizlik yapmam. Ancak neyin iyi neyin kötü olduğu neyin ahlaklı neyin ahlaksızlık olduğu itminanı Allah'tandır diyebilirim... Bu iç sestir yaratıcının bir yüklemesidir... Tüm olarak böyle olmasa da temel konularda böyledir...

Hikmet Yıldız: Yapılan çocuk deneylerinde, çocukların iyiyi ve kötüyü ayırt edebildiği görülmüştür. Bu da insanın doğuştan getirdiği bir ahlakı olduğunu gösterir. Buraya kadar tamam ancak, insan öğrenen, artan, değişen, gelişen, biyolojik psikolojik sosyal bir varlıktır. Zaman içinde ahlak üretir, değiştirir, geliştirir. Sadece doğuştan getirdiği temel oluşturur. Din ahlak üretmez. Var olanı geliştirebilir 

Enes Tarım: Muhterem hocam insanların büyük bir kısmını kötülük yapmaktan alıkoyan en önemli saiklerden biri dindir. Bunu nasıl yok sayarsınız?

Ramazan Saçık: Ahlak dindir...

Hikmet Yıldız: Din, gerçek inananlar için kurtarıcıdır. Dinsizken erdemli olan, dine erdemli olarak girer. Dinsizken ahlaklı olan, dine ahlaklı olarak girer. Karakter çok değişmez. Kötü insanın kötü olmasını engelleyen belki korkudur. Dünyada inandığı halde çokça kötülük yapan bir sürü örnek görebileceğin gibi, inanmayıp iyilik yapan da çok insan görebilirsiniz.

İnanmak insanı kötülükten alıkoyar mı dersen, cehennemle sık korkutma neden var derim. Bütün insanlar iyi olsaydı ceza yasalarına ihtiyaç olur muydu? İnanmak tek başına yeterli olsaydı, cennet vaadine, cehennem azabına değinilir miydi? İşte bu korkutmalar belki bazılarının kötülük yapmasını engelleyebilir. Ama bütün din sahipleri böyledir demek, diğerlerine haksızlık olur. Ve büyük oranda din, insanları kötülük yapmaktan korumuyor. Depremde yıkılan binaları inanmayanlar yapmadı. Bunların yapımına izin veren, denetleyen, çalışan, çizen insanlar inanmayan insanlar değiller.

Ülkede hırsızlığı inanmayanlar yapmıyor. Adaletsizliği, yolsuzluğu, kayırmacılığı inanmayanlar yapmıyor. Ve bunları seçenler de inanmayanlar değil. Demem o ki; din eğer kötülükten alıkoyuyorsa, bu insanlar inanmıyor demektir. Yok, eğer bu insanlar inanıyorsa din, kötülükten alıkoymuyor demektir. İnanmak, bireysel bir eylemdir. Eğer yakin bir imana sahipse insan, onun ahlakı en üstündür. Çünkü o neye, niçin, nasıl inandığını bilen aklını kullanan, erdemli insandır.

A Yusufoglu: O zaman inanmayan insanların ahlaksızlıklarını nasıl izah edeceğiz? O zaman inanç nedir onu sorgulamak lazım.

Güzel şeylere meyl etmek fıtri olduğu gibi kötü şeylere meyl etmekte fıtridir. Bunlara sınır getiren dindir. Eğer insan kendi hür iradesi ve aklıyla dine karar verirse bundan sonraki sorumluluk yani ödül ve ceza ona aittir.

Din (ilahi din veya İslam) fıtratın gereğidir. Çünkü dini hükümleri ve fıtratı var eden tek güç Allah'tır. "(Yoksa) İnsanlar; sadece “iman ettik” demekle, (öyle) imtihana tâbi tutulmadan (ve sonunda yeterli ve geçerli puan almadan) bırakılacaklarını (ve kurtulacaklarını) mı (zann ve) hesap etmektedirler."

Üstat Bediüzzaman‘ın çok güzel bir tespiti var. Üstat diyor ki mümin bir insanın her ameli imanından kaynaklanmadığı gibi kafir bir insanın her ameli de küfür değildir. Bu tür insanlar fıtratların gereği hayırlı amel işleyebilirler. Yani keyfi kâfirlerin her ameli küfür değildir. Fakat ben sizlere inanmayanların hayırlı amellerini değil de bunlarda yani inanmayanlar da fıtrat olduğu halde yine zalim olmaları ve insanları sömürmeleri noktasında fıtratın niye etkisi yok onu sormuştum.

Hikmet Yıldız: İyi insan iyi insandır. İnançlı iyi insan, inançlı iyi insandır. İnançsız iyi insan, inançsız iyi insandır. Başka tanıma da gerek yok. Herkesin hesabını görecek olan görecektir. Ben onların hesabının sonucunu merak etmiyorum. Bu dünyada nasıl davrandıkları beni ilgilendirir. Zalimlik dinle ilişkili bir olgu değil. Dindar zalimler olduğu gibi, dinsiz zalimlerde vardır. Sömürü, talanın dini yoktur. Mizaç, doğuştan gelen ve değişmezdir. Karakter, eğitim yoluyla kazanılır. Bu ikisi ise insanın kişiliğini oluşturur. İnsanın mizacı kötü olabilir, eğitimle karakter şekillenir ve iyi bir kişilik oluşabilir. Bu içinde bulunduğu aile, toplum ve değerler toplamıyla oluşur. Fıtrat budur. Yukarıda çocuklarla ilgili deneyde bahsetmiştim. İnsan iyiye ve kötüye meyilli olarak doğmakla birlikte iyiye meyil daha fazladır. Bu iyiye meyil elbette rabbanidir. Onun şekil bulması ise insanidir. İyinin dini yoktur. Ama İslam her iyinin sahibidir İyiye sahip çıkar. İşte Rabbimiz insanın insani boyutunun şekillenmesi ve hayırlı işler yapması için peygamberler göndermiş ve biz buna din diyoruz. Bu da şunu açıkça ortaya koyuyor ki gerçek din ilahi din insanın fıtratının sosyal hayatta etkili olması için bir nevi eğitim çalışmasıdır.

Hikmet Yıldız: Doğrudur ancak, bu dinsiz insanların da iyi şekillenmemin yolunu bulamayacaklarını, iyi bir ahlak inşa edemeyeceklerini, iyilik ile ilgili çalışmayacakları anlamına gelmez. Yani din sahipleri iyi, ahIakIı ama diğerleri kötü, kötülüğün sebepleridir anlamına gelmiyor. Kaldı ki dinin bunu başardığı da tartışılır. Tarihsel döngüye bakın. Mesela Kerbela. Yezidin ordusu dinsiz miydi?

A Yusufoglu: Hocam biraz önce bir tespitte bulundunuz ffıtri olanı insanileştirmek için eğitim dediniz... Bu eğitimi almak insan iradesiyle ilgilidir. Zalimleşmek insanın bir kararıdır dinden kaynaklanmaz. Allah merhametinden insanları peygamberleri vasıtasıyla vahiyle eğitir ama tercih insana aittir. Çünkü insan tercih sahibidir dilediğini seçer ve sonucuna katlanır. İnsan hakikate iki vasıtayla ulaşır. Bunlardan biri akıl diğeri ise vahiydir. Akıl başlı başına bir ilim kaynağı değildir muhakeme gücüdür. Zahirde gördüğü verileri muhakeme eder bir şeyler üretir. Ama din vahiyle sana bilgi verir seni düşünmeye sevk eder seni fıtratına uygun şeylere sevk eder.

Hikmet Yıldız: Sonuçta insan zalim bir dindar olabiliyorsa bence hala bu konuyu tartışmak anlamsızdır. İnsan, inanır ve zulmederse imanın bu insana katkısı nedir ki. Vesselam...

A Yusufoglu: Hikmet hocam sizde çok iyi bilirsiniz insan akıl vicdan nefis ruh kalp ten müteşekkildir. İnsan iradesi ve bedeni üzerinde hepsinin ayrı etkisi vardır. İnsan kalben ve aklen yani mutmain olarak inanırsa irade ile beden ona göre hareket eder ama bu mutmain derecede gerçekleşmez ise nefis devreye gider ve onu inancının tersine hareket ettirir. Bu gurupta bulunan hepimiz de dahil olmak üzere (istisnalar hariç) birçok insanımız çok iyi bildiğimiz bazı şeylerde nefsani davranabiliyoruz. Bu da bizim zaafımız.

Hikmet Yıldız: İnşallah zaaflarımızın farkında ve derdinde oluruz. Selamün aleyküm...

Yazarın Diğer Yazıları